Ben boşuna demiyorum ACI ÇEKIYORSAN, yaşadığının farkında, bilincinde oluyorsun diye

Saate bak…
Saate…
15:47 bu satırlar yazılırken. On üçte ilaçlarımı almam gerekti…
Unuttum…
Dedim ya gözlem, çok güzel, derin bir uyku çektim bu gece…
Dolayısıyla ağrılarda çok az, dayanılacak şekilde. Bende diyorum ne oldu gene, neden bu kadar beterim. İlaçlarını almazsan, az bile…
Yok kardeşim…
İnsan illa acı çekecek, anlayacak!

Bir Türkün kanını taşımıyormuşum gibi yazacağım

Ya bunlar…
Bir artı bir artı bir artı…
Toplamasını bilmiyorlar, ya gözlerine doğru düzgün gözlük lazım…
Veya…
Fazlaca entel, dantel geçinip halktan, hayattan soyutlanmışlar!

Eskiden çok saygı duyduğum, görüşlerine, bilgisine çok değer verdiğim bir kimseydi…
BEN BÖYLEYIM…
Bir anda siliveririm hayatımdan, kapatırım defteri. Bir anda!

Evladım olsa, yeminle…
Evladım bile olsa bir anda siliveririm hayatımdan…
Böylede kötü bir yanım var. Çok kötü bir yanım. Araba için telefon ettiler, Pazartesi, en geç Salı herhalde. Kısmetse.

Jack…
Kardeşimin hayvanat bahçesi neler öğretmedi bana bu yaşta…
Okuduğum, bildiğim ama hiçbir zaman gözlemleyemediğim şeyler…
Göz, gözlemlemek, analiz edip verilerden doğru sonuçları çıkarmak…
Kuram ile…
Pratiği (tatbiki) birleştirebilmek…
Bir meziyet!

Yok yazmam artık ona…
O…
Bitti benim için, okuyorum onu en son okuyacak bir şey kalmadıysa, uykumun gelmesi için okuyorum.

Bir kendini “sattı”
İlkelerine bence ihanetti veya ihanet etmek zorunda bırakıldı…
IKI ve en önemlisi…
Bir insan sadece ben biliyorum diyorsa, kaç ondan, kaç kaçabildiğin kadar…
Hazır değilse 99 yaşında bile olsa yeni bir şey öğrenmeye, yeni düşüncelere, fikirlere açık değilse kaç…
Kaç kaçabildiğin kadar!

O…
“Faklı düşünüyormuş”
Bu dünyada en manyak, en zıt, en tezat düşünceler benim kafamın içinde dolaşıyor diyebilirim rahatlıkla. Hep dediğimdir…
Herkes gider Mersin’e, Önder tersine!

Bunu her zaman söylemişimdir, her zaman!

Şark kurnazını bilir misin?
Ahanda Türk, Türkiyeli…
Aşağılamak için söylemiyorum, gerçeğin ta kendisi.

Gel gurbete ve sadece Türk, Türkiyeliyi izle…
Birisi bir şey yapıyorsa…
Anında sağında solunda maymunu yapıyor aynısını!

Anlamıyormuş “Beyefendi”
Daha demin ne yazdım, organik bir bağ…
FETÖ ve AKTÖ arasında…
FETÖ neyle, nasıl başarıyı yakalamıştı?

Bu…
Cahil, görgüsüz, bilgisiz…
Dolayısıyla fikirsiz yığınların yöntemi, sürü zekâsı…
Evet…
Proletaryanın intikamına, yığınların haşmetine…
Ayaktakımının hegemonyasına şahit oluyoruz…
Yokkk…
Kendimi bir bok sanmıyorum, hep derim…
Gururla söyler, yazarım bunu…
Anam soğan, babam sarımsak. Ben sadece bir insan olmaya çalışıyorum…
İyi kötü bir kul, Onun yolunda olan…
İnsana inanan, inanmak isteyen bir insan. Yıldızım…
Mustafa Kemal Atatürk, pusulam. Bu toprakların bir evladıyım…
Bir Fatih’in hayranı…
Bir Osman Gazinin, Ertuğrulların, Alpaslanların…
Bir Mevlana’nın, bir Bektaşi’nin…
Mürekkep yalamış ve insan olmaya çalışmış herkesin bir hayranıyım sadece.

