Köşe yazarları

Eşek sütü! Varlık Fonu! Ve beka!
16 Mart 2019

Dünyanın en zalim dış faiz sömürüsü altına giren ülke Türkiye oldu. Londra, Paris, New York, Tokyo, Katar, MAN adaları… Aklınıza hangi “sıcak para öbeklerinin çöreklendiği merkez” gelirse gelsin hepsine dolar üzerinden en yüksek faizi Türkiye veriyor. Geçen yıl dolar üzerinden yüzde 3.5- 4 ile borçlanıyorduk, bu yıl yüzde 7-8 faiz ödüyoruz. Sıcak para yine de Türkiye’ye yeterli hızla gelmedi, gelmiyor.
Son 8 aya bakın.
17 milyar dolar gelmiş.
Bu miktar kesmiyor.
Delik büyük.
Yama küçük.
Açık kapanmıyor.
★★★
Delik kapanacak ki, doların yukarı gidiş eğilimi durdurulsun. Ekonomi daraldı, büzüldü, küçüldü, yeniden büyüme başlasın. İşsize iş açılsın, batakta kıvranan sektörler yeniden canlansın. Enflasyon şişti, kabardı, alev oldu; sıcak para yeteri kadar gelsin ki, enflasyonun ateşini söndürmek için “dış kaynak itfaiye” görevi yapsın. İşçi, memur, emekli, aile geçindiren, üniversitede okuyan, esnaf, tüccar, iş adamı, bankacı önünü görebilsin. Mevcut iktidar, bakanlar, ekonomi kurmayları, çok bilgililer, engin tecrübeleri var, dünyayı ve Türkiye’yi çok iyi okuyor olsalardı; ülkemiz bu “zalim sıcak paraya muhtaç duruma” düşmez yüksek dış sömürü batağına saplanmazdı.
Para bolken.
Bol bol borçlandık.
Geri ödeme saati geldi.
Sıcak para gelmiyor!
Gel sıcak para gel!
Bekamız ona vidalı!
★★★
Bu yüzden olsa gerek “sıcak paraya gel gel…” çekebilmek için akla yine “elde kalmış son gümüşleri satmak” geldi. Son gümüşleri de satalım, dış para bulalım. Büyümeye yeniden geçip, enflasyonu yeniden aşağıya çekerek “işte toparlanmaya başladık” diye başarı öyküsü (!) yazalım.
Eldeki gümüşler:
Varlık Fonu’nda toplandı. Üç gün önce yeni düzenleme yapıldı ve “Türkiye Varlık Fonu” içinde yer alan elde kalmış son devlet şirketleri, dünya alıcılarına satışa açıldı. Varlık Fonu içinde yer alan devlet şirketleri üzerinden sıcak para öbeklerine yeniden gel gel yapıldı.
Bekliyoruz ne olacak?
Yeni bir yol bulunacak.
Varlık Fonu cazip kılınacak ki, sıcak para yeniden bol miktarda Türkiye’ye aksın ve ülkeyi yediği patatesi bile üretemeyip, dışardan alan durumuna düşürenler; “İşte bakın Katar’dan 3 milyar dolar gelmişti. 12 milyar dolar daha geliyor…” diye başarı öyküsü yazdırabilsinler.
★★★
Türkiye’de ekonomi çok derin bir gerileme batağına düştüğü için toparlanması zaman alacak ve son habere göre, 2023 yılına kadar ülkemizde “yeni bir tek bile milyarder” çıkmayacak. Ancak Türkiye’den çıksa çıksa “eşek sütü milyarderleri” çıkabilecek. Çünkü “eşek sütü ve ondan elde edilen ürünler” dünyada çok aranır oldular. Nitekim Paris’te kurulan Tarım Fuarı’nda “eşek sütü övgüsü” önplana çıktı. Fransa’da yetişen yedi cins eşeğe sekizinci olarak Korsika eşeğinin eklendiği; eşek sütünün zeytinyağı ile karıştırılıp sabun yapıldığı ve kilosunun 45 Euro’ya alıcı bulduğu anlatıldı. Türkiye, tarımsal maliyetleri aşağı çekmek için 3-5 dekarlık alanlarda “eşek-katır-at”ı traktörün yerine geçirebilir ve “eşek sütü ürünleri” sektörünü canlandırabilir. Varlık Fonu’nun cazibesi eşek sütü dış satımı ile katlanabilir, milyarder sayımız yeniden artışa dönebilir.
Eşek sütü övgüsü yazıyorum.
Tabii ki, şaka yapıyorum.
★★★
Varlık Fonu’nu sat.
Patates, soğan al.
Asıl “Beka sorunu” budur.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/necati-dogru/esek-sutu-varlik-fonu-ve-beka-3930310/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger

NOT:
19.03.2019 tarihi itibarıyla yalanlıyorlar AMA zaman gösterecek gerçekleri

★★★

Müslüman kalmadı…
14 Mart 2019

Askerler camileri bombalayacaklardı…
Kadınlar ezanı ıslıkladılar…
Geziciler camide bira içti…
Cumhuriyeti kuranlar camileri ahır yaptılar…
Elebaşları zaten ayyaştı…
İzmir toptan “gavur”…
AKP-MHP ittifakına oy vermeyenler dinsiz…

“AKP’ye oy verenler, sandık başında beratlarını alıyorlar, ahiret gününde rabbim onlara sorgu-sual etmeden cennetine alıyor…” (Bakan)
“AKP’ye oy vermek demek rabbimin huzuruna günahsız çıkmak manasında…” (İl başkanı)
“Fitne ve zillet partilerine oy vermek demek, Allah muhafaza küfür ile aynı şekilde, bize veren ise cennetlik…” (Belediye Başkan Adayı)
“Bunların din ile bir alakaları yok…” (Cumhurbaşkanı)

Laikler dinsiz…
Solcular dinsiz…
Batıcılar dinsiz…
Rakıyı ayrana tercih edenler dinsiz…
Kadın haklarını savunanlar dinsiz…
Yeşiller dinsiz…
Kurban kesilmesine karşı olanlar dinsiz…
Muhalif yazarlar dinsiz…
Başını örtmeyen dinsiz…
Kısa giyen dinsiz…
AKP’ye oy vermeyen dinsiz…

Kim kaldı?..
Nüfusun yüzde 99.9’u Müslüman diyorlar ama o yirmi yıl önceydi… 17 yılda Müslüman sayısını bizzat kendileri azalttılar… Şu yukardakileri alt alta yazıp toplayın, demek ki nüfusun neredeyse yüzde 80’ı dinsiz…

AKP’ye oy verdin mi; oy pusulası ahirette berat niyetine, orada kapıda gösteriyorsun, rabbim sorgu-sual etmiyor, cennet tarafına geçiyorsun Müslüman kardeşim…

Allah’ım parmağın var mı?..
Bir sok da gözlerine…
Görsünler…

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/bekir-coskun/musluman-kalmadi-3903031/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger

