Neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Sıfır meselesi!!!

Yüzyıllardır insanlık Arap sayılarıyla hesap – kitap yaparlar…
Arapların en büyük buluşu sıfır diye geçer, öyle öğrendi nesiller…
Ve yine böyle biliyoruz ki…
İnsanlık hareket etmekle mükelleftir…
Ne demiş atalar?
İşleyen demir paslanmaz!

Benim için kimse dinci diyemez, diyemez…
Mümkün değil bu…
Ama…
Elhamdülillah Müslüman bir ana – babanın evladıyım…
Kafamı kurcalar durur, niyet ne?

Tamam…
Bilim ve en son bulgular ancak yine de bu konu kafamı kurcalar. Tayyip değildir benim adım…
Ben, Önder’im…
Bir taraflarımdan uydurmam Küba’da Camii, Amerika’yı Müslümanlar kesif etti…
Bilimdir benim hocam, kendisini sürekli yenileyen mükemmeliyete ermeye çalışan…
Yine de nereden çıktı bu Hindistan meselesi, ispati nerede, neye dayandırılır bu iddia?
Sıfırı…
Gerçekten Hintliler mi icat etti?
Öyle ise…
Gözler, yürek, beyin ispat ister?

Kendime sormadan edemem…
Çünkü iddia sahipleri ciddi kaynaklar ancak iddia var ortada ispat yok…
Yakıştıramıyor mu çağdaş medeniyet böyle bir buluşu Müslümana?

Lütfen aranızda bilen varsa…
Beni ve okuyanlarımı aydınlatsa.




Evlat büyümüş, kendi derdine, kendi hayatını yaşıyor…
Yalnızlık nedir bilir misin?
Onlarca insan içinde hiç mi kendini yalnız his etmedin mi, bende süreklilik arz eden bir durum…
Onun için böyle konulara koy bir…
NOKTA

Nedenler muhtelif olabilir…
Cinsellik her şey demek değildir!
Bu yüzden bilmeden, anlamadan…
Yadırgama!

Gel ben sana başka bir örnek vereyim, isim sorma. Dün geçti haberlerden, daha dün
İtalya…
Tanınmış bir sanatçı, hatırlamıyorum galiba beraber yaşadığı insanda öyle…
Kavga ediyorlar…
Her ailede olabilecek bir şey, evli ol olma…
Erkek (tanınmış olan) bir tokat atıyor kadına, hep korktuğum şey insan kendini kaybetti mi elinin ayarı olmuyor çünkü…
Tokat çok şiddetli, kadın ölüyor. Uzatmayalım, adam kasten değil, kaza ile de değil ikisinin ortasından bir şeyler hüküm giyiyor, düz hesap galiba dokuz sene. İtalya’da bir tartışma patlıyor kamuoyunda…
Hüküm giymiş bir sanatçı, sanat hayatına dönebilir mi?
Kimisi kadını ve kadın öldürmüş olması sebebiyle dönemez derken diğerleri cezasını çekti dönebilir demekte.

Karmaşık değil mi?
Kıstas ne?
İtalya’da, bizim yavşağın kanıkası O da hüküm giymişti, seçimlere katıldı. Bizim ki zaten hapis bile yattı, bir mahkûm devletin başında. Kafa karıştırıyor, insanı bunaltıyor değil mi böyle kıyaslar?
Genellemeden sonra biraz daha ayrıntısına değinelim…
2016 yılında, 367 kadın ve aile bireyi öldürüldü, 109’u yaralandı.


Uğur Beyi, MUTLAKA okumalısınız MUTLAKA

Üç çocuk, beş çocuk…
Sal sokağa, Tayyip’e oy, dinciye malzeme(!)

