Frankfurt, Bundesnachrichtendienst (BND) ve DSVGO

Geleli yarım saat kadar oluyor, bir saat bile dayanamadım…
Havalar, çok sıcak…
30 derece ve üstü(!)

Çok sarsıyor beni, haddinden fazla. Ev serin, sorun yok ama…
Gidiyor çalışmaya…
El ekmek tutmuyor, vicdan azabı çekiyorum…
Bende gidiyorum, gidip geliyorum onunla. Yalvarıyor git diye…
GIDEMIYORUM!

Ciddi ciddi konulara değinemiyorum, toparlayamıyorum kendini…
Hava radarına döndüm, yağmur, sıcak, soğuk, her şey ya her şey…
Etkiliyor beni.

Frankfurt…
DIKKAT…
Avrupa’da internetin düğüm ve dağılım noktası…
Burası şüphesiz ki bir devlet, kanun ve kuralları. Nizamı…
BND…
Frankfurt üzerinden interneti, iletişimi izlemekte. SÖZDE Alman vatandaşları izlenmiyormuş…
Duyda inanma…
Demek istediğimi anla.

DSVGO…
Sanırım sizlerde elektronik posta almışsınızdır, ONAYLA…
SAKIN ONAYLAMA…
Bırak öyle kalsın, özellikle FaceBok ve Whatsup denilenlerde, bırak cevaplama…
Mümkünse onaylama, Google, mecbur ediyor, Fake bir adres kullan, kendi hesabından onaylama…
Neden mi?
Yeni kanun ile unutulma hakkından feragat etme. Örneğin çok olumsuz bir yorum var internette, uygunsuz bir değerlendirme, ÖZELLIKLE ticariler, doktorlar için önemli…
Yine bilgi edinme hakkin…
Yazacaktım, hazırladım…
Polis, yazamadım, yayınlayamadım. Bu ve buna bezer haklar, okumadan, anlamadan sakın onaylama!!!

Çok önemli bir not:
Çocuklar ve sosyal medya denilen bok yiyen…
16 yaş ve üzeri…
Çıkarın çocukları oradan veya en azından ciddi ciddi uyarın anlatın tehlikelerini.

Evladın dediği gibi „Bir mezarmız burada da oldu“

Fatura gelmiş…
4352 Euro…
Mezar yeri parası…
28 seneliğine kullanım hakkı, neredeyse bir nesil…
Ve hukuki durum hala belli değil!

Öyle veya böyle…
Yaşıyorsan yurtdışında, bir çukura gireceksin…
İster Tayyipistan ister Almanya sigorta gerekli!

Ben gidiyorum pıka, pıka yapmaya…
Yolda arayacağım hunimi!

Yeni geldim, yârim saat oldu olmadı. İlk işim dövize bakmak oldu. Ne zihinsel ne bedensel (…) bitmişim, ayaktayım ama gel birde sen bana sor. İte muhtaç kaldım

Çok şeyi yaparım, yapabilirim ama haddimi de bilirim…
Bilmediğim konularda fikir yürütmediğim gibi yapamayacaklarım karşısında, boyumu aşıyorsa…
Ya parama geçer sözüm veya hatırım, nazım…
Evladı çağırdım, geldi arkadaşlarıyla, tabii parasıyla, harçlık yani…
😊
Almak istemediler, ZORLA VERDIM.

İte bak ya…
B.k olmadan kokmaya başladı, dalga geçiyor babasıyla…
Gerçi…
Boynuz kulağı geçermiş ya O benden üstün olsun, benden iyi olsun Allahtan daha ne isterim?
Varsın dalga geçsin…
Kurt kocayınca itin, köpeğin maskarası olurmuş ya!

Destur dostum desturrr… Şahsi görüşlerim bir yana kim gelirse gelsin bu zibidilerden iyidir!

Yokkk…
Tepki vermeden olmayacak, önce senin yazını okumalarını istedim İzmirlim…
AMA…
Önce Bekir Bey’i okusalar, O ruh haliyle seni…
Daha iyi olacak belki!?