★★★

“Onu kodese tık”
14 Mart 2019

AKP seçim stratejisini-kampanyasını kim yapıyor?
Faruk Acar’a ait Andy-Ar gibi iki-üç şirket adı verebiliriz.
Rahmetli Erol Olçok’un sahibi olduğu Arter şirketiyle, Erdoğan’ın yolunun geçen seçim öncesi ayrıldığını biliyoruz.
Peki Erdoğan, sadece Andy-Ar ile mi çalışıyor? Kampanyaya destek veren başka reklam ajansı filan yok mu?
Bu sorunun kafamda oluşmasının sebebi Erdoğan’ın, Meral Akşener’e hitaben ettiği söz oldu:
-“Birileri şu an cezaevinde süre dolduruyor aynı yola sen de düşebilirsin. Neden? Cumhurbaşkanı’na iftira atamazsın. Hanımefendinin kaçacak deliği de yok. Çünkü o milletvekili de değil. Onunla hemen hesaplaşacağız. Onun hesabı ağır olacak…”
Önceki seçimde Akşener’in adını ağzına almayan Erdoğan, bugün bu derece ağır sözlerle İYİ Parti liderine neden saldırıyor?
Erdoğan benzer sözlerini sürdürdüğüne göre, bu sözler, miting alanında spontane /anında söylenmiş değil; seçim kampanya stratejisi olarak sarf ediliyor.
Yandaşlar “Onu kodese tık” etiketiyle kampanya başlattı mı?
AKP/Erdoğan’ın bu taktiğe neden ihtiyaç duyduğu ayrı yazı konusu! Benim merakım, Akşener’e “hapis” tehdidiyle sert yüklenilmesi fikri kime ait?
Çünkü:
Bu sözler üç yıl önce ABD’nin gündemindeydi…
Manipüle etmek
D. Trump’ın başkanlık kampanyası, ABD tarihinin en çok yalan söylenen seçimini ortaya çıkardı.
Trump’ın kampanyası, doğru olma zorunluluğunu kökten ortadan kaldırdı; sadece ilginç olmak yeterliydi. Bunun için her yola başvurdular…
Tesadüf mü; üç yıl önceki Trump’ın kampanyasının benzerini Türkiye’de yaşıyoruz. Sürekli kurgu hikâyeler yaratılıyor. Örneğin, “kadınlar ezanı yuhaladı!”
Trump yandaşları, “Teksas’ın Kalbi” isimli sahte Facebook hesapta, “Teksas’ın İslamileştirilmesini Durdurun” diye protesto düzenledi! 28.3 milyon nüfusu olan Teksas’ta, Müslümanların sayısı 400 bin! Ama mesele bu değildi; Trump’ın kampanyasının “günah keçilerinden” biri İslam idi.
Hillary Clinton’ı tasvir eden bir pankart üzerine, “Bence şeriat özgürlük için yeni bir yol olacak” yazıp sosyal medyada paylaştılar.
Öyle ya, bin kişiyi önyargılarına hitap ederek ikna etmek, bir adamı mantıkla-akılla ikna etmekten kolaydı…
Mansur Yavaş’ın başına gelene şaşırmıyorum; Hillary Clinton’ın kampanya yöneticisi John Podesta insan kaçakçılığı yapan pedofili/sübyancı çetesinin adamı olarak gösterildi!
Trump’ın nefret kaynaklı söylemininin hedefinde kuşkusuz rakibi Hillary Clinton da vardı. Clinton’ın birtakım e-postaları ortaya çıkarılıp, “onu kodese tık” kampanyası başlatıldı. Neler yapmadılar; açık kasa kamyonların arkasına demir kafes yapıp içine hapishane üniformalı Clinton’ın cansız mankenini koyup halk arasında dolaştırdılar.
Yalancı Trump ise hep şunu söylüyordu:
“Sizinleyim Amerikan halkı… Ben sizin sesinizim.”
Sormayalım mı
Sorumu tekrarlıyorum:
AKP/Erdoğan’ın seçim kampanyasını kim/kimler yapıyor?
Tarih: 25 Ocak 2019.
Odatv şu haberi yaptı:
-“Medya Kulislerinde Konuşulan Bomba Fısıltı.”
Bu haberin detayını veremeyeceğim. Çünkü:
Adı üstünde “kulis” olan haber, Serhat Albayrak’ın şikayeti üzerine kaldırıldı.
Tarih: 2 Şubat 2019.
Kaldırma kararı ulaştıktan sonra Odatv, “Dokunanı Sildiriyorlar” diye haber yaptı.
Bunu da mahkeme kararıyla sildirdiler! Yetmedi…
Burak Erdoğan, Serhat Albayrak, Berat Albayrak ceza ve tazminat davası açtı.
Tüm bunlara sebep olan kulis ise bir reklam ajansının kurulmasıydı! Bu sebeple…
-Ceza davası açtırmaya çalışmak…
-250 bin liralık tazminata hükmettirmeye çabalamak…
Ne oluyor? Yaparsınız açıklama herkes gerçeği öğrenir. “Kimse bize dokunamaz” tavrını anlamak zor. Konuya dönersek…
Halil İbrahim Bacacı adını duydunuz mu?
-Bilal Erdoğan’ın Kartal İmam Hatip Lisesi’nden arkadaşı.
–Ensar Vakfı Başkan Yardımcısı.
-Merkezi New York’ta bulunan TURKEN Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi.
-Kadir Topbaş’ın oğlu Hüseyin Ersan Topbaş ile -KBT Dış Ticaret- ve Abdullah Gül’ün damadı Mehmet Sarımermer ile -FENN A.Ş- ortak şirketler kurdu.
Uzatmayayım… (Ki Kartal İmam Hatip Lisesi mezunlarının iş becerileri bence kitap olur!)
Halil İbrahim Bacacı, “Out Medya” adlı reklam şirketinin sahibi.
Hani, ana arterlerde bulunan otobüs durakları ile diğer açık hava reklam alanlarını kiralama hakkı işte bu şirkete ait. “Her yerde de AKP reklamı var” diye düşünmeyiniz, bu şirket veriyor!
2016’da kurulan şirket kısa zamanda, (1995 yılından beri Alman Wall şirketinin elinde tuttuğu) reklam alanlarını alıverdi. Turkcell reklamları da BPN’den alınıp ona verildi…
Demem o ki:
Bir ayağı New York’ta olan Halil İbrahim Bacacı, AKP/Erdoğan’ın “Akşener’i kodese tık” kampanyasına da destek veriyor mu?
Trump’ın seçim kampanyasını kopyalayan kim?
Sormayalım mı?

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/soner-yalcin/onu-kodese-tik-3903451/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger

★★★

Mansur’un kazanacağını anlayınca…
13 Mart 2019

Sevgili okurlarım, Ankara’da bir süredir ciddi bir Mansur rüzgarı esiyor. Yapılan bütün anketlerde önde çıkan Mansur.
Onun karşısına Büyükşehir adayı olarak çıkarılan AKP-MHP koalisyonunun adayı Mehmet Özhaseki…
Ancak çok ilginçtir, bu iki partinin kemikleşmiş seçmenleri dışında Özhaseki rağbet görmedi.
Başka bir deyişle, Ankara’nın dokusu, onu reddetti.
O kadar ki, Melih Gökçek bile kendisine (açıktan olmasa bile) karşı tavır aldı. Ankara’da önemli bir tabana sahip olan Gökçek’ten bugüne kadar Özhaseki’yi destekleyen somut açıklamalar gelmedi.
Onun toplantılarına katılmıyor, alanlara da çıkmıyor.
★★★
Yapılan anketlerin ne derece güvenilir olduğunu bilemem. Ancak hiçbirinde “Ankara’da Özhaseki önde gidiyor” gibi bir tahmine rastlamadım.
Bu durum iktidar ortaklarını doğal olarak rahatsız etti.
Rahatsız olmanın ötesinde, panik yaşamaya başladılar.
Çünkü AKP-MHP ikilisinin Ankara’yı yitirmesinin kendileri açısından korkunç bir felaket, hezimet olacağını biliyorlar.
★★★
Aynı durum özellikle İstanbul için de geçerli. CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nu tanıyan pek kimse yoktu.
Ancak İmamoğlu işi sıkı tuttu, ilk dakikadan itibaren çok ciddi çalıştı. İstanbul seçmenine kendisini hem tanıttı, hem de sevdirdi.
Dikkat ediniz:
Gerek Mansur Yavaş ve gerekse Ekrem İmamoğlu, bugüne kadar yaptıkları çalışmalarda sertliğe kaçmadılar, yalana ve iftiraya sığınmadılar, rakiplerini asla suçlamadılar, yumuşak gittiler ve sadece projelerini anlatmakla yetindiler.
Adam gibi ve bizim pek de alışık olmadığımız türde siyaset yapmayı sürdürüyorlar.
★★★
İktidar kesimi ise farklı düşünüyordu:
“Madem ki başka bir şey yakalayamadık, bunların bir açığını bulup üzerlerine gidelim ve onları oradan vuralım! İkisini de köşeye sıkıştırıp yıpratalım, Ankara ve İstanbul’u bu yolla kazanmaya çalışalım!..”
Aslında bu taktik CHP, İYİ Parti ve bütün muhalefet partileri ve adayları için geçerliydi…
“Ezana hakaret ettiler, yolsuzluk yaptılar, sahtekârlık yaptılar, bölücülük yapıyorlar, PKK’dan destek alıyorlar!”
Bu iftiraların hemen hiçbiri tutmadı…
Çünkü seçmenin de gözü artık açılmıştı…
Önüne sürülen yalanları yutması artık eskisi kadar kolay olmuyordu.
PKK ile işbirliğini kanıtlamak (!) için duvarlara halkın tepkisini çekecek sloganlar yazdılar:
“Mansur geliyor. Yavaş Yavaş devrim.”
“Biji (yaşa) Mansur.”
Bu atraksiyonu da hiç kimse yemedi!
★★★
Sevgili okurlarım, kendileri açısından durum olumsuzdu.
Bunu gidermek ve Mansur Yavaş’ı bir yerden “Vurmak” gerekiyordu.
Piyasaya birini sürdüler…
Havuz medyasında Mansur’u suçlayan bir şahıs ortaya çıkarıldı.
Zamanında imza sahteciliği yapmış falan filan…
Birkaç günden bu yana yandaş havuz medyası bu iddialarla dolu.
Gazetelerinin manşetlerinde bu var.
Şahsı televizyonlarına çıkarıp canlı yayın programları yaptırıyorlar.
★★★
Burada olaydaki iddialara girmiyorum. Kalabalık bir hukuk ve ceza dosyasında ahkâm kesme durumunda değilim.
İşin önemli yanı bence şu:
Mansur Yavaş dün bir basın toplantısı düzenledi, kendini savundu ve karşı tarafın iddialarına yanıt verdi.
Açıkladığı belgeler yenilir yutulur cinsten değildi. Bu iddiaları gündeme getiren şahıs meğer çocuk istismarından yargılanan, şizofren raporu olan biri imiş.
Ancak gelin görün ki, kendisi hakkında bunca yayın yapan yandaş medya kuruluşları, başta televizyonlar ve internet siteleri olmak üzere, dün Yavaş’ın sözlerine yer veremedi.
★★★
Şu bizim medyanın haline bakar mısınız!
Ortada artık gazetecilik, habercilik, dürüstlük gibi kavramlar yok.
Dün neredeydi TRT, NTV, CNN-Türk gibi iktidara hizmet sunan sözde haber kanalları?
Neredeydi Hürriyet, Milliyet gibi yandaş gazetelerin internet siteleri?
Bir seçim mücadelesi yaşanıyor…
Ve ne yazık ki “Bel altı vuruşlar, iftiralar” yeniden başladı.
Bakalım 31 Mart’a kadar daha nelere tanık olacağız, yüzümüz daha ne kadar kızaracak.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/emin-colasan/mansurun-kazanacagini-anlayinca-3888793/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger

★★★

Ayıp artık be!..
13 Mart 2019

Tanıdığım en sakin, en olgun, en birikimli siyasetçilerden 26’ncı Dönem CHP Bursa Milletvekili Dr.Ceyhun İrgil, son günlerde peşpeşe sergilenen ürkütücü sorumsuzluk örnekleri karşısında dayanamamış ve sosyal medya mesajına şu tepki dolu sözlerle başlamış:
“Ayıp artık be!..
Seviyesizliğin bile bir seviyesi olmalı!..”
Böylesine sert çıkış yapmasının nedeni ise, AKP Kütahya İl Başkanı Ali Çetinbaş’ın okurken insanın tüylerini ürperten konuşması:
“31 Mart’ta bu milletin değerlerine karşı siyaset yapan 4’lü çete, şer ittifakı, illet ittifakı ve kim bir araya gelirse gelsin bu sokaklarda, mahallelerde gezme şansı olmayacak!..”
Yani AKP Kütahya İl Başkanı, “Cumhur İttifakı’na karşı olup oy vermeyenlere, yaşam hakkı tanımayacağız” demeye getiriyor.
Gerçekten çok ayıp…
Hatta toplumun bir kesiminde diğerine karşı düşmanca duygular yarattığı için ayıp ötesi, korkunç!..
★★★
Kütahya’dan Ankara’ya geçelim:
CHP’den Millet İttifakı’nın Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan Mansur Yavaş tüm anketlerde öne geçince ona saldırmak, iktidar kanadı için adeta spor haline geldi.
Gün geçmiyor ki, yeni bir iftira dalgasının hedefi olmasın.
Bir bakıyorsunuz Büyükşehir Belediyesi’nin bir şirketinde Genel Müdür Yardımcısı olan kişi, duvarlara Yavaş’ı PKK’lı gibi göstermeyi amaçlayan Kürtçe sloganlar yazarken görüntüleniyor… Bunun sansasyonu devam ederken, AKP Sözcüsü Ömer Çelik kameraların karşısına geçiyor ve “saygın (!)” bir iş adamının iddialarına dayanarak, Mansur Yavaş sanki yüz kızartıcı suç işlemiş gibi suçlayıcı, itibarsızlaştırıcı açıklamalar yapıyor.
Allah’tan hakikat bu kez gecikmeden hedefine ulaşıyor.
Mansur Yavaş’ın basın toplantısında verdiği bilgilerden anlıyoruz ki, asıl yüzü kızarması gereken kişi; sahtecilik ve çocuk istismarından yargılandığı, ayrıca hakkında sahte şizofreni raporu aldığı iddiaları bulunan bu saygın (!) iş adamı değil mi?
Yavaş’ın basın toplantısını ve dile getirilen iddiaları dinlerken yüzüm kızardı.
Yarım asırlık meslek hayatımda oy uğruna çok yalan söylendiğini, sahte belgeler düzenlendiğini, montajlar yapıldığını, kumpaslar kurulduğunu gördüm ama böylesine rezil bir durumla hiç karşılaşmadım!..
★★★
Hemen söyleyeyim. Bu dosya iktidarın amacına hizmet etmez.
Tam tersine, Mansur Yavaş’ı mağdur duruma düşürüp oyunu daha da arttırır!
Duyarlı AKP’li seçmenlerin bile vicdanlarını harekete geçirip “Ayıp artık be!.. Seviyesizliğin de bir seviyesi olmalı” dedirtir…

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/ugur-dundar/ayip-artik-be-3888716/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger

Patates
14 Mart 2019

Uzayda ekilen ilk bitki, patates.
1995 yılında, uzay mekiği Columbia’da yetiştirdiler.

Uzay İstasyonu’ndaki astronotlar, Uzay İstasyonu’nda tarım yaptılar, ürettikleri marullarla salata yapıp yediler, NASA bu tarihi yemeği internetten naklen yayınladı, üç yıl oldu.
Uzay İstasyonu’ndaki serada patates yetiştiriliyor.
Buğday, domates, soğan, pirinç, bezelye, şalgam, turp, sarımsak, salatalık, maydanoz, dereotu
yetiştiriliyor.
Hasatı yapılan ürünler uzay mekiğiyle Kennedy Uzay Merkezi’ne gönderiliyor, test ediliyor, lezzeti, besleyiciliği, dünyadakiyle aynı.

NASA’nın astrobiyologları Peru’da Pampas de la Joya Çölü’nde Mars simülatörü kurdu. Basınç, sıcaklık, ışık, karbonmonoksit derişimiyle birebir Mars ortamı oluşturuldu, patates yetiştirildi.
Mars kolonisi Mars’a yerleştiğinde ilk ekilecek ürün, patates olacak.