Marketlerde bebek maması hırsızlığı niçin artıyor?..
16 Mart 2018
Önceki gün ünlü bir marketler zincirinde üst düzey yönetici olan dostumla konuşurken, söz döndü dolaştı ürün hırsızlıklarına geldi. Meğer son dönemde en çok çalınan ürünlerin başında çocuk mamaları geliyormuş!..
Nedenini sordum. “Hem büyük boyutlara varan işsizlik, hem de bilinçsiz toplum kesimlerinde doğum oranlarının artması” dedikten sonra, yürek yakan bir örnek verdi:
“Kısa süre önce kucağında altı aylık bebeğiyle 2 paket mama çalan bir kadın yakaladık. Ağlayarak eşinin işsiz, üstelik ileri derecede kanser hastası olduğunu söyledi. Anlattıklarına bakılırsa, ikiz küçük çocukları daha varmış. Onlara evlerde temizlik işleri yaparak bakıyormuş. Ancak kocası yatağa mahkum olunca, temizliğe de gidemez olmuş!.. Çalmasa saatlerdir besleyemediği bebeğinin ölmesinden korkmuş!..”
Polis çağırıp, işlem yaptırmaya hazırlanıyorduk ki, aklıma söylediklerini soruşturmak geldi. Çünkü bazı hırsızların mamaları dışarıda satmak için çaldıklarını biliyoruz. Arkadaşlardan birini görevlendirerek kadının verdiği adrese gidip bakmasını söyledim. Bir saat sonra döndüğünde, ağlamamak için kendini zor tutar haldeydi. Varoştaki evde tam bir sefalet tablosuyla karşılaşmış. Üstelik hasta adamcağız yatağında inim inim inliyormuş.
Kadını polise teslim etmek yerine, “başımızın gözümüzün sadakası olsun” diyerek, çocuk mamaları ve diğer ihtiyaç malzemeleriyle dolu bir koliyle evine gönderdik.
Bunu yaparken bir daha böyle bir davranışa yeltenmemesini, cezasının da 3 yıla kadar hapis olduğunu tembihlemeyi de ihmal etmedim!..”
* * *
Dün sabah yazı için bilgisayarımın elektronik posta kutusunu açtığımda CHP Ankara Milletvekili Levent Gök’ün Meclis’e verdiği yazılı soru önergesiyle karşılaştım…
Gök önergesinde, son bir yılda bebek maması fiyatlarına yüzde 70’e varan oranlarda zam yapıldığını belirterek, Başbakan Binali Yıldırım’a şu soruları yöneltmiş:
– Bebekler için hayati önem taşıyan mamalar neden Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ödeme kapsamına alınmıyor?
– Bebek sahibi olan her ailenin önemli gider kalemini oluşturan mamalardaki yüksek fiyat artışları neden önlenemiyor?
– Anne ve bebek sağlığı için gerekli olan temel ilaç ve gıdaların hangileri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenmiyor?
– 2014-2018 yılları arasında hayatlarını kaybeden 0-7 yaş arası bebek ve çocukların sayısıyla ölüm nedenlerini açıklar mısınız?..
* * *
Önerge vahim tabloyu gözler önüne seriyor:
İşsizliğin dorukta bulunduğu, hakça paylaşım anlayışının yerlerde süründüğü bir ülkede “Çok çocuk yapın” demek, hiçbir sorunu çözmediği gibi, mevcut sorunları içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Çok şey vaatten ibaret kalınca da, bebekler açlıktan ölebiliyor!..
Ve o bebekler ki, dünyaya gelirken kendilerine hiçbir şey sorulmuyor!..

Yokkk, bu sefer Soner Beye mail yollamadım. Utanıyorum, öyle ikide birde insan rahatsız edilmez AMA sanki yollamış gibi ona yönelik yazacağım

Yazmıştım evvelsi, ima ettim…
Gıda maddeleri zorunlu olarak ilgi alanımda…
Bildiklerimi, okuduklarımı yazsam, ispatlı…
Yemin ediyorum ağzınıza bir daha bir şey sürmezsiniz.

Allah var yukarıda…
Bademler ile mesele ayyuka çıkmış olsa bile bademler öncesi de vardı bu sorun Türkiye’de…
Sadece Türkiye’de mi?
Tabii ki hayır dünyada…
Ağıza atacak lokmayı bulabilmek bir mesele ise dünyaya hâkim olan açlık mesela…
Bu çağda…
Diğer mesele buldun diyelim, ne yediriyorlar sana?

Bilmem kaçta kaçınız bundan haberdar…
Bilim…
Uzun süre deneyi yaptı, bir ikiz, ikisi de astronot…
Kardeşlerden birini dünyada tutarken diğerini uzaya yolladılar uzun süre…
Hani evrim teorisi var ya, hani dinci inkâr ediyor, diyor din ve bilim olmaz yan yana…
Halbuki yüce dinimiz bizzat bilimin dili, mantığın…
Allah “diyor” gör beni, her yerde her an, kullan ulan kullan sana verdiğim aklı, kullan…
O misal bilim tespit etti radyasyon, gıda falan uzaydaki astronotun genetiği değişti.

