Allah belamı versin haberim yoktu. Okumamıştım yani Sayın Doğruyu. Benim istihbaratım, mantığım, bilgi düzeyim onunla örtüştü

O yazamaz AMA ben yazarım…
KOL kelimesindedir vurgu SONRA saat dediğinin şekli genelde nasıl olur?
Yuvarlak…
Top, top. Allahsız PEZEVENKLER…
OROSPU çocukları!

O kol saatini ve daha neler neleri sokacağız münasip bir yerlerinize…
Bu böyle biline…
Ciplerin tekerlekleri, hatırla türbanlı şırfıntıları…
Bindikleri cipleri…
Tekerlekler patinaj yapıyor, İstanbul…
Tüm dertleri!

Kol saati…
14 Nisan 2019

Keklikpınarı’ndan Ankara’ya inen yolun iki yanında, ellerinde bayraklar, bellerinde kamaları, çok azında tüfek, 3 bin atlı vardı… Çevre tarlalar insan doluydu… Keçeciler, iplikçiler, örgücüler, yorgancılar, bakırcılar, demirciler, semerciler, çıkrıkçılar, nalburlar, tiftikçiler, orakçılar, düvenciler, kilciler, tuzcular, kasaplar, bahçıvanlar, urgancılar, saraçlar, kunduracılar, terziler, tüm esnaf oradaydı… Seymenler döne döne oynuyorlardı…
Atatürk, Ankara’ya oradan girdi…
Çok duygulanmıştı, yakınındakiler ağladığını gördüler…

Şimdiki Genelkurmay Başkanlığı ile TBMM arasındaki kavşak…
AKP belediyeciliği; şehrin her yerine saat kulesi koyuyoruz diye, Atatürk’ün Ankara’ya girdiği yere de “kol saati” koydular…
Her sabah işe giderken o kol saatini görüyorum… Halk arasında kol saatinin anlamını burada yazamam…

Önceki Pazar…
Herkesin oy kullandığı saatlerde Mansur Yavaş aradı, daha seçilip seçilmediği belli değildi ama ben tebrik ettim… Bir de “Sizden bir ricam var” dedim:
“Bu arkadaşlar şehrin en anlamlı yerine kol saati heykeli koydular… İnsanları daha çok rencide etmeyelim diye görmemezlikten geldik… Seçilince lütfen onu oradan kaldırın, o günlerin anısına yakışan bir şey koyun lütfen.”
“Seçilirsem söz” dedi…
Mansur Yavaş “Söz” dediyse…
Sözdür…

“Kol saatini” öncelikle hangi cinlikle oraya koyduklarını iddia edemeyiz…
O kavşakta Genelkurmay var, TBMM var, Harp Okulu var… Tümü bu arkadaşların elinde ne hale geldi bilirsiniz…
Ve Atatürk’ün Ankara’ya girdiği yer orası…

31 Mart 2019…
100 yıl sonra…
Seçim sonuçlandı… Bayraklar, davullar, zurnalar, Seymenler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, esnaf, üniversiteliler… Her evde sevinç çığlıkları, oynayanlar, ağlayanlar…
Mustafa Kemal yeniden şehre giriyordu…
5.5 milyon Ankaralı oradaydı…

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/bekir-coskun/kol-saati-2-4415466/

Baskın!
15 Nisan 2019

Birinci Hakim.
İsmi.
İmzası.
İkinci Hakim.
İsmi.
İmzası.
Müdür vekili.
İsmi.
İmzası.
Onlar “Tutanağın” altında ismi ve imzaları olan adalet insanlarıydılar. 1. ve 2. ilçe seçim kurulu başkanı YSK hakimleri, oyların sayıldığı salonun nasıl ve kimlerce basıldığını anlatan tutanağa şunu yazdılar: “Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi ilçe başkanları bağırarak ve beraberlerindeki çok sayıda kişi ile salona girip çalışma ortamını engellediler… Kargaşa ve kavga ortamı yaratmaları nedeniyle oyların yeniden sayım işlemine ara verilmiştir…”
★★★
Hoyratça.
Kaba kuvvetle.
Kanunsuzca.
İktidar gücünü arkalarına alarak “oyların sayıldığı salonu” bastılar. 81 milyon Türkiye ve 16 milyon İstanbullu “sayımın sonuçlarına kilitlenmiş, hızla bitmesini” bekliyor; adalet yerini bulsun istiyordu. Salon basıcılar ise “sayımın geciktirilmesi” hesabındaydılar.
Halk getirdi.
Halk götürecek.
Demokrasi çalışacak.
İstanbul’da yönetim değişecek ve Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olacaktı.
Sonucu beğenmediler.
Binali Yıldırım’ın belediye başkanı olacağını garanti görüyorlardı.
★★★
Seçimi yenilemek istiyorlar.
Hile ise hile!
Güç ise güç!
Şike ise şike!
İstanbul’u “kaybetmeyi beka meselesi” yaptılar, vermek istemiyorlar.
Niçin?
Büyükşehir rantı için: İstanbul Atatürk Havalimanı arazisi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi arazisi. Cerrahpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi arazisi. Bakırköy hastaneler bölgesi arazisi. Yeşilköy Hava Harp Okulu arazisi. Harp Akademileri arazisi. Deniz Lisesi arazisi. Kuleli Askeri Lisesi arazisi. Taksim Gezi Parkı alanı. İstanbul Teknik Üniversitesi arazisi. Haydarpaşa Garı, tren depoları ile mücavir alan arazisi. Bakırköy, Yeşilyurt, Yeşilköy ve Florya ile benzer bölgelerden imar ruhsatı ile yapılaşma, betonlaşma doğuracak araziler.
★★★
Salon basıyorlar!
Hak yok.
Kaba kuvvet var.
Hukuk yok.
Koltuk bencilliği var.
Demokrasi yok.
Şehir rantı var.
KALEMİN GÖR DEDİĞİ
Yılın düğünü! Kaderin tokadı!
Devletin bankası Ziraat, Demirören Ailesi’ne 2 yılı ödemesiz 10 yıl vadeli 675 milyon dolar döviz kredisi verdi. Faiz açıklanmadı, gizli tutuldu. Döviz kazancı olmayan fakat döviz harcaması olan Hürriyet Gazetesi’ni Demirören Ailesi bu döviz kredisi parayla aldı. Devlet büyük ve kârlı ihaleler verdi. Kalyoncu Ailesi de Sabah Gazetesi’ni aldı. Bu iki ailenin elindeki gazeteler ve TV’ler seçimlerde “iktidar ittifakını” desteklemekle kalmayıp muhalefete karşı yıkıcı, İmamoğlu’nu görmezden gelici yayın da yaptılar. Gelin Demirören Ailesi’nden, damat Kalyoncu Ailesi’nden, ”yılın düğünü” Çırağan Sarayı’ndaydı. Görkemliydi düğün. Cumhurbaşkanı nikah şahidi oldu. Üçü hariç bütün bakanlar, iktidarın üst kadrosu düğündeydi. Polis, Beşiktaş’tan Ortaköy’e yolları tutmuş 10 metre arayla nöbetteydi, sokak aralarına panzerler yerleştirilmişti. Cumhurbaşkanı nikah defterine şahitlik imzasını attığı saatlerde Beşiktaş’taki stadyumda maç oynanıyordu ve taraftarlar “Mazbatayı ver… Mazbatayı ver… İmamoğlu’na mazbatayı ver…” diye tempo tutuyordu. Bu rastlantı kaderin tokadı oldu.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/necati-dogru/baskin-4423642/