Aeroponik sistemle, bitki köklerine sürekli olarak su ve besin çözeltisi püskürtülerek “topraksız” patates yetiştiriliyor.

Ürdün’de çölde, deniz suyunu arıtarak tarım yapılıyor, domates, patlıcan, soğan yetiştiriliyor.
Suudi Arabistan’da çölde organik tarım yapılıyor.
İsrail’de toprak yok, gölge bile yok, ama tohumda süper güç, Arava Çölü’nden dünyaya sebze meyve çiçek ihracatı yapılıyor.
Avustralya çölde domates yetiştiriyor.
Çin, ot bitmeyen Gobi Çölü’nde kavun karpuz yetiştiriyor, “yeşil Çin seddi” adıyla orman oluşturuyor.

Çin ulusal uzay idaresi, ay’ın karanlık yüzüne insansız hava aracı indirdi, pamuk ve patates yetiştirmeyi deniyor.

1846 yılında İrlanda’da patates faciası yaşandı. Ülkenin en büyük besin kaynağı patatesti, mantar hastalığı bulaştı, binlerce insan patatesten zehirlenerek öldü, panik çıktı, patates üretimi bıçak gibi kesildi, patates tarlaları ekilmedi, kıtlık başladı, insanlar bu defa açlıktan ölmeye başladı, İrlanda’dan kaçış başladı, gemilerle, irili ufaklı teknelerle ABD’ye göç etmeye çalıştılar, Suriyeli mültecilerin trajedisi gibi trajediler yaşandı, bir milyon İrlandalı öldü, iki milyon İrlandalı ülke dışına çıktı. O sırada padişah Abdülmecid tahttaydı, İrlanda’ya para yardımı yaptı, beş nakliye gemisiyle gıda gönderdi, Dublin limanı abluka altındaydı, yardım gemilerimiz Drogheda limanına yanaştı, yükü orada boşalttı, bu gıda yardımı Türk-İrlandalı dostluğunun temelini oluşturdu, Drogheda ahalisi Osmanlı yardımını unutmadı, kasabanın futbol kulübünün amblemine “ay-yıldız” konuldu.
Bu tarihi anekdotu, 2010 yılında Türkiye’yi ziyaret eden İrlanda cumhurbaşkanı Mary McAleese anlatmıştı.
Osmanlı, patates vesilesiyle “ay-yıldız” ihraç etmişti.

Ve maalesef bugün…
200 bin ton patates ithal ediyoruz.

Uzayda bile yetişiyor.
Çölde bile yetişiyor.
Topraksız bile yetişiyor.
Dünyanın en bereketli memleketi Türkiye, ithal ediyor.

Hani, ben bunun babasını da sevmezdim diye bir laf vardır ya…
Ben bu tarım bakanının babasını da sevmezdim.
Anap’ın bakanıydı, bal tutan parmağını yalar misali, bakanlık koltuğunda otururken, İzmir’de Toki desteğiyle villa sitesi kurdu, o sitenin adını gayet pişkin şekilde “Baltutan Sitesi” koydular!
Kardeşi desen… Rektördü, fetoculuktan hapiste, yargılanıyor.
Kendi mahareti de, patates ithalatı sayesinde öğrenildi…
Sıfır gümrükle patates ithal eden tarım bakanımızın, tarım bakanlığı koltuğuna oturana kadar, Kanadalı patates şirketi McCain Foods’un danışmanı olduğu ortaya çıktı.

Yerli ve milli değil mi?

Elin oğlu uzayda bile tarım yapıyor ama…
Böylesini anca biz yetiştiriyoruz yani!

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/patates-2-3903899/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger

Mansur Yavaş farkı açtı!
14 Mart 2019

Türk milleti mağdurdan, mazlumdan yanadır. Gizlemez ilk fırsatta gösterir. Tayyip Erdoğan şiir okudu diye hapse kondu. Mağdur oldu. Türk milleti mağdur Erdoğan’a sarıldı. Turgut Özal, 1983 yılına kadar hiç mağdur olmadı. Tersine hep güçlünün yanında yer aldı. Darbe yapan Kenan Evren’in kollayıcı kanadı altında işçiye kemer sıktırdı, IMF’yi ve Dünya Bankası’nı arkasına alıp özel sektörü destekledi, ekonomiyi yönetti. Generaller, iktidarı yeniden sivillere devretme sözü vermişlerdi. Generaller sözlerinde durdular. Demokrasiye dönme ve seçim yapma kararı aldılar.
36 yıl önceydi.
Turgut Özal parti kurdu.
Evren, Özal’ın arkasından çekilmekle kalmayıp seçim günlerinde meydanlara çıkıp halka “Özal’a oy vermemeyi” tembihledi.
Özal mağdur oldu.
Halk Evren’i dinlemedi.
Mağdur Özal’ı seçti.
Bugün aynı hava doğdu.
Tayyip Erdoğan’ın parti sözcüsünün ve yandaş gazete ile TV kanallarının bir olup Mansur Yavaş’a bel altı vuruşları mağduriyet yarattı. Halkın gözünde Mansur Yavaş mağdur duruma düştü.
Göreceksiniz.
Ankara’da ona oy vermeyecekler bile 17 gün sonra gidip Mansur Yavaş’ı seçecekler. Mansur Yavaş farkı daha da açtı.
★★★
Bu kez çarşafa dolandılar.
Ankara’da seçim sandığına gitmeye 17 gün kala Mansur Yavaş hakkında aniden ve yıldırım hızıyla başlatılan soruşturma ve açılacak davanın yarattığı faullü yumrukların vicdanlarda açtığı yaranın manevi şiddeti bütün Türkiye’yi sardı. Bu mağdura sarılma rüzgarı, sadece Ankara’da Mansur Yavaş’ı değil, İstanbul’da da Ekrem İmamoğlu’nu ve diğer büyük şehirlerdeki muhalefet partisi adaylarını başkanlığa taşıyacaktır.
Aradılar, taradılar.
Bir kaset bulamadılar.
Duvara “Biji Mansur” yazdılar.
Tutmadı.
“Yavaş Yavaş Devrim…” diye dillere slogan yapıştırdılar. Yapışmadı. Mansur, Türk milliyetçisi değil PKK’lıdır demeye getirdiler.
Kimse ciddiye almadı.
“Makedon”dur dediler.
Anketlerde oyları arttı.
“Belediye Başkanı seçilirse Kızılay’a taksicileri sokmayacak” dediler. Taksiciler, “Seninleyiz Mansur Başkan” diye ona çay demleyip elleriyle ikram ettiler. En son “bir sahte çek düzenleme iddiası” üzerinden “Yargıtay cezasını onayladı” dediler. O da boş çıktı. Yandaş basın ve TV’ler AK Parti sözcüsünün Mansur Yavaş ile ilgili iddialarını 1 saat kesintisiz canlı yayınladılar, ertesi gün Mansur Yavaş’ın basın toplantısını tek bir dakika bile canlı yayına sokmadılar. Mansur Yavaş için iddiaları çok geniş haber yapanlar, onun verdiği cevapları görmezden geldiler. Yandaş basın için yeni bir utanç sayfası oldu. AKP sözcüsünün “saygın işadamı” dediği kişi de “suç makinesi” çıktı.
★★★
Ankara halkını, “işte bak hakkında dava açıyoruz Mansur’u seçsen bile onu görevden alacağız” tehdidi ters tepti. Seçim yarışına hile ve eşitsizlik katmanın cılkı çıktı.
Halkın vicdanı var.
Mağdurdan yana çıkar.
Gizlemez. Gösterir.
31 Mart’ı bekleyin.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/necati-dogru/mansur-yavas-farki-acti-3903129/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger

Kim milliyetçi? 7 Nisan 2017

Kuşkusuz…
Referandumu yazacağım…
Bambaşka açıdan bakmaya çalışacağım…
“Evet” oyu verecek “milliyetçileri” düşündürmeye çabalayacağım!
Önce şunları yazmalıyım…
Büyük tarihçimiz M. Fuat Köprülü’nün tespitidir:
– Çok muntazam bir hükümet makinesi vücuda getiren Türk İmparatorluğu, 15’inci asırda Avrupa’nın ilk mutlakıyetçi devlet tipini teşkil etmiş; ve bu rejimin Avrupa’da ilk örneği olmuştur.
– Türkler’in, yeni zaman Avrupa’sına mutlakıyetçi devlet rejiminin ilk örneğini vermeleri, Türkler’de kamu hukukunun ve siyasi kültürün süratli gelişimi çok bariz bir üstünlük ifade eder.
Köprülü’nün makalesinin başlığı şuydu:
“İslam Kamu Hukukundan Ayrı, Bir Türk Kamu Hukuku Yok Mudur?”
Sorusu anlamlıydı:
– Avrupalı tarihçilerin, “Türklerin hukuku, İslam hukukundan ibarettir” demelerine kızgındı.
– Avrupalı tarihçilerin, “Türkler, İstanbul’un fethinden sonra Bizans’ın birçok müesseselerini aynen almışlardır” demelerine öfkeliydi.
Benzer tepkiyi Halil İnalcık gibi kimi değerli tarihçimiz de gösterdi.
Türkler, 10 asırdan fazladır; İslam dünyasının en değerli unsurlarından biri. Ancak…
İslam’dan önce Türkler; ve Türklerin devlet geleneği/hukuku/Yasa’sı vardı!
Cihan İmparatoru Cengiz Han ahfadına şu öğüdü verdi:
“Cihan hakimiyeti elinizde kalsın istiyorsanız Yasa’dan katiyen ayrılmayın!”
Türk devlet geleneğinin temelinde, ahlak, adalet ve birlik esastı.
İşte…
Türkler, Orta Asya’dan bu devlet anlayışıyla, idari/yönetsel gelenekleriyle Anadolu’ya geldi.
Bu nedenle…
Melikşah’tan Fatih’e… Selçuklu ve Osmanlı, şeri’atı aşan bir hukuk nizamı geliştirdi.
Aradan yüzyıllar geçti…
Bugün…
Türk devlet geleneğini ayaklar altına alan bir referandum sarmalıyla karşı karşıyayız.
Kaderin cilvesine bakın; bunun başını çekenlerden birinin adı, “Devlet!”
EY HÜKÜMDAR
Kutadgu Bilig…
Yaklaşık bin yaşında…
Türk yazılı kültürünün en büyük abidesi…
Karahanlı Uygur Türk’ü Yusuf Has Hacib’in 11’inci yüzyılda yazdığı eser…
Devlet olma bilgisi içeriyor.
Yol gösteriyor…
Hükümdara gelenek aşılıyor.
“Ey Hükümdar” diye sesleniyor.
– “Kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın.”
– “Zulüm ile ülke eksilir. Zalim, zulmüyle birçok sarayları harap eder ve sonunda kendi sonunu hazırlar.”
– “Hükümdarın dili ve sözü tatlı olmalı, kendisi tevazu göstermelidir. Sözüne sadık olmalıdır. Hisleriyle değil aklıyla hareket etmelidir.”
Bitmedi.
Kitap; devlet adamına, kamu çalışanına ve halka ahlak/terbiye öğretisi sunuyor.
– “Siyaset ahlaktan ayrılmaz.”
– “Mesele, hükümdarın şahsi ahlaki meziyetlerine gelir dayanır. Hükümdar insaflı, yumuşak ve af edici karakterde ise, adil bir hükümet kurmak mümkündür.”
Kitabın temelini adalet oluşturuyor:
– “Halkın huzursuzluğu ve hoşnutsuzluğu devleti tehlikeye düşürür; hükümdar bundan olabildiğince kaçınmalıdır; bu da ancak adil olmakla mümkündür.”
– “Halkın üzerinden zulmü gidermek, kuvvetlinin zayıfı ezmesine meydan vermemek, halkın can ve malını emniyette bulundurmak adaletli yönetimle mümkündür.”
– “Hakimiyet, adalete sıkı sıkıya bağlıdır.”
Kutadgu Bilig…
Sınırsız otoriteyi yalnız adalet düşüncesinin sınırlayacağını yazıyor.
Ülkenin istişareyle yönetilmesi gerektiğini belirtiyor.
“Yüksek Divan”/meclis müessesinin önemini anlatıyor.
Hükümdarın tarafsız olmasını söylüyor.
16 Nisan’daki referandumda Yusuf Has Hacib’in oyu belli değil mi?
Peki…
Kendini yüzlerce yıllık Türk devlet geleneğinin mirasçısı gören arkadaş, sen nasıl “hayır” demezsin?
TÖRÜ’YÜ BOZANLAR
716 yılında dikilen Tonyukuk Yazıtı…
732 yılında dikilen Kül Tigin Yazıtı…
735 yılında dikilen Bilge Kağan Yazıtı…
Yani…
Türk dili/alfabesi, Türk tarihi, Türk edebiyatı, Türk sanatı ve Türk devlet geleneği hakkında önemli bilgiler veren Orhon Yazıtlarının kökünü, kağanların “vasiyeti” oluşturur.
“Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti; ilini/yurdunu -törünü kim bozabilir.”
Törü; toplumsal-siyasal düzene hakim olan hukuk’tur.
Törü; hükümdarı bağlayan objektif hukuk kaidesidir.
Türk devlet geleneğinde törü’nün bu kadar önemli olmasının sebebi, boylar/kabile arasında yaşanması muhtemel kargaşayı hukuka dayanarak önlemektir.
Bilge Kağan, devletinin kudretini anlatırken, “böyle kazanılmış, tanzim edilmiş ülkemiz, törümüz var” diye öğünür.
Yazıtlarda “düzeni” neyin bozduğu ayrıntılı anlatılır:
– Türklerin yabancıların siyasetine alet olduğu zamanlarda…
– Devlet kademelerinde bilgili ve ehil olmayan kadro iş başına getirildiğinde…
– Ahalide hoşnutsuzluk görüldüğünde…
– Yabancı kültürünün Türk birliğini zedeleyip, kişiliğini kaybettirdiğinde vs. “düzen” işlemez hale geliyor; ve devlet çöküyordu.
Uzatmayayım…
Orhun Yazıtları’dan, Cengiz Han’ın “koko debter”/mavi defterine kadar Türk devlet geleneği nesilden nesile Cumhuriyet’e kadar intikal etti.
Şimdi…
16 Nisan referandumuyla “birileri” yüzlerce yıllık Türk devlet geleneğine çomak sokuyor.
Kendini “milliyetçi” olarak tanımlayan birinin “evet” demesini anlamam zor.
Bahçeli kulluğu mu, bu? Hiç yakışmıyor.
Kutadgu Bilig der ki:
İnsan; akılla yükselir, bilgiyle büyür ve her ikisiyle itibar görür.
Soner Yalçın
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/soner-yalcin/kim-milliyetci-1779100/