Utanmak…

Beşeri düzen için en gerekli duygudur; utanma duygusu…
*
Utanma duygusu insan ile birlikte var oldu, ilk insanlar Havva anamız ile Adem babamızda utanma duygusu vardı…
Yeryüzüne çıplak inmişlerdi…
Adem babamız giysi olarak daha çok maydanoz yaprağı üzerinde durduysa da, Havva anamız geniş ve enli incir yaprağını bulup örtündü…
*
Demek ki utanmak duygusu; korku, öfke, ezmek, hırs, nefret, kuşku, isyan, acımak, iktidar tutkusu gibi duygularından önce vardı insanda…
*
Utanma duygusu; kanunlardan, kararnamelerden, polisten, mahkemelerden daha çok gereklidir insanoğluna…
İnsanlar tüm kanunları bilemezler…
Her insanın başına bir polis dikemezler…
Yargıçlar her an orada olamazlar…
Ama insanın içinde biraz olsun “utanma duygusu” varsa… O duygu her an omuzlarındadır… Utanılacak her davranışta içeride bir mahkeme kurulur… Kişinin dünyasında bir duruşmadır başlar… İddianame yanaklara al al yansır…
Ve utanma duygusu varsa, utanılacak eylemlere izin vermez…
*
Utanma duygusu yoksa:
İnsanların gözünün içine baka baka yalan söyler…
Aldatır…
Kandırır…
Çalar…
Çırpar…
Hak tanımaz…
Hukuk bilmez…
Çünkü onu durduracak utanma duygusu yoktur…
*
Nitekim ülkenin başına gelen bunca belanın sebebidir…
Memleket utanma duygusunu kaybettiği içindir…
*
İnsanlar birçok kıstasa göre ayrılsa da, esas itibarıyla ikiye ayrılırlar:
Utananlar…
Utanmazlar…
*
Şimdi utananlarla utanmazları siz ayırt edip seçeceksiniz…
Hadi göreyim sizi…
Utanmazları seçin tabii…

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/bekir-coskun/utanmak-2435624/

Yemeni

Demirel’in “fötr”ü vardı.
Köylü çocuğu olarak şehirli sembolü taşıyordu. Miting meydanının en arkasında duran vatandaşın kafasına takacakmış gibi kolunu uzata uzata sallardı.
*
Ecevit’in “kasket”i vardı.
Anne tarafından saraylı, Robert Kolej mezunu olarak köylü sembolünü marka edinmişti.
*
Erbakan’ın “takke”si vardı.
Camiye sokulan siyasetin kafaya takılan modeliydi. Kafasını örtsün diye değil, kafasının içindekini göstersin diye kullanırdı.
*
Bir uçtan öbür uca…
“Poşu” takan da vardı.
“Börk” kullanan da.
*
Güya bunların hepsi kendilerine özgü ideolojileri temsil ediyordu ama, aslında hepsinin “ortak” özelliği vardı.
Erkek egemen toplumun, erkek aksesuarlarıydı.
“Baba, Karaoğlan, Hoca, Başbuğ” gibi erkek sıfatlarının, erkek sembolleriydi. “Reis” de öyle.
*
Bu memleketin kadınlarından daima erkek sembolleriyle, erkek sıfatlarıyla oy istendi.
*
Ve, demokrasi tarihimizde ilk kez “tülbent” görüyoruz.
Anadolu’nun dört bir köşesindeki kadınlar, çeyiz sandıklarından çıkardıkları umutlarını hayallerini “tülbent” halinde “yemeni” halinde “yazma” halinde Meral Akşener’e veriyor.
Batman’dan Kayseri’ye Denizli’den Konya’ya Aydın’dan Samsun’a Antalya’dan Zonguldak’a miting kürsüsüne “yemeni” yağıyor.
Farklı coğrafyalarda yaşayan, kiminin saçı açık, kiminin kapalı, birbirini hiç tanımayan kadınlar adeta sözleşmişler gibi, ne etnik kökenden bahseden var, ne mezhepten, sadece “yemeni” var.
*
Neticeyi bilmem.
Ama bu ilk kez oluyor.
*
Bana sorarsanız, sessiz çoğunluğun şapkaya da, takkeye de, poşuya da isyanı bu… Yemeni devrimi yaşanıyor.

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/yilmaz-ozdil/yemeni-2435660/

İnşallah diyorum inşallah…
Kim gelirse gelsin eminim daha iyi olacak!