Sora dursun cici hanımlar, beyler…
Halktan soyutlamışlar kendilerini, yaşamdan, TOPRAKTAN…
Soradursunlar, farklı düşünsünler(!)

Eğitim şart!
21 Şubat 2019

Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında Erdo¬ğan için dedi ki:
“Şimdi kendisine bir de Amerika’da saray yaptırı¬yor!”
Kılıçdaroğlu’nun söyledi¬ği Cumhuriyet gazetesinin haberiydi.
Merkezi New York’ta¬ki Türken Vakfı, rahmetli boksör Muhammet Ali’ye ait çiftliği satın almıştı. Göl¬lerle çevrili Michigan eya¬letindeki St. Joseph nehri kıyısındaki 328 dönümlük çiftlik 2 milyon 895 bin 37 dolara satılığa çıkarıl¬mıştı. (Araziyi satın alıp ev yapan Amerikalı ünlü gangster Al Capone’un koruması -”Küçük New York”- Louis Campag¬na idi. Evin Al Capone’a ait olduğunu düşünebiliriz. Campagna’nın 30 Mayıs 1955’teki ölümüyle çift¬lik Yahudi-Hıristiyan karışımı Yedinci Gün Adventistleri Kilisesi adlı Protestan mezhebine satıldı. Muhammet Ali çiftliği 400 bin dolara 1975 yılında aldı. Çiftliği yenileme sırasında Al Capone’a ait gizli oda¬lar bulundu. Ancak konumuz bu değil…)
New York merkezli Tür¬ken Vakfı uzak diyarlarda¬ki, Kanada sınırındaki bu çiftliği neden aldı? Kimsenin bilmediği- Türk öğrenci olup olmadığı belirsiz Andrews Üniversitesi desek, ona bile uzak! Yaz okulu için mi? Bu¬nun için bu kadar para verilmez. Ne peki?
İpucu aramaya vakıftan başlayabiliriz:
Türken Vakfı, Ensar Vakfı ile TÜRGEV tarafın¬dan ABD’de 2014 yılında kuruldu. Amacı, ABD’deki öğrencile¬re burs, konaklama ve diğer kültürel programlar aracılı¬ğıyla yardımcı olmak. Türk öğrencilere anahtar teslim mobilyalı iki odalı iki ban¬yolu evlerde konaklatıyorlar.
Vakfın kuruluş senedin¬de milyonlarca dolar gö¬züküyor. Bu kadar bağışı kontrol eden bu isimler kim?
Zincirin halkaları
Vakfın yönetim kadrosuna baktığımda ilginç bir tabloyla karşılaşıyorsunuz:
New York’ta vakfa “abilik” yapan Dr. Halil Mutlu; Erdoğan’ın dayısının oğlu; New York’ta hekimlik yapıyor.
Vakfın başkanı Behram Turan da Rize İyidere doğumlu; İTÜ İnşaat Bölümü mezunu, Türkiye bursuyla gittiği 1982’den beri ABD’de yaşıyor.
Vakıf saymanı Memiş Yetim de Rizeli. 1995’den beri New York’ta ikamet ediyor.
ABD’deki çiftlik alımı ortaya çıkınca “Turken Foundation” sitesine baktığımda, bu isimlerin Erdoğan ile yakınlığını önemsemedim…
Akşam saatlerinde…
Erdoğan’ın teyze oğlu Recep Ali Er’in Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü’ne atandığı bilgisi geldi!
Göreve gelmesi şaşırtıcı değildi: Rize Pazarköy doğumlu. Trabzon’da 19 yıl öğretmenlik yaptı. AKP iktidarıyla; Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Samsun ve Ankara Bölge Müdürü olarak çalıştı. 2013’te Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdür Yardımcılığına atandı. Şimdi de genel müdür oldu.
Ama…
Bu bilgiler şu atamayla anlam kazanıyor:
Erdoğan’ın diğer teyze oğlu İbrahim Er de Milli Eğitim Bakan Yardımcısı! Görev alanları; Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Din Öğretimi Genel Müdürlüğü…
“Erdoğan akrabalarına kadro buluyor” deyip meseleyi geçemeyiz! Benim kafam başka çalışır! Şöyle anlatayım:
Ne gizleniyor
Erdoğan ailesinin fertlerinin neredeyse hepsi “eğitim” işinde:
Erdoğan’ın oğlu Bilal; öğrencilere yurtlar kuran Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) “gölge başkanı”… Keza: Devlete ve topluma faydalı bireyler yetiştirmeyi hedefleyen Yeni Türkiye Eğitim Vakfı (YETEV) ve -eşinin dayısı M. Fatih Çıtlak’ın başkanlığını yaptığı- İnsan ve İrfan Vakfı gibi çeşitli eğitim kuruluşlarının kurucusu…
Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak; TÜRGEV Yönetim Kurulu Üyesi…
Erdoğan’ın teyze oğlu Recep Ali Er, üniversite öğrencileriyle yakından ilgili Kredi ve Yurtlar Genel Müdürü…
Erdoğan’ın teyze oğlu Adnan Er, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Genel Sekreteri…
Erdoğan’ın dayı oğlu Halil Mutlu TÜRKEN Başkanı…
Erdoğan’ın teyze oğlu İbrahim Er Milli Eğitim Bakan Yardımcısı…
Hepsini alt alta topladığınız zaman karşınıza nasıl “manzara” çıkıyor?
Öğrenciler, yurtlar, evler, burslar, Milli Eğitim deyinde aklınıza kim geliyor?
Erdoğan ailesi “eğitim” meselesiyle son dönemlerde neden bu kadar ilgili? Ellerinde koskoca devlet var; eğitime dair ne istiyorlarsa yapamazlar mı?
O halde bu “örgütlenme” ne? Yeni kadro arayışı mı? Öyle ise…
“Eğitim-yurt” işinde neden hep yakın akrabalar var? Başkalarına güvenmiyorlar mı? Ne saklanıyor ki; milyon dolarlık bağışlar mı? Böylesine kutsal göreve para verenler bunu niçin gizlesin?
Bu girift ilişki ağını/ denklemini çözemedim!
Çiftlik alımı kafamı çok karıştırdı!
Bir sır var, ama ne?
Ne diyordu reklamın sonunda Cem Yılmaz; “eğitim şart”…
Meraklılar için not: Michigan/ Berrien Springs’teki çiftlik ile, Pensilvanya/ Saylorsburg’daki çiftlik arası bin kırk dört kilometre!