İnsanda biraz utanma olur 19 Mart 2017

AKP il başkanı, Hazreti Muhammed’e Akp amblemiyle nüfus cüzdanı çıkardı, peygamberimizin çocuklarının arasına “Tayyip” ismini ekledi.
Akp milletvekili “Tayyip Erdoğan Allahu tealanın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider” dedi.
Cami avlularında ücretsiz dağıtılan sözde dini kitapta “Tayyibim” başlıklı ilahi var, o ilahide “Tayyip’i üzmek, Allah’ı üzmektir” deniyor.
Akp il başkanı “Tayyip Erdoğan bizim için ikinci peygamber gibidir” dedi.
Akp milletvekili, Tayyip Erdoğan’a dokunmanın “ibadet” olduğunu söyledi.
Akp bakanı, Tayyip Erdoğan’ın doğup büyümesine vesile olan Rize, İstanbul ve Siirt’i “mübarek” ilan etti.
İstanbul’da “helal ve Tayyip ürünler konferansı” düzenlendi, Tayyip ürünlerin en helal ürünler olduğu anlatıldı.
Camide miting yaptılar, Akpli başbakan yardımcısı mihrapta imamla beraber seçim konuşması yaptı.
Şehit cenazesinde musalla taşının başında oy istediler, miting kürsüsüne Kuran-ı Kerim’le çıktılar.
Ramazan ayında minarelerdeki mahyalara belediye başkanlarının ismini yazdılar, besmeleli seçim şarkısı yaptılar.
Akpli başbakan Kabe’de kendisini alkışlattı, tezahürat yaptırdı, siyasi slogan attırdı.
Akpli belediye binasının önüne Kabe maketi kurdular, Hira mağarası maketi kurdular, peygamberimizin evinin maketini kurdular, peygamberimizin temsili eşyalarını sergilediler, maket Kabe’yi tavaf edenlere zemzem suyu ikram ettiler.
Akpli bir başka belediye, maketten hicret parkuru düzenledi, seçmenleri rehber eşliğinde maket Mekke’den maket Medine’ye götürdüler, yol boyunca maket Kabe’yi, maket Merve tepesini, maket Safa tepesini gösterdiler, dekor olarak Ümmü Mabed çadırı kurdular.
“Peygamber ocağı”na kumpas kuranlarla imam nikahı kıydılar, CIA casusu imamlara “ne istediniz de vermedik” dediler.
Tayyip Erdoğan’a “hoşgeldin Allah’ın elçisi” diye seslendiler.
Akpli bakan yardımcısı, bir düğünde evlilik cüzdanını geline uzatırken “Tayyip Erdoğan’ın sünnetinin gereğidir” dedi, bir başka Akpli bakan yardımcısı, yeni hastaneler yapılacağını müjdeleyerek, “Tayyip Erdoğan sünnetidir” dedi.
Akp milletvekili “Tayyip Erdoğan için her gün iki rekat şükür namazı kılmamız gerekir” dedi, bir başka Akp milletvekili “ümmetin lideri” dedi.
Akp yalakası gazeteci, Tayyip Erdoğan’ı halife-i ruy-i zemin, yani, yeryüzünün halifesi ilan etti. Bir başka Akp yalakası gazeteci, Tayyip Erdoğan’ı zıllullah-ı ruy-i zemin, yani, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ilan etti.
Akp milletvekili, Tayyip Erdoğan’ın mücadelesini Uhud Savaşı’na benzetti, Tayyip Erdoğan’a bağlılığını, sahabelerin Hazreti Muhammed’e bağlılığına benzetti.
Akp il başkanlığı, seçimde görev yapacak sandık görevlileri için animasyonlu eğitim filmi hazırladı, o filmde Akpli başbakan, sandık görevlilerine “Uhud tepesindeki okçularsınız” diye hitap etti.
Akpli bakan, seçim sandığı görevlilerine “kendinizi Uhud savaşındaki okçular gibi düşünün, sakın ordan ayrılmayın” dedi.
Akpli bakan sahurda konuştu, “Hazreti Muhammed Mekke’nin fethinde kendisine pay çıkardı, gurura kapıldı, onun için biz kendimize pay çıkarmıyoruz başörtüsü yasağını kaldırdık diye” dedi.
Akpli bakan “her cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara” dedi.
Akp gençlik kolları başkanı, Akp mitingine katılmanın “farz-ı ayn hükmünde” olduğunu, yani dinimizin kesin emirlerinden olduğunu, her müslümanın bizzat yapması gereken farz olduğunu söyledi.
Akp milletvekili “Tayyip Erdoğan bütün İslam aleminin umududur, peygamber efendimiz gelip görseydi, gurur duyardı” dedi.
Akpnin sözde tarihçisi “İslami kaideye göre Tayyip Erdoğan’a oy vermek İslam’ın gereğidir, iman bunu emreder” dedi.
Akp yandaşı gazeteci “okuduğum tek kitap Tayyip Erdoğan imzalı Kuran-ı Kerim” dedi.
Akp bakanı “Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığı logosunda Arapçayla Muhammed isminin kullanıldığını biliyor musunuz?” diye tweet attı.
Bir başka Akp bakanı “Tayyip Erdoğan rabbimizin insanlığa gönderdiği müjdedir” dedi.
Akp yandaşı eski milletvekili “referandumda evet çıkacağına dair hadis-i şerif var” dedi.
Akp yandaşı ilahiyatçı, referandumda hayır oyu verecek olanların “şeytan” olduğunu söyledi.
Akpli belediye başkanı “referandumda hayır diyenler haçlı zihniyetidir” dedi.
Akp ilçe başkanı “Akp’nin seçim kazanması göklerden inen bir karardır” dedi.
Akp milletvekili camide mihrabın önüne masa koydu, kıbleyi arkasına alarak, seçim konuşması yaptı, Akp’ye oy istedi.
Akp genel başkan yardımcısı, peygamberimize saygı için okunan salavat’ı Tayyip Erdoğan’a monte etti, “Recep Tayyip Erdoğan salli ala Muhammed” diye türkü söyledi.
*
Ve dün, Akpli başbakan yardımcısı numan kurtulmuş isyan etti…
“CHP dini siyasete alet ediyor” dedi.
“Referandum kampanyasına peygamberimizi karıştırmak vicdana sığmaz” dedi.
*
“Dinime küfreden müslüman olsa” atasözünün sözlük karşılığı, kelimenin tam manasıyla bu olsa gerek gari!

Yılmaz Özdil

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/insanda-biraz-utanma-olur-1743213/

