Köşe yazarları

Kim milliyetçi? 7 Nisan 2017

Kuşkusuz…
Referandumu yazacağım…
Bambaşka açıdan bakmaya çalışacağım…
“Evet” oyu verecek “milliyetçileri” düşündürmeye çabalayacağım!
Önce şunları yazmalıyım…
Büyük tarihçimiz M. Fuat Köprülü’nün tespitidir:
– Çok muntazam bir hükümet makinesi vücuda getiren Türk İmparatorluğu, 15’inci asırda Avrupa’nın ilk mutlakıyetçi devlet tipini teşkil etmiş; ve bu rejimin Avrupa’da ilk örneği olmuştur.
– Türkler’in, yeni zaman Avrupa’sına mutlakıyetçi devlet rejiminin ilk örneğini vermeleri, Türkler’de kamu hukukunun ve siyasi kültürün süratli gelişimi çok bariz bir üstünlük ifade eder.
Köprülü’nün makalesinin başlığı şuydu:
“İslam Kamu Hukukundan Ayrı, Bir Türk Kamu Hukuku Yok Mudur?”
Sorusu anlamlıydı:
– Avrupalı tarihçilerin, “Türklerin hukuku, İslam hukukundan ibarettir” demelerine kızgındı.
– Avrupalı tarihçilerin, “Türkler, İstanbul’un fethinden sonra Bizans’ın birçok müesseselerini aynen almışlardır” demelerine öfkeliydi.
Benzer tepkiyi Halil İnalcık gibi kimi değerli tarihçimiz de gösterdi.
Türkler, 10 asırdan fazladır; İslam dünyasının en değerli unsurlarından biri. Ancak…
İslam’dan önce Türkler; ve Türklerin devlet geleneği/hukuku/Yasa’sı vardı!
Cihan İmparatoru Cengiz Han ahfadına şu öğüdü verdi:
“Cihan hakimiyeti elinizde kalsın istiyorsanız Yasa’dan katiyen ayrılmayın!”
Türk devlet geleneğinin temelinde, ahlak, adalet ve birlik esastı.
İşte…
Türkler, Orta Asya’dan bu devlet anlayışıyla, idari/yönetsel gelenekleriyle Anadolu’ya geldi.
Bu nedenle…
Melikşah’tan Fatih’e… Selçuklu ve Osmanlı, şeri’atı aşan bir hukuk nizamı geliştirdi.
Aradan yüzyıllar geçti…
Bugün…
Türk devlet geleneğini ayaklar altına alan bir referandum sarmalıyla karşı karşıyayız.
Kaderin cilvesine bakın; bunun başını çekenlerden birinin adı, “Devlet!”
EY HÜKÜMDAR
Kutadgu Bilig…
Yaklaşık bin yaşında…
Türk yazılı kültürünün en büyük abidesi…
Karahanlı Uygur Türk’ü Yusuf Has Hacib’in 11’inci yüzyılda yazdığı eser…
Devlet olma bilgisi içeriyor.
Yol gösteriyor…
Hükümdara gelenek aşılıyor.
“Ey Hükümdar” diye sesleniyor.
– “Kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın.”
– “Zulüm ile ülke eksilir. Zalim, zulmüyle birçok sarayları harap eder ve sonunda kendi sonunu hazırlar.”
– “Hükümdarın dili ve sözü tatlı olmalı, kendisi tevazu göstermelidir. Sözüne sadık olmalıdır. Hisleriyle değil aklıyla hareket etmelidir.”
Bitmedi.
Kitap; devlet adamına, kamu çalışanına ve halka ahlak/terbiye öğretisi sunuyor.
– “Siyaset ahlaktan ayrılmaz.”
– “Mesele, hükümdarın şahsi ahlaki meziyetlerine gelir dayanır. Hükümdar insaflı, yumuşak ve af edici karakterde ise, adil bir hükümet kurmak mümkündür.”