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/soner-yalcin/egitim-sart-3612536/

Bekliyorum izle diye, daha iyi anlayacaksın dediklerimi

Oh be…
Vallahi, billahi oh be…
Tekrar insan sıfatına girdim. Dağ adamı, orman adamı deseniz az gelirdi!

Akşama bir hamam sefası, bir sinek kaydı tıraş…
En azından insana benzediğimi söyleyebilirim yine…
HEP DEDIM SIZE…
Bu HERIFE DIKKAT diye…
FETÖ ve AKTÖ’nün kanka oldukları zamanlardı…
Can ciğer kuzu sarması…
Bu herifi yerleştirdiler Hürriyete…
Sahibi O zamanlar daha Doğan’dı…
VERGI SOPASIYLA…
Gasp ettiler Türk basının amiral gemisini verdiler yandaş, yoldaş Demirören’lere.

BAK bu sözlerime DIKKAT et…
DIKKAT…
Sözde Darbe…
Sözde bilmem nede olduğu gibi, süreklilik arz eden bir senaryo…
Ergenekon, Balyoz misali bir sahne…
Hatırla Gezi’yi, ne demişti, neyle tehdit etmişti…
Pezevenk…
Salarım AK gençliği sokaklara!

Kardeşi…
Kardeşe kırdıracak!

>>> BU HERIF <<<
Açıkça kanıtıdır AKTÖ ve FETÖ’nün hala iş birliği yaptıklarının…
Nereden mi BILIYORUM, EMINIM yazdıklarımdan?
Karıştırma, kurcalama onarasını…
Her şey söylenmez, açıklanmaz!

OKU…
MUTLAKA OKU!

Gül ve Babacan’ın parti kurma çalışması
21 Şubat 2019

Yerel seçimlere odaklandık ama siyasette çok önemli gelişmeler yaşanıyor.
Hürriyet İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal’ın 18 Şubat tarihli “Rabarba siyaseti” başlıkla yazısında “Ankara’nın arka sokaklarında yeni siyasi defterler açılıyormuş” diye dikkat çektiği yeni parti kurma çalışmaları somut adımlara dönüşüyor. Daha önce AK Parti’de cumhurbaşkanlığı ve bakanlık gibi önemli görevlerde bulunmuş isimler tarafından yeni parti kurma çalışmalarının yürütüldüğü söyleniyor. Yeni parti için 1 Nisan’dan sonrası için tarih veriliyor. Eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın genel başkanlığını üstleneceği bir partiden söz ediliyor. Daha doğru bir deyişle, kurulacak olan yeni partinin başına geçmesi için Ali Babacan’ın ikna edildiği söyleniyor. Parti kurma çalışmalarının arkasındaki ismin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olduğu söyleniyor. Abdullah Gül’ün genç, yıpranmamış ve yeni bir isim olması nedeniyle Babacan’ı tercih ettiği söyleniyor. Aslında partiyi kurduranın Abdullah Gül olduğu belirtiliyor. Yani perde arkasındaki lider Abdullah Gül. Ancak kendisi bir parti kurup yola çıkmak yerine Ali Babacan’ın genel başkanlığı üstleneceği bir parti kurmayı tercih ettiği söyleniyor. Tabii ki adı ‘Abdullah Gül Partisi’ olmayacak. Ama parti için ‘Abdullah Gül partisi’ diyebiliriz. Yeni parti kurma çalışmaları için AK Partili eski bakanlardan bir heyet oluşturulduğu söyleniyor. Heyet, yeni partinin programını yazmaya başlamış. Parlamenter sistemi savunan bir parti öngörülüyormuş. 1 Nisan’dan itibaren partinin kuruluşunda yer almasını istedikleri isimlere teklif götürecekleri söyleniyor. Yeni partinin şansını AK Parti’nin yerel seçimlerde alacağı oy oranı belirleyecek. Abdullah Gül’ün kurduracağı partinin 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine göre hazırlık yaptıkları söyleniyor.