Yalanın saltanatı 16.03.2017

FED dedikleri; Federal Rezerv Sistemi’dir.
ABD Merkez Bankası’dır.
Türkiye’nin gözü kulağı dün FED’in açıklayacağı faiz kararındaydı.
Artık her FED açıklaması öncesi bizim tv’ler canlı yayın yapıyor. Zaten…
Özel haber kanalları yayın faaliyetine geçtikten sonra döviz, borsa, tahvil, enflasyon vb. hayatımızın merkezine yerleştirildi.
– Döviz harekete geçti…
– Yaşasın borsa yükseliyor…
Gibi tuhaf cümleler yaşamın/ekonominin mutluluğu-mutsuzluğu üzerine kuruldu.
Oysa. Bunların hepsi koca bir yalan.
Bu yalanı, teknik detaylar vererek, kendi dillerini yaratarak yani ekonomiyi karmaşık hale getirerek yapıyorlar. Böylece, ekranlara çıkarılan neoliberal ideologların/iktisatçıların konuşmalarını hiç biriniz anlamıyorsunuz. Ve amaç zaten bu!
Mesele sadece sizler değildiniz. Siyaseti de kontrol ediyorlar:
– O konuşmaya döviz sert tepki verdi!
– O ziyaret borsada travma yarattı!
– O yasa çıkmazsa enflasyon artar!
Bu ülkenin çoğunluğu, Cumhurbaşkanı Sezer’in MGK toplantısında fırlattığı Anayasa kitapçığının 2001 krizine sebep olduğunu sanıyor!
Yuttur yutturabildiğin kadar…
Bugünlerde açın bakın ekranları; enflasyon artışı ya da düşüşüyle ilgili haberleri görürsünüz. Enflasyon “takıntı” hale getirildi; düştükçe seviniliyor, “ülke ekonomisi iyi yolda”
sanılıyor. Güney Kore yüzde 20 enflasyonla, yüzde 7 büyüme oranına sahipti!
Neoliberalizme yelken açan 162 ülkede enflasyon düştü; ve fakat bu ülkelerin tamamında bugün ekonomik istikrarsızlık ve kriz var. Yani…
Sahte istikrar adına enflasyonu düşürmeyi amaçlayan neoliberal politikalar, yatırımları ve doğal olarak ekonomik büyümeyi azalttı.
Meselenin özü şuydu:
Kamu yatırımlarını azaltmak yani sosyal devleti yok etmek için “enflasyon canavarı” yaratıldı!
Bu yalanların sebebi vardı kuşkusuz…
Paranın dini-milliyeti
Dendi ki:
“Kendi başına bırakılırsa serbest piyasa en verimli, en adil sonuçları üretir.”
Bu da koca yalandı.
Pek çok ülke bu yalana kanıp piyasanın serbestliği için neler yapmadı ki; özelleştirmeler gerçekleştirdi, finans üzerindeki devlet kontrolünü kaldırdı, sosyal yardım ödeneklerini kesti vs. Sonuç ne oldu?
Büyüme yavaşladı, eşitsizlik arttı, işsizlik çoğaldı, istikrarsızlık yükseldi.
Yetmezmiş gibi, her mali balon patladığında dev şirketleri -halkın gırtlağından alarak- devlet kurtardı. Örneğin…
2008 krizinde ABD, “Sorunlu Varlıkların Kurtarılması (TARP)” adı altında -tarihin en büyük devlet müdahalesiyle- 700 milyar dolarlık kamulaştırma yaptı.
Neymiş, serbest piyasa imiş!
Keza. Dendi ki:
“Serbest piyasanın dini-milliyeti olmaz!”
Buna “çok uluslu” şirketler örnek verildi.
Bu da yalandı. Görüldü ki…
– Küresel şirketlerin merkezleri kendi ülkelerindeydi.
– Karar verici üst düzey yöneticilerinin büyük çoğunluğu kendi vatandaşlarıydı.
– Üst düzey araştırma, strateji geliştirme gibi temel faaliyetleri kendi ülkelerinde yapıyordu.
– Fabrikalarını kapatmaları ve işçi çıkarmaları gerekirse en son sıra kendi ülkelerine geliyordu.
Şunu da eklemeliyim:
Bu “çok uluslu” yabancı yatırımlar “sıfırdan yatırım” için ülkenize gelmiyor; -mevcut şirketlerinizi alarak- genişlemek için geliyordu. Yani, yeni üretim imkanları, istihdam yaratmıyordu.
Küresel şirketlerin “ulusal kökleri yoktur” gibi palavralar son dönemde unutuldu; çünkü dünya ekonomik krizi gösterdi ki, -Türkiye bunun örneğidir- yabancılar mallarını satıp ülkelerine kaçıyorlar!
CHP’ye anlatamadım
Merak etmeyiniz, konuyu bağlayacağım.
Ama “yalanın saltanatını” daha iyi tanımanız için bir-iki ek bilgi vermeliyim:
ABD ve İngiltere gibi zengin ülkelerin çoğu korumacılık, sübvansiyonlar, kamu yatırımları gibi -gelişmekte olan ülkelere önermedikleri (!)- iktisat yoluyla ekonomilerini büyüttü.
Amerikan 10 dolar’ın üstünde fotoğrafı olan Maliye Bakanı Alexander Hamilton, modern ABD ekonomik sisteminin
kurucu babası olarak bilinir.
Bu iktisadi sistemin temeli; korumacılık stratejisiydi, serbest piyasa değ il. Bu ekonomik sistem, 1830’dan 1940’a kadar sürdü.
Keza. “Serbest piyasanın mucidi” denilen İngiltere, refahını Hamilton’un savunduğu korumacı iktisat politikalarına borçluydu.
Bugün Türkiye’nin gündemindeki ülke Hollanda da korumacılıktan yararlandı.
Bu ülkeler artık bu “geleneksel doktrini” takip etmeyi bıraktı.
İşte yazının ana konusuna geldik:
– Avrupa’da ulusal partiler yükselişe geçti.
– Avrupa’da faşistler iktidarı zorluyor. Vs.
Deniliyor.
Ama bunun nedenleri konusunda pek durulmuyor.
Sebep şu:
Neoliberalizmin hali harap. Daha önce görülmemiş boyutta kurtarmalara rağmen 2008 ekonomik krizi tam atlatılamadı. Bunun acı sonucu sandığa yansıyor.
30-35 yıldır kandırılan yoksul kitlelerin, neoliberalizmin payandası merkez sağa ve merkez sola inancı kalmadı. -Hakim medyanın adlandırmasıyla- “aşırı sola” ve “aşırı sağa” kayıyorlar.
Evet.
Finansın kabesi yıkılıyor; borsa, döviz sadece bizim gibi ülkelerde “kumar niyetine” oynanmaya devam ediliyor.
Çin ve Hindistan örnekleri de gösteriyor ki dünyada…
Kamunun, üretimin yıldızı parlıyor.
Yurtseverlik ön plana çıkıyor.
Bencilliğin yerini, dürüstlük, onur, merhamet, yardımseverlik, dayanışma alıyor.
Yanarım yanarım da bunu CHP’ye bir türlü anlatamadığıma yanarım!

Soner Yalçın

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/soner-yalcin/yalanin-saltanati-1737008/

Kehanet 14.03.2017

Sayın hükümetimiz, referandum kampanyası için çok enteresan bir reklam filmi çekti.
Henüz seyretmediniz.
Muhtemelen bu ayın son haftasında vizyona girecek.
*
Reklam, stadyumda çekildi.
Milli maç oynanıyor.
Rakip takım çirkef…
Habire faul yapıyor.
Tekme atıyor.
Elle oynuyor.
Kuralları ihlal ediyor.
Hakem hiç oralı olmuyor.
Hakem bildiğin şerefsiz.
Her ne olursa olsun rakip ülkenin lehine, bizim aleyhimize
Sayın hükümetimiz, referandum kampanyası için çok enteresan bir reklam filmi çekti.
Henüz seyretmediniz.
Muhtemelen bu ayın son haftasında vizyona girecek.
*
Reklam, stadyumda çekildi.
Milli maç oynanıyor.
Rakip takım çirkef…
Habire faul yapıyor.
Tekme atıyor.
Elle oynuyor.
Kuralları ihlal ediyor.
Hakem hiç oralı olmuyor.
Hakem bildiğin şerefsiz.
Her ne olursa olsun rakip ülkenin lehine, bizim aleyhimize
*
Soru şudur…
*
Ortada fol yok yumurta yokken, şubat ayı itibariyle Hollanda ve Almanya’yla aramızda hiçbir sorun yokken, kriz emaresi yokken, hükümetimizin Avrupa’da mağdur edileceğine dair en ufak bir sinyal yokken, hatta bu konuda beklenti yokken, ihtimal bile yokken…
Tee şubat ayı başında bu “milli mağduriyet” reklamı hangi muhteşem öngörüyle çekildi?
*
Tee bir buçuk ay sonra Avrupa sahalarında mağdur edileceğimiz, tee bir buçuk ay önceden nasıl tahmin edildi?
*
Milli kriz yokken, milletimize haksızlık yapan Avrupalılara karşı, milli vurgusuyla, milli duygulara hitap edecek şekilde reklam çekilmesi, üstelik, tam isabetle milli krize denk getirilmesi… Tatlı bir tesadüf müdür, geleceği görebilme yeteneğiyle kehanet midir?
*
Ayrıca…
*
Almanya’dan karayoluyla Hollanda’ya geçen ve mağdur
edilen kadın bakanımız, karayoluyla döndüğü Almanya’dan Türkiye’ye nasıl geldi?
Spor bakanımız için tahsis edilen özel uçakla Köln’den geldi.
Spor bakanımız da Köln’de miydi yani?
Köln’deydi.
E o halde…
Hadise çıkacağı belliyken, polisin müdahale edeceği belliyken, neden erkek bakanımız değil de, kadın bakanımız gitti Hollanda’ya?
Veya neden, hem kadın hem erkek bakanımız birlikte gitmediler?
*
Tıpkı reklamdaki gibi…
Yürekli kız çocuğunun milli mağduriyete müdahale etmesi gibi…
Kadın bakanımızın milli mağduriyet kahramanı olması ne mucizevi değil mi?