İkiz, ikiz tek yumurta ikizi…
İnsanda otozomlar (Autosom) iki kere 23 eder 46 kromozom…
Birden yirmi ikiye otozomlar yirmi üçüncü kromozom cinsiyeti belirler…
Bilim XY erkek, YY için kadın der.

Soner Bey salçayı falan saydı…
Hazır çorba kardeşim hazır çorba bile genetiğini değiştiriyor ondan sonra soruyor millet…
Bu evlatlar neden ikide birde hastalanıyor?

Bilmemek kötü de cehalet…
Bilip de…
Uyarmaktan başka bir şey yapamamak daha beter be!

Konuyla ilgili, Almanca…
Oku derim oku.

oku


Gıda yalanları
16 Mart 2018
Bu konunun öncüsü usta¬mız Uğur Dündar…
Son dönemde; İsmail Küçükkaya… Fatih Por¬takal… Ahmet Hakan… Sefer Levent… Meliha Okur… Gürkan Akgüneş… Başta olmak üzere meslek¬taşlarım “gıda oyunlarına” dikkat çeken haberler yapıyor.
Konu, salt bıktırıcı “onu yeme-bunu içme” kıska¬cı dışına çıkıyor. Bunu da önemsiyorum kuşkusuz. Ama meselenin diğer yönlerine hiç değinilmiyordu!
Hele… Gıda’nın ekono¬mi-politiği konusunda pek yazan yoktu…
Farkındalık oluşmaya başladı. CHP sayesinde bu “zehir düzeni” siyasetin de gündemine geldi. Evet, peşini bırakmayacağız!
En büyük desteği namuslu vatansever gıda mühendisle¬rinden alacağız.
İşte bir gıda mühendi¬sinin uyarısı:
“Kıymalı mantının maliye¬ti yüksek olduğundan soya karıştırılmış hazır kıymalar kullanılıyor. Mantı makinesin¬de kullanabilmek için galeta veya irmik katılıyor. Bu mantının içini krem rengine çeviriyor. Ayrıca kahverengi veya pişmiş kıyma görünü¬mü veren boyalar kullanıla¬rak iç malzemesi kıymaya benzetiliyor. Vatandaş da ‘ne bol kıyma koymuş¬lar’ diye seviniyor!
Diğer yöntem ise, kıyma yerine tamamen soya kulla¬nıp, gıda boyası ve et bul¬yon ile iç malzemesini kıy¬malıymış gibi göstermek!
İnsanların çocukları¬na besleyici olsun diye tercih ettikleri ve ambalaj üzerinde ‘ıspanaklı, doma¬tesli, havuçlu’ gibi sebzelerin yazılı olduğu makarnalara bir gram bile sebze katılmıyor! İstenilen sebzenin, boyası ve biraz da aromasını hamura kattığınızda rengarenk ma¬karnanız hazır oluyor. Sade¬ce domatesli makarnada salçayla renk elde edenler var, onu da maliyeti nedeniyle kaç firma yapar bilemem…”
Bitmedi…
PLASTİK SALÇA
Türk mutfağı salçasız olmaz.
Peki hangi salça?
Sözü yine bir gıda mü¬hendisine bırakayım:
“Son yıllarda salça sanayinde plastik amba¬laj (plastik kova ve pet am-balaj) içinde satılan salçalar çok talep görünce satış mü¬dürlerimiz bizden böyle ürün¬ler talep etti. Konu üzerine eğildik; ve Gıda-Tarım-Hay¬vancılık Bakanlığı tarafından bu tip salçalara kimisine ‘ev tipi’ kimisine de ‘kon¬santre tuzlu salça’ diye üretim izni verildiğini gördük. Üretmeye karar verdik.