DAVUTOĞLU NE YAPIYOR?
Yeni parti kurma çalışmalarını yürütenlerin, eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu’yla da görüşerek “Biz yeni bir parti kuruyoruz. Birlikte çalışalım” teklifini götürecekleri söyleniyor. Abdullah Gül pek sıcak bakmasa da Ali Babacan’ın Davutoğlu konusunda ısrarlı olduğu ifade ediliyor. Zaten Gül ve Babacan’a yakın isimlerle Davutoğlu’nun da sık sık görüştüğü söyleniyor. Bu arada Ahmet Davutoğlu ne yapıyor? Konferanslar verdiği ve yeni kitaplar yazdığı biliniyor. Kendisini ziyaret edip gidişata ilişkin görüşlerini paylaşanlar olduğu belirtiliyor. Süreçleri yakından takip eden, bir Türkiye tasavvuru olan Davutoğlu’nun edilgen bir tavır içinde olması beklenmiyor. Davutoğlu’nun henüz yeni parti kurma noktasında olmadığı ifade ediliyor. Ama tecrübeli bir siyaset muhabiri olarak şunu söyleyebilirim ki bu sinyaller gelecekte yeni bir partiyi işaret ediyor.
Abdullah Gül’ün yeni parti kurması AK Parti tabanında nasıl karşılanır? Gül’ün Erdoğan’ın karşısına muhalefet partilerinin cumhurbaşkanı adayı olarak çıkma çabası nasıl karşılandıysa, bu da öyle karşılanır.
YENİ PARTİ NE OLUR?
Cumhurbaşkanlığı fırsatı önüne çıktığında siyasi parti liderleri kendileri aday oldu. DP Genel Başkanı Celal Bayar, ANAP Genel Başkanı Turgut Özal ve DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel cumhurbaşkanı seçilip Çankaya Köşkü’ne çıktılar. Bir tek AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kardeşim Abdullah” diyerek Gül’ü Cumhurbaşkanı yaptırdı. ‘Cumhuriyet Mitingleri’ne ve 27 Nisan e-muhtırasına rağmen. Ama sıra Erdoğan’a gelince Gül, “Kardeşim Erdoğan” diyemedi. Erdoğan’ı tasfiye etme girişimi olan Gezi kalkışmasına yönelik sempatik cümleler kurdu, 17 Aralık’tan sonra Fetullah Gülen’e sulhname heyeti gönderdi, 17-25 Aralık’ta Erdoğan’ın bileklerine kelepçe vurulmak istendiğinde “Benim verilmeyecek hesabım yok” diyerek verilecek hesabı olanları ima etmeyi tercih etti. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Erdoğan karşıtı cephenin ortak adayı olmak için çaba gösterdi. Gül, zorlu süreçlerde Erdoğan’ın yanında durmak yerine Erdoğan’ı tasfiye etmek isteyenlerin umudu olmayı tercih etti. Çankaya’dan indikten sonra kendisini Cumhurbaşkanı yapan partisine üye dahi olmadı.
Yeni parti kurma çalışmasına gelince, AK Parti tabanında bir umut olarak değil, “ihanet hareketi” olarak görülüyor.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/gul-ve-babacanin-parti-kurma-calismasi-41124378