“İstanbul’da yeniden seçim en çok AKP’ye kaybettirir…”
15 Nisan 2019

Seçim bitti, tartışması bitmedi.
Sadece Türk vatandaşları değil, yabancılar da çok yakından izliyor -ve elbette yorumluyor- seçim sürecini.
Seçimden hemen sonra hem Avrupa’da, hem de Türkiye’de 31 Mart yerel seçimlerini yakından izleyen Batılı, özellikle de Avrupalı diplomatlarla görüşme fırsatım oldu.
Avrupalı diplomatların en çok merak ettikleri YSK’nın CHP’li Ekrem İmamoğlu’na mazbatayı verip vermeyeceği.
Tahminler eksik değil; “Kesinlikle verecek” diyen de var, “seçim yenilenecek” diyen de…
Konuştuğum çok sayıda ülkeden Avrupalı diplomatların seçimlere bakışları özetle şöyle;
“MUHALEFET İŞİ ÖĞRENDİ”
Batılı diplomatların hemen hepsi yerel seçim kampanyası başlamadan önce CHP’den umutsuz olduklarını hiç saklamadılar. Ancak kampanya sırasında CHP’nin attığı adımların “tümünün doğru olduğunu” görerek şaşırdıklarını da vurguladılar. Diplomatlara göre, “CHP yenile yenile, kampanya yapmayı öğrendi.”
Bir Büyükelçi “yerel seçim kampanyasında CHP, Haziran 2018 kampanyasında yaptığı yanlışların hiçbirini tekrarlamadı. AKP seçmenini ürkütecek dev mitingler hiç yapılmadı. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, özellikle oy sayımının en kritik olduğu noktalarda basının karşısına çıkarak, süreci doğru götürdü. AKP, ilk kez savunma durumuna geçti” diyerek özetledi kampanya sürecini.
Avrupalı diplomatlar, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun kampanya sırasında ön plana çıkmayarak, meydanı adaylara bırakmasının da doğru bir taktik olduğu konusunda hemfikir. AKP’nin kampanyası için ise “seçime giren AKP’li adaylar, adeta Erdoğan’ın arkasına saklandı” görüşü sürekli tekrarlandı. Bu konuda “somut örnek” olarak ise pek çok Diplomat Erdoğan’ın İstanbul adaylarını duvarın kenarına dizerek verdiği televizyon röportajını gösterdi.
Bir başka ortak görüş ise AKP Lideri Erdoğan’ın kampanyasında “çok ileri gittiği”, bunun da AKP seçmenini bile rahatsız ettiği yolunda.
CUMHUR İTTİFAKI, EKONOMİK KRİZE RAĞMEN İYİ OY ALDI
Batılı diplomatların ortak görüşlerinden biri de Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krize rağmen -Avrupalı diplomatlar Türkiye’nin derin bir ekonomik kriz içinde olduğunu açık açık söylüyor- AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur ittifakının “beklenenden fazla oy alması” oldu. Avrupalı diplomatlara göre, seçim sonuçları Türkiye’de büyük şehirler-Anadolu arasındaki polarizasyonunu iyiden iyiye derinleştirdi.
“BATI MEDYASI ERDOĞAN’A KARŞI SERTLEŞİN DİYOR. AMA BU MEVCUT KOŞULLARDA MÜMKÜN DEĞİL”
AB diplomatlarının büyük kısmı, Türkiye’deki seçimlerde büyük şehirlerin muhalefete geçmesinin ardından Batı medyasında “Avrupa Erdoğan’a karşı tavrını sertleştirmeli” şeklinde bir kampanya başladığına dikkat çekti. Ancak bunu yapmanın “mevcut koşullarda mümkün olmadığı” görüşü de sık sık dile getirildi. 31 Mart’ta yapılanın “yerel seçim” olduğunu, yönetimde hala AKP’nin bulunduğunu ifade eden bazı büyükelçiler, Avrupa ile Türkiye arasındaki mevcut ilişkiler nedeniyle, “sertleşmenin mümkün olmadığını” söyleyip, “Ortak çıkarlarımız var. Sertleşerek, bu konuda ilerlemek mümkün olmaz” görüşünü ifade ettiler.
EN BÜYÜK TEPKİ KHK KARARINA
Avrupalı diplomatların dile getirdikleri en büyük endişe ise, YSK’nın KHK’lı adaylara mazbata vermeme kararı.
YSK’nın adaylara “seçime girme izni verip”, seçilince mazbata vermemesini “seçmenin kandırılması” olarak niteleyen yabancı diplomat çok. Bunun demokraside yeri olmadığı görüşü hakim. Ancak asıl tepki, YSK’nın mazbatayı “en çok oyu alan ikinci adaya vermesi” üzerinde yoğunlaşıyor. Bir büyükelçi tepkisini, “seçim bu, güzellik yarışması değil ki, birincinin ödülü ikinciye verilsin” benzetmesiyle dile getiren, Kimi diplomatlar eğer KHK’lılara mazbata verilmiyorsa, mutlaka seçimin yenilenmesi gerektiğini söylüyor, kimisi ise KHK’lı adayın seçime girdiği partiden bir belediye meclisi üyesine başkanlık mazbatasının teslim edilebileceğini ifade ediyor.
İSTANBUL’DA YENİDEN SAYIM, DİKKAT DAĞITMAK İÇİN Mİ?
İstanbul’da AKP’nin çeşitli bahanelerle sürekli yeniden sayım yaptırıp süreci uzatmasının nedeni konusunda da Batılı diplomatların tümü istisnasız kafa yoruyor.
En çok dikkat çeken olası neden ise, Güneydoğu ile bağlantılantılanıyor. Oyalama taktikleri sayesinde herkes İstanbul ile ilgilenirken, “Güneydoğu’da yapılan seçim usulsüzleri ya da YSK’nın anti demokratik kararlarının” hiç dikkat çekmemesine vurgu yapan Batılı diplomatlar oldu.
Tüm sohbetlerden ortaya çıkan ortak kanı ise, İstanbul’da seçimlerin yenilenmesi halinde, bundan en çok Erdoğan’ın kaybedeceği.
Avrupalı bir Büyükelçi durumu iki cümleyle özetleyiverdi:
“Bu seçimle Erdoğan’ın o parlak imajı, o yenilmez imajı yerle bir oldu. Hem seçmen, hem de muhalefet artık Erdoğan’ın yenilebileceğini biliyor…”