Ancak aklımıza takılan sorular vardı nasıl oluyor da pastörize edilmiş bir salça (92-93 derecede) böyle plastik ambalajlara kona¬biliyordu!
İlk önce aklımıza tuz gel¬di; Türk Standardı 1466’ya göre, yazılan kuru madde oranına bakarak tuz koy¬duk, fakat salça uzun süre dayanmadı; 10 gün içinde küflendi.
Diğer firmaların nasıl yap¬tıklarını araştırdık; sodyum benzoat ve potasyum sor¬bat koruyucular ve aşırı tuz kullandıklarını öğrendik.
Tarım Bakanlığı’nın verdiği üretim izinlerinde yani etiket bilgilerinde koruyucu ola¬rak sadece tuz ibaresi var¬dı ama değişik koruyucu¬lar kullanılıyordu! Üstelik binde 1 olması gereken koruyucuların oranı yüzde 1 seviyesindeydi! Ayrıca 30 brix salçada yüzde 4.2 olması gereken tu¬zun yüzde 7 oranlarında kullanıldığını gördük.
Halkımızın sağlığı ciddi tehlike altına atılmaktadır; çünkü sodyum benzoat ve potasyum sorbat kansero¬jen maddelerdir…”
KİREMİT BOYASI
Kimi okur; “okumaya¬cağım moralim bozulu¬yor” diyor!
İyi de arkadaş söz konusu olan sadece sen değilsin ki; çocuğun, torunun! Daha da kötüsü, hastalıklar gene¬tik olarak sonraki kuşak-lara geçiyor!
Oysa. Tüketimden gelen gücümüzü kullanabiliriz. Şir¬ketlerde bunu dikkate alarak üretim yapmak zorunda kalır. Yapabiliriz.
Gıda, Tarım ve Hayvan¬cılık Bakanlığı harekete geçirilebilir; en başta büyük bir denetim sorunu var. Gıda üretiminin yüzde 60’ı denetlenmeden sofranıza geliyor.
Size ne yedirdiklerini bilmek zorundasınız!
Son bir mail daha yazayım:
“Kırmızı toz biberin yapılışı insanları hayrete düşürecek boyuttadır. Çoğumuzun sal¬çalık biber olarak bildiği kırmızı biberler fabrikalarda, ‘biber salçası’ veya ‘küp biber’, ‘şerit biber’ olarak üre¬tilirken, bu biberlerin sap¬ları, tohum kısımları, çü¬rük-hastalıklı biberler çöpe atılması gerekirken hiçbi¬ri atılmaz! Fabrikadan uzakta bir açık alana taşınır, güneşin altında kurumaya bırakılır. Açık alandaki si¬nek, böcek, fare, kedi-köpek içinde cirit atar! Bu arada güneş görmeyen toprağa temas eden yerlerdeki biber¬ler çürür, küflenir kanserojen toksik maddeler oluşturur. Bu döngü; tarlada biber kalma¬yıncaya veya fabrika biber üretimini bitirinceye kadar devam eder. Daha sonra bu kurutulan biber çöp¬lerinden kırmızı toz biber yapma aşamasına gelinir. Ama nasıl oluyor da yeşil biber sapından ve beyaz to¬humdan kan kırmızı toz biber yapılır sorusu akla gelebilir! Burada devreye kırmızı kire¬mit boyası denilen toz boya girer. Tamamen kimyasal bu toz boya ile bu biber çöp¬leri karıştırılır ve değirmen¬lerde çekilerek kırmızı toz biber elde edilir. Maalesef kanserojen olan bu ürünler ülke halkına yedirilir…”
Son söze gerek yok…
Bu mücadeleyi hep birlikte yapacağız…

