Numerus Clausus

Bayılıyorum şu Alman…
Anayasa Mahkemesine, tarafsızlığına, mantığına, istikrarlı, tutarlı ve bir zincirin halkaları misali alınan bir kararın sonradan alınan kararları etkilemesine VE…
Gerekçelerine!!!

Tıp…
Bir insanın okuyabileceği en güzel ve faydalı dallardan biridir. Yaşam söz konusudur, hayat kalitesinin arttırılması veya devamının sağlanması. Acıların dindirilmesi!

Haliyle…
Okumak isteyen çok, kalite çok önemli. Sık eleyip ince dokumak gerekli…
Numerus Clausus, Anadolu veya Galatasaray benzeri liselerden mevzun olurken alınan notlar…
Bir veya bir virgül ikiye kadar olmalı ki tıp okuyabilesin.

Tek şart…
Eşitlik ilkesine aykırı…
Her Alman vatandaşı istediğini öğrenip – okuyabilmeli…
Yasamayı görevlendirdi Alman…
Anayasa Mahkemesi…
Çözüm bul, eşitliği sağla…
Erkler ayrılığı, böyle işler demokrasi!

Sartre

“Şu hayatta önemli olan tek şey, bir insanın “Ben yaşadım” diyebilmesidir. Onun dışında hiçbir şeyin önemi yoktur.”

Jean Paul Sartre

Ve ben…
Bunu gönül rahatlığı ile diyebiliyorum…
Hatırlı okuyucularım bilirler, çok öncesi defalarca bu sözü kullanmışımdır veya ima etmişimdir…
Kadınsa, kadın…
Maceraysa, macera…
Paraysa, para…
Fakirlikse, açlık ikisi birden…
Acının en büyüğü, evlat acısı…
Yine sevincin en büyüğü, en coşkulusu, iki evladın doğumu…
Bir yerlere gelebildim mi? Geldim…
Allah…
Verdikçe verdi mi? Verdi! Birden yerin yedi kat dibine indirdi mi?
İndirdi…
Gezmeyse, gezdim…
Sevgilerin, aşkların en güzelini yaşadım…
Evet…
Ben yaşadım, artık…
Ölmenin vaktidir!

Üçüncü dünya savaşından çıkmış sanki

Yok arkadaş ille erkek çocuğu…
Dada okuldan geldi, annem doğru bana getirdi…
Soruyor “sen böyle bir şey gördün mü?”

Ayak tırnaklarından, saç teline çamur içinde!

Sordum hanıma, hatırlamıyorum çünkü…
Burak’da böyle miydi?
“Öfffffffffff, her gün, her dün” dedi.

Kız çocuklarını da çok severim AMA…
Yok kardeşim ille erkek çocuğu!

Not:
Hanımlar demesin şimdi, sen yıkayıp paklamıyorsun tabii…
Bana ne kardeşim, şansına küs…
Benim derdim değil, kadın olarak gelmeseydiniz dünyaya(!)

Erkek…
Çamura batacak, hanımlar yıkayacak!
😊
Gerçekte budur hani, erkeği erkek yapan ardında duran kadındır, kadın…
Son umut kapısı, son kalesi!

Eyyy Müslüman, sana bir şey sormak isterim!

Bilmem biliyor musun?
Bundan bir – iki gün önce insanlık yine astronot yolladı uzaya…
Aslında adetim değildir din ayrımı yapmak, AMA aklımdan geçmedi değil…
Türk’ten geçtim, akıllarını Türkiyeliler, Tayyipgiller almış…
Lafff çok icraat yokkk…
Ama…
Neden şimdiye kadar bir Müslüman evladı hiç uzaya çıkmadı?

Bak Suudi bilmem nesi…
Muhammed’in ümmeti açlıktan ölürken…
Teee Fransalarda 300 milyon Dolara malikâneler alıyor…
Kimin parası bu, kimin hakkı?