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/zeynep-gurcanli/istanbulda-yeniden-secim-en-cok-akpye-kaybettirir-4423621/


+

😊 Kamuflaj nedir bilir misin?

Kuzu postunda kurt…
Arazi ol, araziye uy. Yazmıştım değil mi…
Bazen bir bilişimci sadece bir bilişimci değildir…
Bir şirket sadece bir maskeleme olabilir…
Bir site…
Sadece herhangi bir ticari veya özel bir bilgilendirme sistemi…
BILMELI…
O…
Neyin nesi!!!???!!!

Bugün açıkladı Öztırak…
Y-CHP sözcüsü…
Geçtik, geçtik sekiz milyonu…
Tayyipistanda…
8 milyon 344 bin işsiz!

Örneğin ben…
Arkadaş ben ne marangozmuşum da haberim yokmuş…
Dün kardeşteydik, tombik tombik…
Koltuk…
Hala sapasağlam duruyor yerinde!

😊

Say, say A+B = B+A

Merkez Bankası dahil, yalana tam gaz devam. Neymiş?
Ekonomide iyileşme belirgin hal almaya başlamış…
Allah, Allah…
Peki, piyasalar neden aksi görüşte?

09:20 / 08:20

Dolar 5,79
Euro 6,56
Çeyrek altın 394,06
Borsa 95977

10:00 / 09:00

Dolar 5,80
Euro 6,56
Çeyrek altın 393,88
Borsa 95760




İşte felsefe…
Binlerce senedir bu sorunun yanıtını aramakta…
Saf algı…
Hani sordum; öznel mi nesnel mi diye?
Önünde duran bir bardağa su dolduruldun mesela, kişinin algısı öznel ve nesne sel…
BIRDIR…
Önünde duran bir bardak su, gerçek bu mu?
Ya gördüğün bir serapsa, bir hayal?
Koy o su dolu bardağın içine bir kalem, ne görüyorsun?
Kalem “yamuldu”
TEKRAR, gördüğün gerçek mi yoksa zihnin, gözlerinin, duyularının bir yanılgısı mi?
Mantık ile bu sorunun cevabı bulunur…
Blanka…
Bana filozof olarak hitap ederdi…
Vardı elbette bana böyle hitap etmesinin bir nedeni…
Derin bir mana, perde arkası…



Biliyorsunuz değil mi, tanımlama…
Tanımlara göre oluşur kimi gerçekler. Bir kitap…
Dört köşe, içinde bir sürü işaretler dolu, kelimeler…
Ama doğru ama yanlış ama güzel ama çirkin bilgi, kurgu dolu…
Kitap dediğimiz buysa…
Ya bu kitap örneğin dik dörtgen veya yuvarlaksa…
Veya içinde tek bir kelime yazmıyorsa…
Ki oluyor çok seneler evvel, müzayede de çok büyük paraya satıldı böyle bir “eser”
Kitap olmaktan çıkıyor mu?
Bu açıdan bakıldığında; KIZMA…
AKP’liye, MHP’liye ona buna…
Anlat insanlara…
Öğret…
Küfür, kâfir dahil ama kızma…




Zaman…
Çaresi, kimi zaman zamana bırakmalı gerçekleri, zaman ile gösterecek her şey kendini(!)


11:35 / 10:35

Dolar 5,80
Euro 6,57
Çeyrek altın 392,81
Borsa 95837



Matematik…
Evrensel kabul gören kurallar manzumesi, hayal ürünü…
Bir tasarım(!???)
Sahi…
Hayvanlar matematiği bilir mi?
Buna rağmen matematik bir fen gerçeği.

İşte ideoloji!

Realizm, yani gerçekçilik…
Beynimizin bir tasarımıdır sadece…
Herkesin gerçekleri kendine…
Ne demiştik?
İnsan sosyal bir varlık, etkilenir çevresinden, etkiler…
Statikler ve dinamikler!