Orospu çocukları, orospuların çocukları

Eyüp Sultan imamı o duayı şöyle etseydi
21 Şubat 2019

Binali Yıldırım, Eyüp Sultan Camii’nde!
Namaz bitmiş, sıra duaya gelmiş.
Eyüp Sultan imamı, yaptığı duada şöyle diyor:
“Allah rızası için… Binali başkanımızın başarılı olması için… El Fatiha.”
Camide böyle tarafgir, böyle dışlayıcı, böyle hakkaniyetsiz, böyle vıcık vıcık taraf olunmuş bir duanın yapılmış olması…
Şu iki şeye yol açmakta:
BİR: İslam’ın, caminin, ibadetin ve din adamının kuşatıcılığına çok esaslı bir darbe indirmekte!
İKİ: Milletin hiç değilse bir bölümünün dinden, imandan, camiden, imamdan soğumasına yol açmakta!

Oysa aynı Eyüp Sultan imamı, yanında Binali Yıldırım varken…
Şöyle bir dua da edebilirdi:
“Allah rızası için… Hem Binali Bey’in, hem de İstanbul’a hizmet etmek için yarışan bütün belediye başkan adaylarımızın başarılı olması için… El Fatiha.”
Eyüp Sultan imamı, eğer duayı böyle yapsaydı…
Şu iki şeyi sağlamış olacaktı:
BİR: İslam’ı gündelik politikanın lüzumsuz çekişmesinin bir parçası haline getirmiş olmayacaktı.
İKİ: “Bu ne güzel dua! Bu ne güzel imam!” dedirterek… İslam ve cami adına tebliğin en güzelini yapmış olacaktı.
Ey Eyüp Sultan imamı!
Sana gölge oyununun o meşhur kapanış cümlesiyle sesleniyorum:
“Yıktın perdeyi eyledin viran/Varayım sahibine haber vereyim heman!”