Kitabın temelini adalet oluşturuyor:
– “Halkın huzursuzluğu ve hoşnutsuzluğu devleti tehlikeye düşürür; hükümdar bundan olabildiğince kaçınmalıdır; bu da ancak adil olmakla mümkündür.”
– “Halkın üzerinden zulmü gidermek, kuvvetlinin zayıfı ezmesine meydan vermemek, halkın can ve malını emniyette bulundurmak adaletli yönetimle mümkündür.”
– “Hakimiyet, adalete sıkı sıkıya bağlıdır.”
Kutadgu Bilig…
Sınırsız otoriteyi yalnız adalet düşüncesinin sınırlayacağını yazıyor.
Ülkenin istişareyle yönetilmesi gerektiğini belirtiyor.
“Yüksek Divan”/meclis müessesinin önemini anlatıyor.
Hükümdarın tarafsız olmasını söylüyor.
16 Nisan’daki referandumda Yusuf Has Hacib’in oyu belli değil mi?
Peki…
Kendini yüzlerce yıllık Türk devlet geleneğinin mirasçısı gören arkadaş, sen nasıl “hayır” demezsin?
TÖRÜ’YÜ BOZANLAR
716 yılında dikilen Tonyukuk Yazıtı…
732 yılında dikilen Kül Tigin Yazıtı…
735 yılında dikilen Bilge Kağan Yazıtı…
Yani…
Türk dili/alfabesi, Türk tarihi, Türk edebiyatı, Türk sanatı ve Türk devlet geleneği hakkında önemli bilgiler veren Orhon Yazıtlarının kökünü, kağanların “vasiyeti” oluşturur.
“Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti; ilini/yurdunu -törünü kim bozabilir.”
Törü; toplumsal-siyasal düzene hakim olan hukuk’tur.
Törü; hükümdarı bağlayan objektif hukuk kaidesidir.
Türk devlet geleneğinde törü’nün bu kadar önemli olmasının sebebi, boylar/kabile arasında yaşanması muhtemel kargaşayı hukuka dayanarak önlemektir.
Bilge Kağan, devletinin kudretini anlatırken, “böyle kazanılmış, tanzim edilmiş ülkemiz, törümüz var” diye öğünür.
Yazıtlarda “düzeni” neyin bozduğu ayrıntılı anlatılır:
– Türklerin yabancıların siyasetine alet olduğu zamanlarda…
– Devlet kademelerinde bilgili ve ehil olmayan kadro iş başına getirildiğinde…
– Ahalide hoşnutsuzluk görüldüğünde…
– Yabancı kültürünün Türk birliğini zedeleyip, kişiliğini kaybettirdiğinde vs. “düzen” işlemez hale geliyor; ve devlet çöküyordu.
Uzatmayayım…
Orhun Yazıtları’dan, Cengiz Han’ın “koko debter”/mavi defterine kadar Türk devlet geleneği nesilden nesile Cumhuriyet’e kadar intikal etti.
Şimdi…
16 Nisan referandumuyla “birileri” yüzlerce yıllık Türk devlet geleneğine çomak sokuyor.
Kendini “milliyetçi” olarak tanımlayan birinin “evet” demesini anlamam zor.
Bahçeli kulluğu mu, bu? Hiç yakışmıyor.
Kutadgu Bilig der ki:
İnsan; akılla yükselir, bilgiyle büyür ve her ikisiyle itibar görür.
Soner Yalçın
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/soner-yalcin/kim-milliyetci-1779100/