Ve binlerce senedir felsefe bile…
Yadsınamaz, tartışılamaz mutlak gerçeğe…
Bir adım dahi yaklaşamadı!

😊
Türkçemizde güzel bir tarif vardır böyle durumları gayet net anlatır:

“Düşün, düşün boktur işin!”
Kuantum fiziğinden biliyoruz ki, somut gerçeği…
Kişinin, kişilerin perspektifi, yani bakış açısıyla genişletmeli kiii…
Gerçeğe, gerçeklere biraz daha yaklaşalım!

Hatırlayan hatırlayacaktır sözlerimi…
Sorun orada…
Biz buradayız; eğer sorunun bir parçasıysak o sorunu görmeyebileceğimiz gibi…
Algı dahil, O soruna çözüm bulmamız neredeyse imkânsızlaşır…
Mesafe!

Sözüm sana…
Psikoloji, bazen bu bakış açısından hastalarına yaklaşırsan iyi olur düşüncesindeyim…
Den Wald vor lauter Bäumen nicht sehen!

12:05 / 11:05

Dolar 5,79
Euro 6,55
Çeyrek altın 392,31
Borsa 95919



Bak esas bunu yazacaktım, ya kafa darmaduman

Oma…
Hani gözlerim bir ara mikrop kapıyordu…
Uzun yılların “pislik birikimi”
Nerelere girip çıktığımı bir bilseniz…
>>> haybeye çektirecektim dişimi, bilmiyorum tabii belki doktor anlar çekmezdi <<<
Dedim ya koca karı ilacı, KARANFIL…
İnsanlar eskiden kendini nasıl tedavi ediyorlardı?

Ağızdaki mikropları gebertir…
Mutlaka vardı bir yerde bir sorun, olmasa mikrop ağızda yuvalanamazdı…
Uyarla Tayyipistana…
Aslında çok sağlam, sağlıklı dişlerim vardır ama bir şekilde kaptı mikrobu…
Çokça karanfil çiğnedim hem ağrılara iyi geldi hem mikropların kökünü kurutmuş olmalı!

Gerçekten bir diş sorunum olsaydı haliyle karanfil tesir etmezdi!

Aklınızda olsun diye yazdım…
😊

Acıların çocuğu Önder

“Bir gerçek ayakkabılarını giyene kadar, yalan dünyayı üç kez turlar” (Mark Twain)

Ankara belediye meclisinde olanları gördünüz mü?
Yazmıştım…
İstanbul’da mazbata, örneğin Yeşilköy havalimanı…
Delil karartma operasyonu, rüşvetin delili olur mu?
Yağma Hasan’ın sofrası…
“Devletin malı deniz, yemeyen domuz!”

Ben gidiyorum dostlar, kendimi hiç iyi his etmiyorum…
Farkındaysanız…
Eskisi kadar şikâyet etmiyorum, kanın sulanması…
Sarımsak…
Veya Ass 100 de, adi herifler. Daha çalışırken sözde kan dolaşımımı test ettiler…
Beyaz önlüklüler…
“Suni yorgunluk” ilaç ile….
Siktirin lannn oradan…
Tabii hiçbir şey çıkmamıştı sonuçtan…
Yok ya yok…
Ayakkabı örneğinde olduğu gibi, hani bacaklı…
İnsan…
İnsanına düşecek, çare o zaman!

Akciğerlerim…
Bunu da yazmıştım, beynimde his ettiğim hasar gibi…
Büyük bir ihtimal ile sonum olacak…
Tabii Allah…
Bilemeyiz ne yazdı, ne gösterecek. Akif dayım, tabii buna yaşamak denmez ama…
Çıkmayan candan da ümit kesilmez!

Dua edin, sevenlerim dua…
Bak unuttum AMAN ha, öleyim diye…
Aman, aman gerisi işkence…
😊
Buna gerçekten ihtiyacım var.


+

11

Zaman dilimi…
Biri zaten Allah’ın emri…
Diğeri…
Belli oldu gibi…
İçinde bir oluşum, beterin beteri.

Ne etmeli, nasıl etmeli…
İnsan…
Unutturmalı kendini!

Hatırlayan hatırlayacaktır beni…
Cemaatleri…
Başlarım, yazarım, anlatırım, birdenbire başka bir mesele ile ilgilenirim, başladığımı yârim bırakırım sanki…
Ben Önderim, başladığımı yeri gelir çok başka bir noktada bitiririm. İzle cemaati…
Uyarla Tayyipistana, anla başımızdakileri…
Ölüm…
Ödeyebileceğin en ucuz bedeli.

Dikkatle izle…
Cemaat deyip geçme…
Ha cemaat ha organize çete!

Dikkatle, anlayarak izle

Demokrasi ve ilerisi

Say kardeşim say…
Yollar yürümek, oylar saymak ile aşınmaz!

“HAYIR!!!
Gerçekler diye bir şey yoktur, sadece bunların değişik yorumları vardır. Bizler “kendi içinde” bir gerçeği tespit edemeyiz, belki böyle bir şeyi istemek bile saçmalık olacaktır. “Hepsi öznel” diyorsunuz; bu bile, böyle bir yorum şekli, yani öznelsellik bile kendi başına bir gerçek olmayıp sadece kişiler tarafından konuya bir yakıştırmadır.”*

Friedrich Nietzsche

Düz duvarları tırmanacağım…
Öyle ağrılar…
Dün uyuşturucu, IBO 800 + Novalgin 500 bana mısın demedi…
Hanım küplere bindi, zehirleyeceksin kendini…
Ah bir geberebilsem, koca karı ilacı deme…
Yeminle…
Üstüne diş ağrısı…
Karanfil, çiğnedim iyi geldi…
Yok çaresi, her halde gidip acile çektirmem gerekecek dişi.

Her zaman Nietzsche ile hemfikir olmam…
Ancak…
Gerçekler göreceli, bakış açısına bakar…
Kişinin eğitimine, yetiştiği ortama, hayat anlayışı gibi faktörlerin toplamından meydana gelir yine şahısların gerçekleri.