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/eyup-sultan-imami-o-duayi-soyle-etseydi-41124364

Partili orospu çocuğu ve yaratılan imaj

Biliyor musunuz…
Bu dünya ye kürküm ye dünyası. Yok OTUZU yeniden yazacağım…
Takım Elbiseyi…
“Takım elbise giymenin, bu elbiseyi taşıyabilmenin kırk bir kuralını”
Vaktim olduğunda!

Çokkk…
Derin derin bir uyku çekmişim, her halde gaipten gelen haberin doğru yorumlanmasının da verdiği rahatlıkta etkili oldu. Çok korkmuştum, çok…
Altıncı his, duyu de istersen…
Valideden kalma. Annem duyuları inanılmaz güçlü bir kadındır. Rüyasında gördükleri yüzde doksan çıkıyor desem yalan olmaz. Koca Arnavut’la uğraştım tüm gece, rahmetli eniştem ile.
Hayırdır inşallah!

Örneğin CNN Türkiyelide…
Sürekli reklamalar, belediyecilik gönül işiymiş falan. Sonunda…
O iğrenç, kabak gibi surat…
Evet, evet Recep Tayyip Kahpedoğan’ın suratı…
Ulan PEZEVENK sen bu ülkenin cumhurbaşkanımsın yoksa muhtarlığa, belediye başkanlığına aday birisi mi?

Ne ilgi ne alaka?

Neden sen, neden?
Devletin TÜM IMKANLARINI, TÜMÜNÜ kullanıyorlar…
Ve evet, Almanya çalkalanıyor. Gerçekten çalkalanıyor, çok büyük bir yankı yarattı…
Bir başhekim, Katolik kilise hastanesinde görevli…
İkinci kez evlendi diye işten attılar. Tabii mahkeme…
10 seneye yakın bir süreç…
Ulusal ve AB nezdinde, çıkan karar…
>>> Eşitlik ilkesiyle bağdaşan bir karar oldu haliyle <<<
Kilise hukuku, iyi kötü bilirim, mesleğimin bir getirisi…
Bir Protestan hekim ikinci, üçüncü kez evlenirken bir Katolik neden evlenemesin?
Tabii kilise hukuku…
Evliliğin kutsallığı…
Ya insan ya çağdaş yaşam?

Benim kitabımda yazmaz boşanmak, YAZMAZ…
İyi kötü sürükleriz birbirimizi, ama iyi ama kötü. Evlendin bir kere…
Ve meyvesi!

Evlendin mi, bu birliktelik meyve verdi mi…
SEN…
Yoksun artık, BIZ var…
Evlat var evlat!

Hak dinleri…
Kuralları ve kanunları…
Tabii ESAS OLAN Allah’ın kitabında yazılan…
Belki…
O da bir yere kadar belki insan, Allah’ın elçileri olanların düşüncelerini, söylediklerini, uygulamalarını kendine örnek alabilir AMA hala ESAS olan KITAPLARDA yazılı olan!

Ama insan…
VE…
Yorumlaması(!)

Neyse geçelim dönelim ruhaniden dünyeviye…
Nerede rekabet, eşit koşullarda rekabet…
Nerede eşitlik…
Söyle bu ve evvelki seçimlerde rekabet, eşitlik var mıydı?
Ve insan bir hayvan…
Ve tabiat kuralları, temel FEN, matematik hepsi ama hepsi işliyor tıkır tıkır…
Darwin’i Darwin yapan, esas tespiti nedir biliyor musunuz?
Çok konuşulmaz, çok bilinmez…
Her halde maksatlı, kasıtlıdır bu bilginin, bu tespitin insanlar tarafından bilinmesinin istenmemesi…
MUTLAKA…
Kasıtlı, maksatlı…
Hayvanlar ve duyuları…
Biz insanlara özgü olduğu sanılan duyuların dünyası…
Hissiyat(!)