İnsanda biraz utanma olur 19 Mart 2017

AKP il başkanı, Hazreti Muhammed’e Akp amblemiyle nüfus cüzdanı çıkardı, peygamberimizin çocuklarının arasına “Tayyip” ismini ekledi.
Akp milletvekili “Tayyip Erdoğan Allahu tealanın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider” dedi.
Cami avlularında ücretsiz dağıtılan sözde dini kitapta “Tayyibim” başlıklı ilahi var, o ilahide “Tayyip’i üzmek, Allah’ı üzmektir” deniyor.
Akp il başkanı “Tayyip Erdoğan bizim için ikinci peygamber gibidir” dedi.
Akp milletvekili, Tayyip Erdoğan’a dokunmanın “ibadet” olduğunu söyledi.
Akp bakanı, Tayyip Erdoğan’ın doğup büyümesine vesile olan Rize, İstanbul ve Siirt’i “mübarek” ilan etti.
İstanbul’da “helal ve Tayyip ürünler konferansı” düzenlendi, Tayyip ürünlerin en helal ürünler olduğu anlatıldı.
Camide miting yaptılar, Akpli başbakan yardımcısı mihrapta imamla beraber seçim konuşması yaptı.
Şehit cenazesinde musalla taşının başında oy istediler, miting kürsüsüne Kuran-ı Kerim’le çıktılar.
Ramazan ayında minarelerdeki mahyalara belediye başkanlarının ismini yazdılar, besmeleli seçim şarkısı yaptılar.
Akpli başbakan Kabe’de kendisini alkışlattı, tezahürat yaptırdı, siyasi slogan attırdı.
Akpli belediye binasının önüne Kabe maketi kurdular, Hira mağarası maketi kurdular, peygamberimizin evinin maketini kurdular, peygamberimizin temsili eşyalarını sergilediler, maket Kabe’yi tavaf edenlere zemzem suyu ikram ettiler.
Akpli bir başka belediye, maketten hicret parkuru düzenledi, seçmenleri rehber eşliğinde maket Mekke’den maket Medine’ye götürdüler, yol boyunca maket Kabe’yi, maket Merve tepesini, maket Safa tepesini gösterdiler, dekor olarak Ümmü Mabed çadırı kurdular.
“Peygamber ocağı”na kumpas kuranlarla imam nikahı kıydılar, CIA casusu imamlara “ne istediniz de vermedik” dediler.
Tayyip Erdoğan’a “hoşgeldin Allah’ın elçisi” diye seslendiler.
Akpli bakan yardımcısı, bir düğünde evlilik cüzdanını geline uzatırken “Tayyip Erdoğan’ın sünnetinin gereğidir” dedi, bir başka Akpli bakan yardımcısı, yeni hastaneler yapılacağını müjdeleyerek, “Tayyip Erdoğan sünnetidir” dedi.
Akp milletvekili “Tayyip Erdoğan için her gün iki rekat şükür namazı kılmamız gerekir” dedi, bir başka Akp milletvekili “ümmetin lideri” dedi.
Akp yalakası gazeteci, Tayyip Erdoğan’ı halife-i ruy-i zemin, yani, yeryüzünün halifesi ilan etti. Bir başka Akp yalakası gazeteci, Tayyip Erdoğan’ı zıllullah-ı ruy-i zemin, yani, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ilan etti.
Akp milletvekili, Tayyip Erdoğan’ın mücadelesini Uhud Savaşı’na benzetti, Tayyip Erdoğan’a bağlılığını, sahabelerin Hazreti Muhammed’e bağlılığına benzetti.
Akp il başkanlığı, seçimde görev yapacak sandık görevlileri için animasyonlu eğitim filmi hazırladı, o filmde Akpli başbakan, sandık görevlilerine “Uhud tepesindeki okçularsınız” diye hitap etti.
Akpli bakan, seçim sandığı görevlilerine “kendinizi Uhud savaşındaki okçular gibi düşünün, sakın ordan ayrılmayın” dedi.
Akpli bakan sahurda konuştu, “Hazreti Muhammed Mekke’nin fethinde kendisine pay çıkardı, gurura kapıldı, onun için biz kendimize pay çıkarmıyoruz başörtüsü yasağını kaldırdık diye” dedi.
Akpli bakan “her cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara” dedi.
Akp gençlik kolları başkanı, Akp mitingine katılmanın “farz-ı ayn hükmünde” olduğunu, yani dinimizin kesin emirlerinden olduğunu, her müslümanın bizzat yapması gereken farz olduğunu söyledi.
Akp milletvekili “Tayyip Erdoğan bütün İslam aleminin umududur, peygamber efendimiz gelip görseydi, gurur duyardı” dedi.
Akpnin sözde tarihçisi “İslami kaideye göre Tayyip Erdoğan’a oy vermek İslam’ın gereğidir, iman bunu emreder” dedi.
Akp yandaşı gazeteci “okuduğum tek kitap Tayyip Erdoğan imzalı Kuran-ı Kerim” dedi.
Akp bakanı “Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığı logosunda Arapçayla Muhammed isminin kullanıldığını biliyor musunuz?” diye tweet attı.
Bir başka Akp bakanı “Tayyip Erdoğan rabbimizin insanlığa gönderdiği müjdedir” dedi.
Akp yandaşı eski milletvekili “referandumda evet çıkacağına dair hadis-i şerif var” dedi.
Akp yandaşı ilahiyatçı, referandumda hayır oyu verecek olanların “şeytan” olduğunu söyledi.
Akpli belediye başkanı “referandumda hayır diyenler haçlı zihniyetidir” dedi.
Akp ilçe başkanı “Akp’nin seçim kazanması göklerden inen bir karardır” dedi.
Akp milletvekili camide mihrabın önüne masa koydu, kıbleyi arkasına alarak, seçim konuşması yaptı, Akp’ye oy istedi.
Akp genel başkan yardımcısı, peygamberimize saygı için okunan salavat’ı Tayyip Erdoğan’a monte etti, “Recep Tayyip Erdoğan salli ala Muhammed” diye türkü söyledi.
*
Ve dün, Akpli başbakan yardımcısı numan kurtulmuş isyan etti…
“CHP dini siyasete alet ediyor” dedi.
“Referandum kampanyasına peygamberimizi karıştırmak vicdana sığmaz” dedi.
*
“Dinime küfreden müslüman olsa” atasözünün sözlük karşılığı, kelimenin tam manasıyla bu olsa gerek gari!

