Sinop olmaz, artık müze AMA

Asker dipçiğini bilirim…
Hala öyle mi bilemeyeceğim, eski polislerin Texas vari hareketlerini, küstahlıklarını…
Gördüm alman hapishanelerini, yine bilirim Bayrampaşa’yı…
Bire bir yaşadım ülkücülerin kahpeliklerini, sözde erkeliklerine şahit oldum…
Silivri’yi bilirim, mahpushanesini bilmem…
Allah…
Her kulunun alına yazar, karalar bir şeyler…
Kader, kısmet dediğimiz.

Sadece SANA dedim kalbimin kraliçesi, sadece sen bir kraliçe olarak taht kurdun…
Kazıdın yüreğime, silinmeyecek şekilde adını…
Sadece sen son göz ağrım, kalbimin biricik kraliçesi.

Sevdiklerim arasındadır…
Aldırmayacak gönül…
Hayat dediğin devam ediyor…
Kin, nefret, alevi, gücü…
Gün gelir solar gider gülüm, baki olan Allah, baki olan…
Baki kalan gönül yarası…
Baki kalan kadın – erkek arasında yaşanabilecek sevgilerin en yoğunu olan aşk…
Gerçeği ise…
Hiç bitmez, tükenmez!

Papatyam, biliyorum, anladım ne istediğini…

Var…
Daha neler var, İnternetin güzellikleri…
O kadar yoğunum ki, O kadar YORGUN…
Doktordan geliyorum, uyuşturucu almaya gittim. Ne olur ne olmaz…
Yanımda bulunsun…
Sordum ada çayı ister misin? Çok seviyor ada çayını…
Cevap vermeden dedi…
“Sağ salim dönmeni istiyorum”
Duraksadı…
“Kendine iyi bak. Evet, getirirsen sevinirim”

İnan bebeğim, iyi değilim…
Biliyorsun değil mi? SOMUT gerçeği, Özler…
Sanki…
Bilerek, sanki bilmişçesine…
Özler…
Gidiyorum papatyam, güzel gülüm…
Ben yolcuyum!

Günlerdir süren Ecevit polemiği

Sormak isterim size…
Dinimizin neresinde, Kur’an-ı Kerimin hangi ayetinde…
Örf ve adetlerimizin, terbiyemizin…
Türk terbiyesinin neresinde yazar ölmüşün ardından kötü konuşmak?

Alegori…
Yunancadan gelen bir kelime ve değişik, farklı anlamında kullanılmakta. Ben…
Alegorileri çok kullanırım, aslında kullanılmaması lazım.

Orospu çocuğu veya pezevengin evladı dediğimde…
Soyut bir kavram, dolaylı bir ifadedir…
Çokça anlatmışımdır hangi anlamda Erdoğan ve zihniyetine karşı bu ifadeleri kullandığımı…
VE YINE…
Hatırlı okuyucularım bilirler beni…
ADI kelimesini çok nadiren kullanırım çünkü bu kelime benim için küfürlerin en ağırlarından biridir…
ADI INSAN…
Bir üstü, zirvesi niteliğinde…
Doruk noktası, ADI YARATIK…
Bu ve bunun zihniyetindekiler, nasıl birer ADI YARATIKLARDIR ki…
Yandaş ve yoldaşı bunlara hala alkış tutabilmekte, acaba…
Aynadaki aksi oldukları için mi?

O halde…
Günü geldiğinde, salt tepedekileri değil…
Bunlardan da hesap sormalı, yaptıklarının cezasını çekmelidirler.

Yakışmaz…
Yakışmaz Türk milletine ölmüşün ardından iyiliğinden başka söz etmek…
Allah…
Varsa kötülüğü, yanlışı, zaten cezasını verecek!

Wissen ist Macht! Nichts zu Wissen macht auch nicht!???

Bir Alman özdeyişidir…
Hayatımda yaptığım yanlışları, hataları art arda sıralasan…
Buradan aya köprü olur…
Kimisinin bedeli ise o kadar ağır oldu ki bu yükün altında ezildim…
Hala eziliyorum!