Yılmaz Özdil

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/kehanet-1732567/

Sorunun niteliği

Hafta sonu…
Almanya ile siyasal kriz yaşadık.
Hollanda ile siyasal kriz yaşadık.
Sahi ne oluyor?
Yaşananlar çok basit:
1929 dünya büyük ekonomik krizi “medeniyetin beşiği” Avrupa’da faşizmi büyüttü.
2008 dünya büyük ekonomik krizi “medeniyetin beşiği” Avrupa’da faşizmi hortlatıyor.
Bakmak değil, görmek zorundayız.
Avrupalı yoksul seçmen faşist partilere kayıyor.
İngiltere’nin AB’den ayrılmasına “evet” oyu veren kitlelerin son yıllarda fakirleşen seçmenler olduğu biliniyor. Ki…
Benzer seçmenler ABD’de D. Trump’ı bile iktidara taşıdı!
Para, hisse senedi gibi “kağıtları” yücelten “finansın amentüsü” neoliberalizm, -1929’da olduğu gibi- 2008’de de dünya ekonomisini krize soktu. Bundan zarar gören büyük kitleler -yine- umut olarak faşizme sarılıyor.
1929’da, faşizmin baş düşman sosyalistler idi.
Bugün faşizmin baş düşmanı göçmenler/mülteciler.
Üçüncü Dünya’nın yoksulları Avrupa’da istenmiyor artık; “pasta” küçülüyor çünkü.
Faşizme karşı mücadele veren partiler bile popülist söylemlere başvurmak zorunda kalıyor. İşte… Türkiye ile yaşanan krizin asıl sebebi budur.
Yoksa, Türkiye’deki anti-demokratik uygulamalar; faşizme doğru yelken açılması; yani referandumda “evet” çıkması umurlarında bile değildir.
Türkiye ile ilişkilerinde onların tek ilgilendiği sadece para’dır!
Bakmayın karşılıklı esip gürlediklerine, kimse kimseye “ekonomi kartını” filan açmaz/açamaz. Hele…
Dış borcunu 2002’de 129 milyar dolar’dan, 2016’da 412 milyar dolar’a çıkaran AKP’yi kimse ciddiye almaz!
Ne yazık ki…
Biz bu aydınlanma düşmanı ikiyüzlü Batı gerçeğini halkımıza yaklaşık 200 yıldır bir türlü anlatamadık.
Maalesef… Bu sebeple Atatürk’ü de kavrayamıyorlar…
PARAMI VER TÜRK
Hafta sonu krizlerini sadece “İslam düşmanlığı” olarak görüyor kimi çevreler.
Batı medeniyetini salt kültürel/giyim-kuşam vb. açıdan ele alıyorlar.
Yanılıyorlar.
Öyle ki… TV dizisinde İngiliz Büyükelçisine tokat atan II. Abdülhamit’in, gerçek hayatta en aşırı Batıcı olduğunu bir türlü anlamak istemiyorlar!
Meselenin iktisadi yönünü görmek istemiyorlar.
II. Abdülhamit döneminde de sürekli “diplomasi krizi” vardı. Bunun sebebi din düşmanlığı değildi. Bu, kim daha çok sömürecek kavgasıydı.
İngiliz (ve Fransızların) hedefinde -aynı bugün olduğu gibi- Rusya vardı!
Batı -aynı bugün gibi- Osmanlı’ya liberalizmi dayatır gibi yaparken asıl yapmak istediği Osmanlı’yı bölmekti!
15 Temmuz FETÖ benzeri darbelerin Osmanlı’da olmadığını mı sanıyorsunuz? 1876’da olan neydi?
Yapıldığında her şeyin düzeleceğine inanılan “Anayasalı istibdat” bu nedenle hayata geçirilmedi mi? Tek tartışılan, “Aman padişahın hükümdarlık haklarına dokunulmasın” konusuydu. 16 Nisan referandumunun “yetki konusunda” bundan ne farkı var?
Yani. Mesele dönüp dolaşıp emperyalizmin iktisadi çıkarlarına dayanmaktadır. Batı medeniyeti işte budur!
Yöntemi hep aynıdır:
Gericiliği iktidara taşır; aşırı borçlanmayla ülkeyi esir alır.
Ülke borçlarını ödeyemeyince Avrupa’da birdenbire “barbar Türk” aleyhtarlığı oluşturur! Avrupa başkentlerindeki Osmanlı aleyhindeki mitinglerin tek amacı vardır; “paramı ver Türk!”
Bu nedenle oturttular II. Abdülhamit’i koltuğa; ve hemen ardından devletin değerli ürünlerinin gelirlerine el koyuverirler.
Namık Kemaller devletin, halkı ve ülkeyi Batı sermayesine sattığını anlatmaya çalışır ama kim anlar?
Şeyhülislam Mustafa Sabri gibi kimileri Batı ile mücadeleyi; fotoğraf çekmenin, heykel yapmanın haram olduğuyla sınırlar. Ülkesinin, halkının nasıl sömürüldüğünü aklına bile getirmez. Aynı bugün gibi…
TANZİMAT BATICILIĞI
Maalesef…
Cilalı Batı imajına çok kimse kanmaktadır.
Çünkü… Türkiye’de düşün adamlarını yok ettiler.
İşte… Prof. Dr. Niyazi Berkes.
ABD ve Kanada üniversitelerinde toplumbilimi üzerine çalıştı. Birikimini ülkesine vermek istedi; Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nden kovuldu. İngiltere’ye yerleşmek zorunda kaldı.
1975 yılında “Türk Düşününde Batı Sorunu” çalışmasında bakın neler yazdı:
“Kemalizmin sadece bir Batıcılık akımı olarak yorumlanması, Kemalist devrimciliğin eski Tanzimat Batıcılığına döndürülmesi demektir. (…) Kemalizme özgü üç halka olan; (a) ulusal bağımsızlık (b) egemenliğin halkın kalkınmasına yarayacak yönde olması (c) bunun devrimci atılımlarla gerçekleştirilmesi ilkeleri arasındaki bağlar kopmuştur.
Tanzimat, II. Abdülhamit, Menderes ve bu ‘Batı medeniyetçiliği‘ anlayışlarının Batıcılığı, bu üç halkalı Batıcılık anlayışına ters düşer. Bu tür Batıcılığın tarihimizde ve günümüzde en çok gericilik zamanlarına rastlaması tesadüf değildir. Devrimciliğe en aşırı şekilde düşman olan II. Abdülhamit dönemi bu çeşit Batıcılığın en aşırılaştığı zamandı.”
II. Abdülhamit’in bugün pek revaçta olmasının sebebi aynıdır.
“Gardrop Atatürkçülüğü” gitti, yerine II. Abdülhamit gericiliği aldı! Oysa özünde aynıdırlar. İkisinin de temellerinde Batı’ya siyasi-ekonomik bağımlılık vardır.
Oysa. Atatürk’ün ulusçuluk görüşünün temelinde tam bağımsızlık yatar. Bu ikili Atatürk düşüncesini yıllardır yok etmeye çalışıyor.
Hafta sonu yaşanılan krizlerin/sorunların niteliğini anlamak için yakın tarihimize bakmak kafidir. Biz bu filmi gördük…
Umarız sonu benzemez; Osmanlı gibi parçalanmayız…

Soner Yalçın

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/soner-yalcin/sorunun-niteligi-1732561/