Yılmaz Özdil

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/insanda-biraz-utanma-olur-1743213/

Yalanın saltanatı 16.03.2017

FED dedikleri; Federal Rezerv Sistemi’dir.
ABD Merkez Bankası’dır.
Türkiye’nin gözü kulağı dün FED’in açıklayacağı faiz kararındaydı.
Artık her FED açıklaması öncesi bizim tv’ler canlı yayın yapıyor. Zaten…
Özel haber kanalları yayın faaliyetine geçtikten sonra döviz, borsa, tahvil, enflasyon vb. hayatımızın merkezine yerleştirildi.
– Döviz harekete geçti…
– Yaşasın borsa yükseliyor…
Gibi tuhaf cümleler yaşamın/ekonominin mutluluğu-mutsuzluğu üzerine kuruldu.
Oysa. Bunların hepsi koca bir yalan.
Bu yalanı, teknik detaylar vererek, kendi dillerini yaratarak yani ekonomiyi karmaşık hale getirerek yapıyorlar. Böylece, ekranlara çıkarılan neoliberal ideologların/iktisatçıların konuşmalarını hiç biriniz anlamıyorsunuz. Ve amaç zaten bu!
Mesele sadece sizler değildiniz. Siyaseti de kontrol ediyorlar:
– O konuşmaya döviz sert tepki verdi!
– O ziyaret borsada travma yarattı!
– O yasa çıkmazsa enflasyon artar!
Bu ülkenin çoğunluğu, Cumhurbaşkanı Sezer’in MGK toplantısında fırlattığı Anayasa kitapçığının 2001 krizine sebep olduğunu sanıyor!
Yuttur yutturabildiğin kadar…
Bugünlerde açın bakın ekranları; enflasyon artışı ya da düşüşüyle ilgili haberleri görürsünüz. Enflasyon “takıntı” hale getirildi; düştükçe seviniliyor, “ülke ekonomisi iyi yolda”
sanılıyor. Güney Kore yüzde 20 enflasyonla, yüzde 7 büyüme oranına sahipti!
Neoliberalizme yelken açan 162 ülkede enflasyon düştü; ve fakat bu ülkelerin tamamında bugün ekonomik istikrarsızlık ve kriz var. Yani…
Sahte istikrar adına enflasyonu düşürmeyi amaçlayan neoliberal politikalar, yatırımları ve doğal olarak ekonomik büyümeyi azalttı.
Meselenin özü şuydu:
Kamu yatırımlarını azaltmak yani sosyal devleti yok etmek için “enflasyon canavarı” yaratıldı!
Bu yalanların sebebi vardı kuşkusuz…
Paranın dini-milliyeti
Dendi ki:
“Kendi başına bırakılırsa serbest piyasa en verimli, en adil sonuçları üretir.”
Bu da koca yalandı.
Pek çok ülke bu yalana kanıp piyasanın serbestliği için neler yapmadı ki; özelleştirmeler gerçekleştirdi, finans üzerindeki devlet kontrolünü kaldırdı, sosyal yardım ödeneklerini kesti vs. Sonuç ne oldu?
Büyüme yavaşladı, eşitsizlik arttı, işsizlik çoğaldı, istikrarsızlık yükseldi.
Yetmezmiş gibi, her mali balon patladığında dev şirketleri -halkın gırtlağından alarak- devlet kurtardı. Örneğin…
2008 krizinde ABD, “Sorunlu Varlıkların Kurtarılması (TARP)” adı altında -tarihin en büyük devlet müdahalesiyle- 700 milyar dolarlık kamulaştırma yaptı.
Neymiş, serbest piyasa imiş!
Keza. Dendi ki:
“Serbest piyasanın dini-milliyeti olmaz!”
Buna “çok uluslu” şirketler örnek verildi.
Bu da yalandı. Görüldü ki…
– Küresel şirketlerin merkezleri kendi ülkelerindeydi.
– Karar verici üst düzey yöneticilerinin büyük çoğunluğu kendi vatandaşlarıydı.
– Üst düzey araştırma, strateji geliştirme gibi temel faaliyetleri kendi ülkelerinde yapıyordu.
– Fabrikalarını kapatmaları ve işçi çıkarmaları gerekirse en son sıra kendi ülkelerine geliyordu.
Şunu da eklemeliyim:
Bu “çok uluslu” yabancı yatırımlar “sıfırdan yatırım” için ülkenize gelmiyor; -mevcut şirketlerinizi alarak- genişlemek için geliyordu. Yani, yeni üretim imkanları, istihdam yaratmıyordu.
Küresel şirketlerin “ulusal kökleri yoktur” gibi palavralar son dönemde unutuldu; çünkü dünya ekonomik krizi gösterdi ki, -Türkiye bunun örneğidir- yabancılar mallarını satıp ülkelerine kaçıyorlar!
CHP’ye anlatamadım
Merak etmeyiniz, konuyu bağlayacağım.
Ama “yalanın saltanatını” daha iyi tanımanız için bir-iki ek bilgi vermeliyim:
ABD ve İngiltere gibi zengin ülkelerin çoğu korumacılık, sübvansiyonlar, kamu yatırımları gibi -gelişmekte olan ülkelere önermedikleri (!)- iktisat yoluyla ekonomilerini büyüttü.
Amerikan 10 dolar’ın üstünde fotoğrafı olan Maliye Bakanı Alexander Hamilton, modern ABD ekonomik sisteminin
kurucu babası olarak bilinir.
Bu iktisadi sistemin temeli; korumacılık stratejisiydi, serbest piyasa değ il. Bu ekonomik sistem, 1830’dan 1940’a kadar sürdü.
Keza. “Serbest piyasanın mucidi” denilen İngiltere, refahını Hamilton’un savunduğu korumacı iktisat politikalarına borçluydu.
Bugün Türkiye’nin gündemindeki ülke Hollanda da korumacılıktan yararlandı.
Bu ülkeler artık bu “geleneksel doktrini” takip etmeyi bıraktı.
İşte yazının ana konusuna geldik:
– Avrupa’da ulusal partiler yükselişe geçti.
– Avrupa’da faşistler iktidarı zorluyor. Vs.
Deniliyor.
Ama bunun nedenleri konusunda pek durulmuyor.
Sebep şu:
Neoliberalizmin hali harap. Daha önce görülmemiş boyutta kurtarmalara rağmen 2008 ekonomik krizi tam atlatılamadı. Bunun acı sonucu sandığa yansıyor.
30-35 yıldır kandırılan yoksul kitlelerin, neoliberalizmin payandası merkez sağa ve merkez sola inancı kalmadı. -Hakim medyanın adlandırmasıyla- “aşırı sola” ve “aşırı sağa” kayıyorlar.
Evet.
Finansın kabesi yıkılıyor; borsa, döviz sadece bizim gibi ülkelerde “kumar niyetine” oynanmaya devam ediliyor.
Çin ve Hindistan örnekleri de gösteriyor ki dünyada…
Kamunun, üretimin yıldızı parlıyor.
Yurtseverlik ön plana çıkıyor.
Bencilliğin yerini, dürüstlük, onur, merhamet, yardımseverlik, dayanışma alıyor.
Yanarım yanarım da bunu CHP’ye bir türlü anlatamadığıma yanarım!