Sevgi…
Korku…
Kin ve nefret…
Öfke…
Darwin’den sonra BILIM KANITLADI hayvanlarında var bir ruhani tarafı!

Ben diyeyim 20…
Sizler rahat otuz diyebilirsiniz, var benim bir evrak çantam (aktenkoffer)…
Bir sürü var AMA bu özel…
Konuşuyor…
Birisi söylemişti, kim hatırlamıyorum…
“Ceketimi assam oraya seçtiririm”
Bu veya buna benzer bir cümle sarf etti. İşte O çanta bu cins bir çanta…
Konuşuyor, bağırıyor ya avazı çıktığı kadar haykırıyor!

Hiç fark etmez kimin elinde olduğu, hiç fark etmez!

Kadın ve aksesuarları…
Ya erkeğin ya erkeğin aksesuarları?


Bu sefer gerçekten kaçtım, hadi çüş gelince devam…

Jack…
Saati geldi, daha yeni geldim dükkâna, uyuyup kalmışım. Hanımda uyandırmadı. Bu yazıyı bitireyim bana birkaç gün müsaade. Çok birikim var çok. İşlenmesi lazım.

Devam edecek…

Haklısın, haklısınız… Belki gördün beni uzaktan uzağa

Perişanları oynuyorum, saç – sakal girdi birbirine…
Halim yok…
Moral yok…
Zoraki, mecbur olduğum için yapmam gerekenleri yapıyorum ancak… Fazlasına gücüm yok!

Üzüntüler…
Hanım, iyi değil. Valide…
Evlat!

Tayyipistanda olanların > binde birini < biliyorsun sadece…
>>> her düşünülen, her olan – biten anlatılmaz ulu orta <<<
Her aklına geleni anlatan, yazan…
Doğru bile olsa söyledikleri, hoş karşılamaz…
ANLAMAZ insan.

Otuz…
Zoraki yazdım, değdim için, ilan etmiş oldum bir kere…
Aslında sil baştan yazmam gerek…
Takım elbise…
Downgrade oto motorlarda…
Doğrudan ilgili, ilintili takım elbiseyle…
Aksesuarlar…
YAZACAGIM, sen inanırsın bana AMA okuyan inanmayacak!

Görüyorsun memleketin halini, bura…
Farklı mı, çivisi çıktı ortamın, çivisi…
Kim…
Kimi becerebilirse(!)

Kilise…
Bilmem Alman haberlerini dinliyor musun?
Ortalık toz, duman…
Yarına otuz içinde işlemeye çalışacağım.

Beni merak etme, ağrılar çok büyük çapta kontrol altında…
AMA…
Halsizlik, parmağımı oynatmaya halim yok!

Annem…
Uyuyamamış dün gece….
Kur’an okumuş yengeme. Sabaha karşı beni düşünmüş…
Diyor bu sabah:
“Oğlum ah!”

Doğrudur…
Tecrübelerle sabit, SABIT…
Çok denedim. Çok kızın ahını aldım, kanına gidim AMA ana ahı…
Bir annenin ahı mutlaka tutar…
EMINIM…
O kadıncağız her sabah, her an ah ediyordur bana…
İsteyerek mi oldu?
Ama gel de anlat, bir anne kadar acı çekebilir miyim bilmiyorum…
Ama bende bir babayım, O…
İlk göz ağrım, karım, eşim!

Yok ki BIR GÜN, yok ki unutayım…
Dua etmeyeyim, YOK…
Anlayacağın…
Kalkamıyorum altından!!!