Dün…
Ne zamandan beri gitmiyorduk, hadi restorana…
Siyasi zekâ varda ticari zekâ yok mu?
“İnmiş dağdan”
Meydan okuyor dünyaya, paraya para demiyor KIII…
Ulan park yeri, 1€ alsan ne olur almasan ne olur?
Gelmiş insanlar sana, mutfağına!

Ben olsam almam, alamam. Utanırım istemeye…
Bunun gibi…
İnsandan insana fark var, madem “yok gerçekler”
O halde genel kabul görene rağbet etmeli…
Heyhat, dur bir dakika genel kabul gören dediklerin nedir ki?
Örneğin batı ve demokrasi…
Uyuyor mu bize, coğrafyamıza, tarihimize…
Gerçeklerimize!?

Felsefenin temelinde bilgi yatar…
Felsefe…
Tüm bilim dallarında olduğu gibi somut, yalın bir gerçek olmayabilir…
Kendini…
Zaman içeresinde yeniden tanımlaması gerekir, bu o güne kadar kabul gören görüşlerin, gerçeklerin yanlış olduğu anlamına gelmez çünkü…
Bazen…
Hayatin kendisinde olduğu gibi “an duraksayabilir”, geri sayım olabilir yeniden, başından başlamak üzere konu tekrar ele alınabilir. Yani felsefe…
Bilim gibi, hayat gibi kendini güncelleme ihtiyacı his eder. Felsefeciler…
Felsefe, kimi kanıya göre kendini beğenmiş, kendi aralarında tartışan, düşünceler ileri süren ve yine bu düşüncelerin yanlışlığını veya doğruluğunu ispatlamaya çalışan bir dizi insanların meselesi değildir…
Bir konun, bir meselenin görünmeyen…
Perde arkasını irdelemeye çalışan, genelde yüzeysel değil…
Derin anlamı arayan bir bilim dalıdır.

YANI…
Kimi yadsınamaz gerçekler vardır…
Örneğin ölüm gibi, haaa…
Ölümden ötesi yine bilinmeyen bir gerçeğin ta kendisi!

Kanıtlanabilirlik…
Bilimselliğin temeli halbuki felsefe bazen varsayım üzerinden kuram kurgular.

Sormak, sorgulamak…
Hayat…
Ve dinamikleri, yani değişkenlikleri…
Bil ki, emin ol ki…
Bilgi…
Daima hareket halindedir. Gelelim konun bam teline…
Bilim tartışa dursun kimi “gerçekleri” buuu…
Siyasetçilerin, siyasete soyunup ya gerçekten insanlar için bir şey yapmaya çalışanlar veya…
Siyaseti kendi ikbali için adım taşı olarak görenlerin üstlendiği sorumluluğu, mesuliyeti…
Üzerlerinden alır mi?

Daha açık bir şekilde ifade edecek olursak…
Siyasetçinin…
Bilim daha kendi içinde hemfikir değil, uzlaşamadılar…
O halde benim hiçbir şey yapmam gerekmez…
Deme lüksü var mıdır?

Görmüyoruz diye…
Allah…
Yok diye bilir miyiz?

Yok yani yok…
Elimizde somut veriler yok, kanıtlanabilirlik “hiç yok”
O halde Allah, tövbeler tövbesi yok mu?
Bana göre; VAR…
Bizzat yaşadım ve gördüm, BILIYORUM, EMINIM var olduğundan…
Çünkü…
Bilim bir yana, somut veriler üzerinden konuşma…
Bazı şeyleri kendimize izah edemesek bile…
Iman var…
Mantık var…
VEEE…
İstek, ihtiyaç var, ihtiyaç!

Siyasetçi, siyaset yaptığı toplumun aynasıysa eğer…
Kimi gerçeklerin yüzüne bakma zamanı geldi de geçiyor bile…
Argümentasyon, yani gerekçeli, kanıtlı tartışma, fikir teatisi ortamı…
Çok önemli…
Ki insan orta yolu bula ama nerede bizde o seviye?
İnsanız değil mi, her şey biz insanlar için, insanoğlundan her şeyi bekle…
Bilinçli, bilinçsiz yanlışlık olabilir mi?
Tabii ki, bilinçli olana…
Gerçi o zaman kast derler buna ama yaaa…
Baksana aynaya!

Kuşkuculuk (Skeptizismus) felsefenin temel taşlarındandır…
Sorgulamak…
En başta kendini, benim tabiatıma uygundur. İnanmak, yürekten güvenmek istesem bile…
Hayat şartlarım, yaşadıklarım bana bunu öğretti…
S.ke, s.ke!

Sevdiklerim bana güvenir, genelde güvenleri sonsuzdur…
Ne çok isterdim bu duygu ve düşünceleri paylaşmayı…
Zere…
Zere dahi olsa, hep kalıyor bir kuşku içimde…
Belki böylesi daha iyi, sevdiklerim için iyi…
Benim için değil çünkü huzuru bulamıyorum, en başta sürekli kendimle kavga halindeyim…
Ve EVET, insan farkında olmalı kim olduğunun, sorgulamamalı gelmişini, geçmişini…
Ama daima istikbali…
Ben neysem bir yerde bu millete O…
Bir şeyin dışında, bu millet soruyor, sorguluyor geçmişini…
Aile, aile, ata ata deyip duruyoruz ama ters döndürüyoruz atalarımızı bu sorgu, sual ile mezarlarında!

Kendinin farkında olmak…
DIKKAT…
İnsan demedim, demiyorum birçok canlının özünde yatar, örneğin suya bakarken kendinin aksini görmek, farkında mısın yüce benliğinin, kişiliğinin, tarihinin?
Doğru soruya, doğru cevap…
Doğru teşhise, tanıya…
Doğru tedavi, bu millet ve bitmez, tükenmez kimlik bunalımları(!)