Soner Yalçın

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/soner-yalcin/yalanin-saltanati-1737008/

Kehanet 14.03.2017
 
Sayın hükümetimiz, referandum kampanyası için çok enteresan bir reklam filmi çekti.
Henüz seyretmediniz.
Muhtemelen bu ayın son haftasında vizyona girecek.
*
Reklam, stadyumda çekildi.
Milli maç oynanıyor.
Rakip takım çirkef…
Habire faul yapıyor.
Tekme atıyor.
Elle oynuyor.
Kuralları ihlal ediyor.
Hakem hiç oralı olmuyor.
Hakem bildiğin şerefsiz.
Her ne olursa olsun rakip ülkenin lehine, bizim aleyhimize
Sayın hükümetimiz, referandum kampanyası için çok enteresan bir reklam filmi çekti.
Henüz seyretmediniz.
Muhtemelen bu ayın son haftasında vizyona girecek.
*
Reklam, stadyumda çekildi.
Milli maç oynanıyor.
Rakip takım çirkef…
Habire faul yapıyor.
Tekme atıyor.
Elle oynuyor.
Kuralları ihlal ediyor.
Hakem hiç oralı olmuyor.
Hakem bildiğin şerefsiz.
Her ne olursa olsun rakip ülkenin lehine, bizim aleyhimize
*
Soru şudur…
*
Ortada fol yok yumurta yokken, şubat ayı itibariyle Hollanda ve Almanya’yla aramızda hiçbir sorun yokken, kriz emaresi yokken, hükümetimizin Avrupa’da mağdur edileceğine dair en ufak bir sinyal yokken, hatta bu konuda beklenti yokken, ihtimal bile yokken…
Tee şubat ayı başında bu “milli mağduriyet” reklamı hangi muhteşem öngörüyle çekildi?
*
Tee bir buçuk ay sonra Avrupa sahalarında mağdur edileceğimiz, tee bir buçuk ay önceden nasıl tahmin edildi?
*
Milli kriz yokken, milletimize haksızlık yapan Avrupalılara karşı, milli vurgusuyla, milli duygulara hitap edecek şekilde reklam çekilmesi, üstelik, tam isabetle milli krize denk getirilmesi… Tatlı bir tesadüf müdür, geleceği görebilme yeteneğiyle kehanet midir?
*
Ayrıca…
*
Almanya’dan karayoluyla Hollanda’ya geçen ve mağdur
edilen kadın bakanımız, karayoluyla döndüğü Almanya’dan Türkiye’ye nasıl geldi?
Spor bakanımız için tahsis edilen özel uçakla Köln’den geldi.
Spor bakanımız da Köln’de miydi yani?
Köln’deydi.
E o halde…
Hadise çıkacağı belliyken, polisin müdahale edeceği belliyken, neden erkek bakanımız değil de, kadın bakanımız gitti Hollanda’ya?
Veya neden, hem kadın hem erkek bakanımız birlikte gitmediler?
*
Tıpkı reklamdaki gibi…
Yürekli kız çocuğunun milli mağduriyete müdahale etmesi gibi…
Kadın bakanımızın milli mağduriyet kahramanı olması ne mucizevi değil mi?
 