Bir diğeri, kendini utanmadan Resule benzettiren VEYA daha kötüsü…
Kendisine Allah’ın sıfatlarını yakıştırtılan, aile boyu HIRSIZ…
Bu hırsızlıkta yetimin, boynu bükük öksüzün, senin ve benim hakkım yok mu?
Vergilerimi…
Devlete ve topluma borcumu hem orada hem burada bir tamam öderim…
Nerede benim param?

Kur’an-ı Kerim…
Bilimin, ilimin dini değil mi?
Nerede senin ilmin…
Ve de bilimin, SÖZDE MÜSLÜMAN, nerede vicdanın, hakkaniyetin nerede?

Ordularım olsa

Rakamlar muhtelif…
Tarihçi değilim, olmam da gerekmiyor…
Bildiğim 1099’dan beri Kudüs bir onun elinde bir diğerinin…
Hristiyan…
Kudüs’ü ele geçireceğim derken, katliam yaparken O Yahudi, bu Müslüman ayrımı yapmıyordu…
Önüne geçen kılıçtan geçiriliyordu, keza…
Tersi, Müslümanın da bu ayrımı yaptığını sanmıyorum!

Zaman değişti…
İçimizdeki hayvan biraz olsun medenileşti(!!!???)

Ordularım olsa…
Kutsal mekân Kudüs için sefere çıksam ve zafer benim olsa…
Kudüs…
Ne onun ne başka birisinin başkenti olamazdı!!!

Üç Hâk dininin ORTAK MALI ve yine ortak mekânı.

İbrani dinlerin kardeşliği benim ilkem, dini duyguları siyasete karıştırmam…
Tek bildiğim, emin olduğum hakkaniyet anlayışı içinde Hâk yolunda bir yaşam!!!

Tavşan ve kirpinin yarışı

Bilir misiniz bu masalı?

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde…
Develer tellal iken pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…
Bir tavşan ve birde kirpi varmış.

Günün birinde bu ikisi karşılaşmış…
Masal bu ya…
Tavşan, kirpinin çarpık bacaklarıyla alay etmiş. Kirpi çok gücenmiş buna ve tavşanı bir yarışa davet etmiş. Tavşan tamam demiş, yarışalım!

Sözleştikleri gibi ikisi birden tarlada yarışmak üzere hazır bulunmuş…
Ve yarış başlar, kirpi birkaç adım attıktan sonra durur…
Tavşan tabi son sürat koşarken birdenbire kirpinin sesini hedeften duyar…
“Ben geldim, sen neredesin?”
Tavşan buna çok şaşırır, nasıl olur? İmkânsız falan derken mızıkçılık yapıp kirpiyi tekrar yarışa davet eder. Yarış 73 kez tekrarlanır. Sonuç…
Hep aynıdır, kirpi hep kazanır. 74. kez yarışa girdiklerinde tavşan yorgunluktan oracıkta yığılıp kalır ve kirpinin, hedefte karısını saklayıp tavşanı kandırdığını anlamadan ölür.

Gerçek hayatta ise…
İki kendini bilmez hayvan sidik yarışına girmiştir, biri…
Eyyy bilmem ne çekerken diğeri s.ktir lan sen kimsin deyip aklına eseni yapar…
İki karakterde aslında ruh ikizidir, oldu bitti serserisidir.

Biri bencilin teki, diğeri alt tarafı bir zibidi…
Aldatılmaya, kandırılmaya son derece müsait, kör cahilin teki…
Hani hep diyorum ya Kasımpaşa ayısı, taa kendisi!

Biri oldu bitti ye getirip Kudüs’ü Israil’in başkenti diye tanıyıp elçilik açma safhasındayken…
KIIIIIIIIIIIIIIIIIIIII…
Dedim, anlattım sizlere ben oradayken harıl harıl çalışma vardı “konsolosluk – elçilik” binasında…
Sanki sürprizmiş gibi diğeri Filistin tarafında elçilik açma çapasında…
Biri yapıyor bir hatta…
Diğeri altında kalmayarak aynı hatayı yapıyor!

Bu ne siyasettir, diplomasi…
Ne devlet siyaseti olabilir, geleceği öngören, bilgili ve gerçekçi.

Bir varmış bir yokmuş…
Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde…
Develer tellal iken pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken (…)