Siyaset, aslında hayatin kendisi…
Çokça satranç biraz pokerdir ama hem doğru zamanda doğru hamleyi yapmak, yapabilmek…
Hem ZAMANINDA ve akılcı blöf herkesin harcı olmadığı gibi…
Bu tespiti kabul etmeli:

Felsefe deyip geçme, zihin ürünü diğer bilim dallarıyla karşılıklı etkileşim içinedir!
NOKTA

Almanların bir kelimesi vardır; EVIDENZ…
Öylesine tanımlayıcıdır ki özellikle bilimsel çalışma anlamında…
Türkçemizin zafiyetleri…
Reddedilemez gerçek olarak tercüme etmek isterim kelimeyi…
Ve bilimin esas amacı, görevi bence bu olmalı!

Hayat ve hayatin gerçekleri…
Tabii ki bir laboratuvar ortamı değildir, ne derler bilmem bilir misiniz?

Güncel bilim…
Anlık yanılgımızın tespitidir.

Bir yerde çok doğru bir tespit çünkü hayat gibi, insanlık gibi bilginin, bilgi düzeyinin kendisi gibi…
Bilimde sürekli bir hareket içeresindedir. O halde…
İnsanlık…
ILERI dediyse, ileriye doğru hamle üzerine hamle atıyorsa…
Kardeşim…
Bizler, coğrafyamız ne b.k yemeye hep geriye doğru gitmeye çalışıyor…
Nedir bunun sebebi?

Dinimiz OLAMAZ…
Hatırlayınız lütfen Peygamber Efendimizin ölümünden sonra İslamiyet’in yaşadığı atın cağı…
Peki, bizlerin derdi ne?
Ludwik Fleck, Polonyalı bir Epistemolog’a** göre…
Yine Türkçemiz, Almanca öyle bir kelime ki GÜÇLÜ, yanlış anlaşılması, yorumlanması neredeyse imkânsız, ERKENNTNIS…
Türkçe anlamak diye tercüme etmek zorundayım, ANLAMAK…
Evet, Sayın Fleck’e göre; anlamak sosyal bir kavramdır.

Örneğin bugün bildiğimiz Hristiyanlık…
Kimin eseri?
Konstantin’in!
Ne yapmıştı?
Din bilginlerini topladı ve > uzlaşmacı < bir din anlayışının, yorumunun öncüsü oldu!

Ludwik Fleck’e göre…
Ortak, kolektif akıl bilimde neyin doğru neyin yanlış kabul edileceğini belirliyor ki…
Doğaya baktığımızda, hayvanlar âlemine örneğin kuşlar (7! Hatırla) “ortak akıl” ile hareket etmekte.

DIKKAT…
O halde kayıtsız, şartsız, reddedilemez gerçekler bir takım ortak kabuller VE daha da önemlisi o günün ortam, şart ve imkânları çerçevesinde çizilen bir tanımlamaysa…
Ulan Önder, ulan insan…
Allah…
Sana neden akıl vermiş, fikir vermiş NEDEN?
Çünkü…
Çok fazla ayrıntısına girerse insan, yetişkin insan ve geneli görme yeteneği…
Tablonun tümünü…
Ya çocuklaşır ki biliyorsunuz çocuk, ayrıntıyı görür, ayrıntıya odaklanır…
Onu kavrar veya insan kısa yoldan kafayı yer. Yani…
İster doğa de ister Allah…
Bizleri bilmişte yaratmış. Her şeyin var bir nedeni, sebebi.

Yine Ludwik Fleck’e göre…
„Kültür sadakatinden başka bir doğa sadakati yok“
Ne demek istiyor bize bu sözler ile?
Bir düşün bakalım, dön özüne!

Bizler kardeşim, bizler…
Hazır değiliz demokrasiye!

Toplumun geniş, çok geniş katmanları demokratik kural ve kaideleri özümseyemediği sürece…
Ülkemizde…
Coğrafyamızda bizler tekrar, tekrar daha çok oy sayarız…
Bilmem anladın mı beni, ben anlatabildim mi?
Atatürk gibi bir insan…
Bu millete parlamenter demokrasiyi laik görmüşse, düşünen bir insan…
Düşünen, ileriyi gören…
Sen kuş kadar beynin ile verdin bir çete başına, bir organize suç örgütüne…
Tüm yetkiyi, salahiyeti!

İnsan ve insan VE DIKKAT insan ürettim süreci…
Dikkat demiştim, salt madden üretimden bahis etmiyorum, ayrıca insan üretmekten söz ediyorum…
Bir tornadan çıkmış gibi…
Kılık kıyafeti, bilgi düzeyi, hayat anlayışı, yaşam tarzı…
Nerede kaldı kişilik, bireysellik?

Al…
Çin örneği, keza dincinin kendisi…
Bilim…
Bir bilgi üretme kültürüdür…
>>> gel gör ki ARTIK bilim dahi kapitalizmin bir ürünüdür <<<
Ne demek istiyorum bu sözlerim ile?
Bir bilim insanı ve çalışmalarının kalitesi yayınladıklarıyla…
Yani belli başlı bilimsel dergilerde çıkan makaleleriyle…
Ve bu makalelerden yapılan alıntılar ile ölçülür oldu, bu tutum, bu anlayış doğru mu?
Elektronikte, elektrikte bir kavram vardır…
Bilişim, iletişimde…
Push and Pull…
Aynen öyle, aynen!