Yılmaz Özdil
 
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/kehanet-1732567/

Sorunun niteliği

Hafta sonu…
Almanya ile siyasal kriz yaşadık.
Hollanda ile siyasal kriz yaşadık.
Sahi ne oluyor?
Yaşananlar çok basit:
1929 dünya büyük ekonomik krizi “medeniyetin beşiği” Avrupa’da faşizmi büyüttü.
2008 dünya büyük ekonomik krizi “medeniyetin beşiği” Avrupa’da faşizmi hortlatıyor.
Bakmak değil, görmek zorundayız.
Avrupalı yoksul seçmen faşist partilere kayıyor.
İngiltere’nin AB’den ayrılmasına “evet” oyu veren kitlelerin son yıllarda fakirleşen seçmenler olduğu biliniyor. Ki…
Benzer seçmenler ABD’de D. Trump’ı bile iktidara taşıdı!
Para, hisse senedi gibi “kağıtları” yücelten “finansın amentüsü” neoliberalizm, -1929’da olduğu gibi- 2008’de de dünya ekonomisini krize soktu. Bundan zarar gören büyük kitleler -yine- umut olarak faşizme sarılıyor.
1929’da, faşizmin baş düşman sosyalistler idi.
Bugün faşizmin baş düşmanı göçmenler/mülteciler.
Üçüncü Dünya’nın yoksulları Avrupa’da istenmiyor artık; “pasta” küçülüyor çünkü.
Faşizme karşı mücadele veren partiler bile popülist söylemlere başvurmak zorunda kalıyor. İşte… Türkiye ile yaşanan krizin asıl sebebi budur.
Yoksa, Türkiye’deki anti-demokratik uygulamalar; faşizme doğru yelken açılması; yani referandumda “evet” çıkması umurlarında bile değildir.
Türkiye ile ilişkilerinde onların tek ilgilendiği sadece para’dır!
Bakmayın karşılıklı esip gürlediklerine, kimse kimseye “ekonomi kartını” filan açmaz/açamaz. Hele…
Dış borcunu 2002’de 129 milyar dolar’dan, 2016’da 412 milyar dolar’a çıkaran AKP’yi kimse ciddiye almaz!
Ne yazık ki…
Biz bu aydınlanma düşmanı ikiyüzlü Batı gerçeğini halkımıza yaklaşık 200 yıldır bir türlü anlatamadık.
Maalesef… Bu sebeple Atatürk’ü de kavrayamıyorlar…
PARAMI VER TÜRK
Hafta sonu krizlerini sadece “İslam düşmanlığı” olarak görüyor kimi çevreler.
Batı medeniyetini salt kültürel/giyim-kuşam vb. açıdan ele alıyorlar.
Yanılıyorlar.
Öyle ki… TV dizisinde İngiliz Büyükelçisine tokat atan II. Abdülhamit’in, gerçek hayatta en aşırı Batıcı olduğunu bir türlü anlamak istemiyorlar!
Meselenin iktisadi yönünü görmek istemiyorlar.
II. Abdülhamit döneminde de sürekli “diplomasi krizi” vardı. Bunun sebebi din düşmanlığı değildi. Bu, kim daha çok sömürecek kavgasıydı.
İngiliz (ve Fransızların) hedefinde -aynı bugün olduğu gibi- Rusya vardı!
Batı -aynı bugün gibi- Osmanlı’ya liberalizmi dayatır gibi yaparken asıl yapmak istediği Osmanlı’yı bölmekti!
15 Temmuz FETÖ benzeri darbelerin Osmanlı’da olmadığını mı sanıyorsunuz? 1876’da olan neydi?
Yapıldığında her şeyin düzeleceğine inanılan “Anayasalı istibdat” bu nedenle hayata geçirilmedi mi? Tek tartışılan, “Aman padişahın hükümdarlık haklarına dokunulmasın” konusuydu. 16 Nisan referandumunun “yetki konusunda” bundan ne farkı var?