Ölüm her şeyin bitmesi mi, yoksa yeni bir başlangıç…
Veya…
Eskinin başka bir boyutta, âlemde devamı, yaptıklarının, işlediği günahların, sevapların faturalandığı yer mi bilmiyorum. Bildiğim…
Ne bedenen ne ruhen ben bu yükün altından kalkamıyorum. Dün kardeş geldi…
Çok evvelsi evlat…
Hala karşılarında eski Önder var sanıyorlar, görmüyor, anlamıyorlar ki ben artık yokum…
Ben bitmişim!

Bir kahvem vardı…
Türk kahvesi, günde, ama en azından sabahları duble olmak üzere 2, bildiğimiz fincan değil, ecnebi kahve fincanı, gün içeresinde en azından on, on beş tane daha…
İçemiyorum…
Midem, günlerden beri ya papatya veya nane çayı, bir fincan kahveyi dahi mide kaldırmıyor artık.

Özüne sadık kalmak şartı ile…
Friedrich Nietzsche deyimi ile; kaybettikten sonra insan anlar neyi kaybettiğini, kaybettiğinin değerini(!)

Demişimdir benim için değerli olana…
Zamanında…
Friedrich Nietzsche, deli pezevengin teki. Bencilliğin babası…
Deli olmasına rağmen, ki resmen deli, Onu okumaktan öte, sözlerini yüreğinde his etmeli…
Ancak bir deli, delinin dediğini anlar ve yüreğinde his eder. Papağan olma…
Beğensen bile sözlerini, düşüncelerini…
Onu yüreğinde his edemedikten sonra, içinde, ruhunda canlandırıp yaşatamadıktan sonra…
Anlamadıktan sonra…
Hiçbir kadri, kıymeti yok bu sözlerin.

Söz mü, laf mı bilemedim…
İşsizlik sayıları açıklandı yine, resmi…
Tayyip istatistikleri, buna göre ki duyda inanma “genç işsizliği” dışında, ülkede…
Durum vaziyet normal, asayiş berkemal, idare eder yani…
Kendi dışında herkeste yanlış gören, tek doğru olan, mutlak gerçek kendisi…
Hazırlanıyor zibidi…
Yandan fırlama, p.zevengin teki, önündeki seçimlere, metal yorgunluğu, pazarlamadan sorumlu…
Vatan ve millet haini…
Ama ne hazırlık, bu sabah izledim bir belgesel, Hitler Almanya’sı…
Alkışlar eşliğinde batıyor devletler, hayaller, milletler…
İnandıkları için, güvendikleri için bu alkışlar…
Bilgi…
Sağduyu, hoşgörü, gerçekleri görebilmenin önemi ve ille gerekliliği. Dedim ya hatalarım, yanlışlarım. Canlıma verdiğim değerin aynısını ölmüşlerime de gösteririm. Elden geçirdim mezarlığı…
Haliyle senede ancak bayram, seyran gidebiliyorum yanlarına, mezarlar çok kötü kirleniyor, neler denemedim, adam tutum, olmadı. Üzerlerine bastılar, öldürecektim neredeyse, İnsan…
İle kendi yapmalı. Mezarcı değil mi?
Sözde bilir kişi, verdi bir “ilaç”. Temizledim, mis gibi…
Ertesi gün, anneciğim bu ne??????????
İzler kaldı, delireceğim, kafayı oynatmama ramak kaldı. Gittim, ağabey söyle böyle…
Elimi kana bulayacağım, kaçtım oradan, bir daha da gitmedim.

Dün burada gittim mezarcıya, Alman…
Bana vereceği ilacın maddi değeri, 17 Euro. Dikkat…
Allah razı olsun adamdan, yeminle, bir – iki saat oturdu dinledi beni, numune taşı inceledi, düşündü…
Elinde yokmuş, sipariş verdi, bugün alacağım…
Alt tarafı 17 Euro, AMA insan ve öyle sanıyorum ki bilirkişi(!)

Demek istediğim…
Arkadaş, otur düşün…
Güvendiğin dağlara bile…
Kar yağabilir!