High Impact Publications

DIKKAT…
Sorulabilir ve cevaplanabilir soruları böylelikle sınırlıyor, insanlığın gelişmesine set çekmiş oluyor…
ÖZGÜR DÜŞÜNCEYE ve DEGIŞIK ÇAGRIŞIMLARDAN OLUŞABILECEK YENI FIKIRLERE…
Bilim felsefecisi Thomas Kuhn’a göre;
“Artık bilim kökten yeni bilgi üretmekten ve bulgulardan çok çizilen çerçeveler içeresinde mevcut bilginin paradigmalar (değerler dizi) oranında şekillenir”

Çeçenistan savaşını hatırlıyor musunuz?
Bu savaşın perde arkasını biliyor musunuz?
Neden çıktı bu savaş, bu mücadele gerçekten bir özgürlük mücadelesi miydi?
Dünyadan bir haber yaşıyorsun kardeşim dünyadan bir haber…
Yokkk…
Önder, komplo kuramlarına pirim verecek insan değildir…
Somut veriler, mümkün olduğu kadar somut veriler çerçevesinde hareket ediyorum…
Dün açıklama yaptırdı Bay Pezevenk…
Ki Bay Devletin özel bahçesi de seçimlerin yenilenmesi gereğini vurguladı…
Bundan böyle öncelik ekonomi, Suriye falanmış…
Dur bir dakika, ne dedim?
SURIYE…
Hmmm, YPG – PYD…
PKK…
Ve Akdeniz’e açılan “Kürt koridoru” bademlere göre kapatılmışmış…
Öyleee mi?

Ne güzel SIKIYORLAR SENI!

Anlamışsınızdır…
Bu MAKALEM “Bekle… B.kunda boncuk bulursun” devamı niteliğinde…
Sayın Zeynep Hanım’a cevaben…
Belki bilmediği, gözetmediği, YAZAMADIKLARINA cevaben kimi EK BILGI…
K.çımdan kurşunlayacaklar beni, BEKLIYORUDUM birilerinin dikkatini çekeceğimi…
Ya kara Mediha veya birileri…
Kurşunlayacak sonunda k.çımdan beni!
😊
Amannn battı balık yan gider!

Belki aranızda hatırlayanlar olacaktır…
Bir bulgu, demiştim eninde sonunda çıkacak kokusu…
Suriye’de iç savaş çıkmadan kısa bir süre önce bulundu YENI petrol havuzları…
İyi ya…
Çeçenistan’da ayni sebepten savaş çıktı. Rus bırakır mı, ben yiyemedim sen ye der mi?
Sahi…
Hitler neden Rusya’ya saldırmıştı?
Nedenlerden biri…
Rus petrol havzaları, özellikle Karadeniz ülkeleri çerçevesinde oluşmuş petrol yatakları yüzünden!

Neymiş efendim; Suriye ile ilgilenecekmiş(!)
Ya…
Allah – Peygamber aşkına SÖYLE…
Rus, Amerikalı, Avrupalı yedirir mi sana Suriye petrollerini?
Ya SIKTIR GIT ULAN yavşak, sen önce paçalarından akan b.ku temizlemeyi öğren…
Ondan sonra çık meydanlara!

Keza…
Hatırlı okuyucularım bilir beni, YOK YAYINLAYAMAM bu bilginin kaynağını…
Bu ne ki, çocuk oyuncağı gibi AMA en azından sana olur bir ipucu…
Hep derim…
Batının A, B ve en azından bir C planı olur çekmecesinde…
Akdeniz…
Ve Kürt koridoru…
Biliyor musun kim patlatmıştı o zamanlar Çeçenistan’da bombayı…
Hani bina yerle bir oldu, birçok Rus öldü…
Yazarsam…
Bir daha hafta sonunu göremem AMA düşünürsen, ihtimalleri elersen…
Eleye eleye kalır elde bir, iki veri…
Hah, işte onlardan biri!

Bu Çeçenistan ile ilgili…
>>> çok üstünkörü bilgi, dediğim gibi ayrıntısına giremem <<<

oku

Bu ise Sayın Saygı Öztürk’ün bir yorumu KI…
Kürt koridoru, derin bilgi farklı güzergâhları da koyuyor ortaya:

oku

YANI…
Konu kapanmadı AMA bademler tarafından kapanmış olarak gösteriliyor sadece…
Dediğim gibi…
> gerçek bilgi kaynaklarımı açık edemem, mümkün değil bu <
Ne ilginçtir değil mi ne tesadüf ama…
Trump efendi ve Israil – Suriye ikileminde…
Golan Tepeleri…
Amma tesadüf ya, vallahi billahi!

Ortak akıl…
Toplumları doğruya götürebileceği kadar yanlışa da sevk edebilir…
Yani ortak akıl, genel kabuller her ne kadar “doğru” olsa bile gerçekleri yansıtamayacağı gibi toplumu büyük yanılgılara da yanlışlarda götürebilir. Bu yüzden Allah mantık diye bir şey vermiştir insanlara, sağduyu gibi bir terazi. Yeter ki insan düşünme yetisini kullansın.
Herkes kendini köprüden aşağıya atıyor diye bende mi atlamalıyım…
Ortak akıl, ortak görüşler bunu emir ediyor diye bu, çok bireysel karar kişiden kişiye değişebilir öyle değil mi?

Bilimde de böyle bir tutum vardır…
Örneğin tomografilerde, artık rengarenk beyin çekimlerinde, beynin orası burası belli işlemlerde değişik renklerde parlıyor diye çıkarılan sonuçlar, genel kabul gören görüşler ile doğru olmayabiliyor mesela.

Hep derim…
Devlet bir özel teşebbüs değildir, tabii ki herkes gibi devlet kurum ve kuruluşları da tasarrufa, gereksiz harcamalar yapmamaya mecbur ve görevlidir AMA devletin örneğin üniversitelerde bilimsel araştırmalara kaynak ayırma ve teşvik etme gibi bir zorunluluğu vardır, toplum yararınadır bu.
Özel teşebbüs eline bırakıldığında, yandaş sonuçlar, masrafları karşılayanın hoşlanacağı sonuçlara varılması neredeyse kaçınılmazdır. Bu açıdan bakıldığında…
Bilim dahi günümüzde bağımsız değildir.

İnsan karakteri…
Kişisel menfaatler dizini, kariyer, para, kadın gibi rüşvet araçları…
Toplumları bozan etkenler arasında ilk sırada gelir ve maalesef bu bilim için de geçerlidir.