Yani. Mesele dönüp dolaşıp emperyalizmin iktisadi çıkarlarına dayanmaktadır. Batı medeniyeti işte budur!
Yöntemi hep aynıdır:
Gericiliği iktidara taşır; aşırı borçlanmayla ülkeyi esir alır.
Ülke borçlarını ödeyemeyince Avrupa’da birdenbire “barbar Türk” aleyhtarlığı oluşturur! Avrupa başkentlerindeki Osmanlı aleyhindeki mitinglerin tek amacı vardır; “paramı ver Türk!”
Bu nedenle oturttular II. Abdülhamit’i koltuğa; ve hemen ardından devletin değerli ürünlerinin gelirlerine el koyuverirler.
Namık Kemaller devletin, halkı ve ülkeyi Batı sermayesine sattığını anlatmaya çalışır ama kim anlar?
Şeyhülislam Mustafa Sabri gibi kimileri Batı ile mücadeleyi; fotoğraf çekmenin, heykel yapmanın haram olduğuyla sınırlar. Ülkesinin, halkının nasıl sömürüldüğünü aklına bile getirmez. Aynı bugün gibi…
TANZİMAT BATICILIĞI
Maalesef…
Cilalı Batı imajına çok kimse kanmaktadır.
Çünkü… Türkiye’de düşün adamlarını yok ettiler.
İşte… Prof. Dr. Niyazi Berkes.
ABD ve Kanada üniversitelerinde toplumbilimi üzerine çalıştı. Birikimini ülkesine vermek istedi; Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nden kovuldu. İngiltere’ye yerleşmek zorunda kaldı.
1975 yılında “Türk Düşününde Batı Sorunu” çalışmasında bakın neler yazdı:
“Kemalizmin sadece bir Batıcılık akımı olarak yorumlanması, Kemalist devrimciliğin eski Tanzimat Batıcılığına döndürülmesi demektir. (…) Kemalizme özgü üç halka olan; (a) ulusal bağımsızlık (b) egemenliğin halkın kalkınmasına yarayacak yönde olması (c) bunun devrimci atılımlarla gerçekleştirilmesi ilkeleri arasındaki bağlar kopmuştur.
Tanzimat, II. Abdülhamit, Menderes ve bu ‘Batı medeniyetçiliği’ anlayışlarının Batıcılığı, bu üç halkalı Batıcılık anlayışına ters düşer. Bu tür Batıcılığın tarihimizde ve günümüzde en çok gericilik zamanlarına rastlaması tesadüf değildir. Devrimciliğe en aşırı şekilde düşman olan II. Abdülhamit dönemi bu çeşit Batıcılığın en aşırılaştığı zamandı.”
II. Abdülhamit’in bugün pek revaçta olmasının sebebi aynıdır.
“Gardrop Atatürkçülüğü” gitti, yerine II. Abdülhamit gericiliği aldı! Oysa özünde aynıdırlar. İkisinin de temellerinde Batı’ya siyasi-ekonomik bağımlılık vardır.
Oysa. Atatürk’ün ulusçuluk görüşünün temelinde tam bağımsızlık yatar. Bu ikili Atatürk düşüncesini yıllardır yok etmeye çalışıyor.
Hafta sonu yaşanılan krizlerin/sorunların niteliğini anlamak için yakın tarihimize bakmak kafidir. Biz bu filmi gördük…
Umarız sonu benzemez; Osmanlı gibi parçalanmayız…

Soner Yalçın

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/soner-yalcin/sorunun-niteligi-1732561/