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/soner-yalcin/gida-yalanlari-2290727/

Genç kız olduğundan beri

İlk defa kulaklarında küpe görüm. Çok hoşuma gitti. Yağmur damlası, bilmiyorum üstündeki taşlar gerçek mi? Sormam lazım annesine, değilse bir daha gidişimde!
Bir masraf kapısı daha kardeşim, hatunlar zaten çok başımda, bunun dertleri küçüklüğünden beri ama en azından oyuncak dışında masraf açmıyordu başıma!
😊

Aslında geçen cumartesi gidecektik, ben unuttum. Açtı telefon “Dayday gidiyor muyuz?”
Kızım neden cumadan telefon açmadın, unuttum. Ajandaya da yazmamıştım. Saç – sakal birbirinde, üst – baş uygun değil. Benden utanmasın diye götürmedim. Bu hafta unutmadım tabii…
Yine telefon…
Hadi üstünü kalın giyin gel. Zannediyor ki ben başında dikileceğim, tüm gün onunlayım(!)

İstiyorum, O da istiyor okçuluğu…
Utanıyor, çekingen, birazda psikolojik baskı yapıyor kendine benim oğlan gibi…
Şişman, çok şişman. Evlat ne güzel zayıflamıştı, zıpkın gibi diyemeyeceğim ama çok toparlamıştı kendini, hani bizde derler ya bazen erkekler için çakır…
Gerçekten, evladım diye değil…
Tam bir çakır erkek olmuştu. İmtihanlar, üniversite falan son sınav herif gene şişti…
Hele mastere başladığından beri kafayı yiyeceğim. Bu da öyle başım dertte.

Erkek adam…
Gün gelecek aile sorumluluğu çekecek inşallah, baba olacak…
Kızı – erkeği yok bu işin, birisi baba olacaksa diğeri de ana…
Yuvarlanıp gidiyoruz çok şükür…
Ben çok çektim, çok bol büyüdüm, çok çektim çok. Arsız – hırsız etmeyecek şekilde…
BILINCLI…
Belli bir yaşa geldikten sonra kesenin ağzını daralttım, gerçi annesini, babaannesini, halasını hep gıdıkladı ama benden ancak belli bir miktar alabildi.

Yok…
Cimrilik falan değil kardeşim, bir evlat…
Bir tarafıma mı sokacağım parayı, malı – mülkü…
Benim çektiklerimi çeksin istemedim, anne – baba hırsızı olmuştum rahmetli için…
Yetiştiremiyordum…
Onlar için alışverişe giderdim, beze, meyveye…
En azından bir bölümüne kalk gidelim derdim. Maddiyatsızlıgı çok iyi bilirim…
B.k gibi parayı da!

Uzun lafın kısası…
Bir anne – baba olarak sen istediğin kadar koruyup kolla…
Allah koruyacak…
Sen istediğin kadar öğret, en iyi okullara yolla…
Hayat…
Allah korusun, hayat öğretmeye, evlatlar kötü gün görmeye.

Dayday…
Çok utangaç, sıkılgan…
Koca kız oldu, bıraktım geldim…
Ben zamanin da öğretmezsem gün gelecek ya birileri öğretecek…
Veya hayat çektirecek…
Allah…
Tüm Dayday’lara, Dada’lara…
Evlatlara hayırlı, bereketli, sağlıklı ve mutlu yazılar yazmış olsun…
Ne insan ne hayat kötü şeyler gösterip, öğretmesin.

Hani yazıyorum bir > makale <
Ne bilirkişiyim ne bir şey ancak yazabiliyorum çünkü biliyorum…
Tecrübe, hayat öğretti çok şey. Tayyipistanda…
Kadın ve çocuk olmak; bir KESIT:




2010 yılından 2017 sonlarına kadar…
1915 kadın öldürüldü…
Bu verilere dikkatinizi çekmek isterim, Öldürülen her iki kadından birinin faili kocası veya erkek arkadaşıydı. En az 396 cinayet ayrılık veya boşanma aşamasında gerçekleşti. 355 cinayetin öncesinde kadınlar şiddet, taciz veya tehdide maruz kalmıştı.
> En az 237 cinayet, kadınların güvenlik endişesiyle resmi bir başvuruda bulunduğu halde işlendi. <
Öldürme bahanelerine gelince…
Kadın cinayetleriyle ilgili resmî verilerin paylaşılmaması nedeniyle bianet’in erkek şiddeti çetelesindeki cinayet bilgilerinden yola çıkarak yürütülen çalışmaya göre, öldürülen 1915 kadının 1193’ünün faili (yüzde 62’si) kocası, erkek arkadaşı, eski kocası ya da eski erkek arkadaşıydı. 213 kadın babası, oğlu ya da erkek kardeşi tarafından öldürüldü. 114 kadının faili ise erkek akrabası oldu.
Aldatılma şüphesi, kadının boşanma isteği, erkeğin barışma isteğinin reddi ve namus/ töre, erkeklerin kadınları öldürme bahanelerinden önde gelenler oldu. Bunun yanı sıra “Kadının yemeğe salça koyması”, “Erkeğin ‘erkekliğiyle’ dalga geçilmesi”, “Kadının erkeği şikâyet etmesi” ya da “Kadının telefon şifresini söylememesi” de kadınları öldürmenin medyaya yansıyan bahaneleri arasında yer aldı.