Sen sen ol ne insanlığını yitir ne Allah’ın sana verdiği aklı kullanmaktan çekinme…
Ne geliyorsa başa, bilgisizliğimizden, cehaletten geliyor. Bilgi…
Gerçekten gerekli!

Sevilir azizim, sevilir…

Kazıdıysan yüreğine, kalbin onun için çarpıyorsa…
Uzakta olsa da…
Görmesen de görmeden de sevilir…
Bu…
Vatan için de kadın için de geçerlidir!

Nasıl ki…

Kadın…
Yedisinde de yetmişinde de kadınsa…
Erkekte kardeşim…
Yedisinde de erkek, yetmişinde de!

NOKTA

Kınama beni…
Arı bensem, bizlersek…
Sen de sizlerde birer çiçek…
Ah O petekler yok mu O petekler, O güzel çiçekler…

Eller o güzel yanaklara dokundukça, değdikçe ten tene…
Vardıkça insan kirazların tadına…
Dolar avuçların içi gül yapraklarıyla…
Kokusu…
Siner kalbe, kazır adını yüreğe ve akla.



Yaşta daha 52 ama bilmiyorum

Eski bir atasözüdür:
“İhtiyarlar, uyuya uyuya ölürmüş”

Yolcu yolunda gerek, elim ayağım kalkmıyor…
Gözlerimi zorla açık tutuyorum…
Başım resmen yastık istiyor, yattığımda…
Kafamın içi harıl harıl, gözelerimi yummam lazım, belki bir kuş uykusu, beş – on dakika…
Hiç halim yok, parmaklarımı oynatmaya hal yok…
Yapmam, bitirmem gereken daha çok şey var, güç yok, takat…
Kabullenemiyorum bir türlü bu halimi, galiba tüm sorun burada yatıyor, hala eski Önderi arıyorum.

Hırsızlar kol geziyor yurtta…
Yok sadece büyük hırsızlar değil, bildiğin hırsızların sayısı da çok arttı…
Ülke hapishanelerinde yer kalmadı…
Balık istifi gibi, konserve…
Eve barka…
Bildiğin alarm sistemi, hırsızda biliyor karşı önlemi…
Tasarladım bir tane, imal etmeye başladım, 160 db…
Bir uçağın ortalama kalkış gürültüsü 140 db civarında…
Gecenin bir karanlığında ölüyü hortlatır.

Plan, proje benim. Benim dışımda kimse bilmiyor nasıl çalıştığını…
Tuzaklaması bol, aldatmacası…
Loto tutturması gibi şans olması lazım herifte, doğru bağlantıyı bulması…
Üstüne bir ışık, “kör” eder insanı.

Yok zaman kalmadı, bitiremedim…
Neden ölemiyorum, bu işkenceyi çekiyorum, bir türlü anlamıyorum.

Osman Ağa…
Bademler gitti Sırbistan’a et almaya…
Adamlar bir Osman Ağa şarkısı söyledi “bizimkiler” dört köşe…
Domaltan, domaltana…
S.ken, s.kene…
Bu sabah haberlerde, peynir öyle bir pahalanmış ki yiyebilene aşk olsun…
Katık eder bizim fakir fukara bir lokma ekmeğe, zeytin ve peynir…
Artık zengin sofrasına laiktir, AK Saraylara yaraşır.

Artık benden bir şeyler duymazsanız…
Iki gün içeresinde, yokkk…
Yaramazlık peşinde değilim, hele dilber dudağı peşinde hiç değilim…
😊
Tatlı kardeşim tatlı, anlasana…
Hem öyle hem böyle…
Ya takıldım gümrüğe, tıktılar içeriye veya…
Ah keşke…
Eşek cennetindeyim, belki hurilerimle birlikte(!)

Sevdiceğime not:
Yok be kızım, neyleyim 70 küsuru…
İlk göz ağrım zaten bekler beni…
Senin deyiminle…
Yanımdaki…
Ve tabi sen bir tanem, son göz ağrım, son kalacak olanım…
Demedim mi ben sana…
Gönül bahçemde üç çiçek açacak diye…
Elbette gülüm elbette.