İnsan bir sosyal varlık…
Buna şüphe yok, o halde çevremiz aldığımız kararları etkiliyorsa ki etkiliyor…
Arkadaş.…
O halde bizler hangi bireysellikten, kişilikten söz ediyoruz ki?

Demokrasi…
Ortak kabuller çerçevesinde bir yönetim mekanizmasıysa…
O halde ortak akıl çerçevesinde ANCAK bu yönetim şekline geniş tabanlı bir katılım ile kalabilir ayakta!

Evet, bilim gerçekleri arama, bulma kültürüdür…
Ve yine bilim…
Yanlışlarının, hatalarının, geçiciliğinin…
Yani fâniliğinin bilincindedir genelde. Karl Popper’in ifade şekliyle…
“İdeolojiler kendi kendini teyit eder ve kendi ekseninde dönerken, bilim kendi kendini güncelleme ikrarına sahiptir”

Cogito ergo sum1 (Rene Descartes)
Aslında herkes için geçerli olması gereken bir ilke özellikle bilim için geçerlidir…
Bağımsızlık…
Evet, bilgi evet felsefe…
Bilgi felsefesi, bilginin…
Doğası(!)

Öznel algı…
Nesnel algı, hangisi…
Peki, serap neydi öyleyse?

Biliyor musunuz?
Aslında sıkıldım yazmaktan, gerisi PDF olarak yayınlayacağım dokümanda…
BIR ARA…
Önder kaçtı, çıkar otobana…
Yok Oma…
Öf yeter be, ben gelmedim bu dünyaya, eşek gibi çalışmaya…
Yeter, basacağım gaza…
Allah ne verdiyse, tekerlekler nereye götürürse, belki sevdiceğime!

* „Nein, gerade Tatsachen gibt es nicht, nur Interpretationen. Wir können kein Faktum »an sich« feststellen: vielleicht ist es ein Unsinn, so etwas zu wollen. »Es ist alles subjektiv« sagt ihr: aber schon das ist Auslegung, das »Subjekt« ist nichts Gegebenes, sondern etwas Hinzu-Erdichtetes, Dahinter-Gestecktes.“

** Epistemoloji ya da bilgi felsefesi, bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır.

1 Düşünüyorum, o halde varım

Zekâ nedir biliyor musunuz?

Siyasi zekâ…
Strateji…
Tabii ki siyasetin birçok yönü var; ekonomi, eğitim, iş, ziraat, kültür, ulaşım, haberleşme…
Vesaire vesaire…
Yok O Tansu Çiller > karısının < sözü doğru olmakla birlikte, günümüz Tayyipistanin da…
O da “herkes” gibi menfaatçi çıktı…
Şans…
Zekâ ile birleşirse, “önüne çıkan fırsatları anında değerlendirmek”
Kaçınılmazdır…
Siyaseti çokça satranç oyununa benzetirim, kralların oyunu…
NEDEN?
Neden satranç kralların oyunudur?
Çünkü ancak “kral olan”, yani yönelteci tablonun tümünü görür ve anında atılacak hamleleri hesaplayıp karşı atağa geçer!

Dünya lideri demekle insan dünya lideri olmuyor…
Keza…
Her ne kadar müritler uçursa da Şeyh, Şeyh değilse…
Foyası en kısa zamanda çıkar meydana

Amerika’nın uyguladığı baskı…
Aslında bekle bokunda boncuk bulursunun devamı niteliğinde…
ANLAYANA…
Sözlerimi anlayana…
Hava cıva…
Tüm mesele kavramakta, kimin kaybı…
Ne olursa ne olur…
Daha büyük!???

Ayni oyunu insan oynayabilir bir noktaya kadar SÖZDE…
Ermeni soykırımı meselesinde…
Tabii bilim ve yalın gerçeklerin öne çıkması ile…
Bilim nedir biliyor musunuz?
Bilimin, bilimsel çalışmanın yalın tarifi…
Veri…
Bir üçüncü kişi, ayni veri tabanından ve usul, uygulamalardan yola çıkarak yine bilimsel makaleyi, çalışmayı ortaya koyan ile aynı sonuca varmalı!

Aksi tartışmalı…
İnsan insandan beslenir ya, ilham alır ya…
Tez, insanlık bir adım daha ileriye gide!

Gerçekleri ara…
Ara kardeşim ara AMA gerçeklerin gizemine vakıf olabilmen için…
Donanım gerekir…
Hani para, parayı getirir derler ya…
Onun gibi…
BILGI, ardından merakı, bilgiyi getirir.

İzliyorum gelişmeleri, Beste bile Cem bile bastı nihayet ayaklarıyla yere…
Darısı…
Milletimizin, bademlerin başına!

Düşmanımın düşmanı…
Dostumsa…
Dostumun dostu…
Kanka!

ANLAYANA!!!

Tabii…
Bunu anlayabilmek için kaldıracaksın başını Tayyipistan üzerinden…
Bakacaksın dünyaya.
Öyle yok Venezüella, yok Sudan, bilmem ne…
Bir katil…
Göster bana dostunu…
Söyleyeyim sana kim olduğunu!

Bak…
Bir göz gezdir…
Başkan olduğunda, davetliler kimdi, gelenler…
Ve anla!

Not: Teşekkür ederim anlayışın için…
Mesele gerçekten ciddi…
Viran olası hanede…
Evlâd-u ayal (iyal) var nihayetinde!

Saate bak

Ağrılar ile o kadar haşır neşirim ki…
İlaçları içmeyi unutmuşum…
Bende diyorum ne oluyor yine, ilaçları içmemle içmemem arası…
Soğan zarı!


+


+

16:35 / 15:35

Dolar 5,77
Euro 6,53
Çeyrek altın 392,34
Borsa 95702

Jack…
Kaç gündür görmüyoruz birbirimizi…
DELIRDI…
Delirdi ya delirdi, bende özlemişim, daldım işe güce gözüm dünyayı görmüyor…
Yarına gezmeye götüreyim bari.

😊