„Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis, bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan, eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir. Ayrıca, unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır.“

Cogito, ergo sum

17 Aralık 1927’de Mustafa Kemal Atatürk

Bilmemek ayıp değildir, öğrenmemek ayıp olandır. Sabah sabah tepem attı…
Pezevenge.

Ismailağa bilmem nesinin bilmem nesi gebermiş…
AK Pezevenkleri Çamurbaşkanı “cenaze merasimine teşrif” edecekmiş(!)

Götümün kenarı…
Twitter hesabından SIYAH üzerine üzüntülerini yayınlamış.
Buraya kadar her şey “normal” gözükse de, Önder bir anda delirdi. Sebebi siyah idi…
Eee dediğim gibi bilmemek değil, öğrenmemek ayıp olan. O ana kadar siyahin Hristiyanlara özgü bie matem ifadesi olduğunu sanıyordum. Halbuki;

„Eski Türklerde ölü ardından yas tutan insanlar siyah ya da mavi renk elbiseler giyerek yas tutarlardı. Ölümden sonraki hayatın ters olduğunu düşünen eski Türkler elbiselerini ters giyerek yas tutardı. Özellikle Kırgız Türklerinde görülen bu davranışta, kimi zaman ölünün atının eyeri de ters giydirilirdi.“

Unutulmamalıdır…
“Doksan dokuz” boydan gelen, göçebe bir toplumuz. Örf ve adetlerimiz…
Yerel değişebilir.

„Yas (matem) büyük felâketlerden veya sevilen bir kimsenin kaybedilmesinden
duyulan derin üzüntüyü ifade eder. Yas, süresi ve uygulanma biçimi bakımından kültürden
kültüre değişiklik göstermekle beraber üzüntüyü ifadede herkes için aynı olan belirli davranış
biçimleri söz konusudur. Eğlence sayılabilecek etkinliklerden kaçınmak, ağlamak ve yas
tutmak, kendi kendini özellikle yanaklarını dövmek, oturup kalmak, sessizliğe bürünmek,
başına toprak atmak, çamur sürmek, elbiselerini yırtmak, siyah veya beyaz elbiseler giymek,
elbiseyi ters giymek, yüzünü örtmek, saçlarını kesmek veya saçını sakalını uzatmak,
yemekten içmekten kesilmek, ağıt yakmak, ölenin kabri üzerinde kurban kesmek yası belirten
başlıca hareket şekilleridir.
2
Eski Türklerde de ölüm karşısında duyulan acıyı büyük bir teessürle dışa vurma
yaygın ve ortak bir tavır olarak kendini göstermektedir. Çin kaynakları yas tutan Türklerin
bağıra çağıra ağladıklarını, saçlarını başlarını dağıttıklarını, elbiselerini yırttıklarını haber
vermektedir. Saç kesme ve yüzü yaralama Hunlarda da mevcuttu. Göktürkler yas tutarken
saçlarını keser, kulaklarını ve yüzlerini bıçakla çizip yaralardı. Kırgız-Kazakların yas tutma
tören ve âdetleri de Göktürkler ve Oğuzlardakine benzemektedir. Yas âdetlerinden biri de
ölenin atının kuyruğunun kesilmesidir. Diğer taraftan karalar giyinmek, elbiseyi ters giymek,
başı açık tutmak veya siyah mendil bağlamak, yaslı çadıra bayrak asmak Türk matem
alâmetlerindendir.“

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2112409




„Göktürk geleneklerine göre yakılan ölünün külleri ise ahşap bir kutuya
konulmuştu.
Kutsal ağacın etrafında kırmızı ve siyah renkli boyalar ile tasvir
edilmiş kadın figürleri oldukça dikkat çekicidir. Yine ağacın üzerinde kırmızı
renkli bulutları görüyoruz. Aynı kompozisyon İskit ve Hun sanatında da
karşımıza çıkar. Tüm bu tasvirler yas gününü ifade etmektedir.“



„Oğuzların yas tutarken tırnaklarıyla yüzlerini parçaladıklarını, saçlarını
yolduklarını, Kırgız Kazaklarının yas çadırının üzerine kara bayrak, şehitler
içinse beyaz bayrak astıklarını belirtmiştir. Kazakların yas emaresi olarak
beyaz başörtü taktıkları, Kazaklarda sadece ölü çıkan ailenin değil tüm
oymağın bir yıl kadar yas tuttuğunu, Özbeklerde ise yas alametinin siyah renk
olduğunu, yas tutanların boyunlarına siyah renkli bir keçe bağladıklarını
belirtmiştir. Türklerde sadece ölünün yakınları saçlarını kesmekle kalmaz
aynı zamanda atların da kuyruklarını kesmişlerdir. Pazırık Kurganından
çıkarılan atların da kuyrukları kesiktir.“


https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2174253




„Matem büyük felâketlerden, özellikle sevilen bir kimsenin kaybedilmesinden duyulan derin üzüntüyü ve tutulan yası ifade eder. Karşılaşılan felâketin, yitirilen şeyin ferdî veya umumi olmasına göre doğurduğu acı ve üzüntü, dolayısıyla tutulan yas da ferdî veya umumi bir karakter taşır. Matemin şiddeti kaybedilen şeye verilen öneme, ona karşı duyulan sevgiye göre değişir. Matem, süresi ve uygulanma biçimi bakımından kültürden kültüre değişiklik göstermekle beraber üzüntüyü ifadede herkes için aynı olan belirli davranış biçimleri söz konusudur. Eğlence sayılabilecek etkinliklerden kaçınmak, ağlamak ve yas tutmak, oturup kalmak, sessizliğe bürünmek, elbiselerini yırtmak, siyah elbiseler giymek, yüzünü örtmek, saçlarını kesmek veya saçını sakalını uzatmak, yemekten içmekten kesilmek matemi belirten başlıca hareket şekilleridir.“



„Eski Türkler’de ölüm karşısında duyulan acıyı büyük bir teessürle dışa vurma yaygın ve ortak bir tavır olarak kendini göstermektedir. Çin kaynakları yas tutan Türkler’in bağıra çağıra ağladıklarını, saçlarını başlarını dağıttıklarını, elbiselerini yırttıklarını haber vermektedir. Göktürkler yas tutarken saçlarını keser, kulaklarını biçer ve yüzlerini bıçakla çizip yaralardı. Kırgız-Kazaklar’ın yas tutma tören ve âdetleri de Göktürkler ve Oğuzlar’dakine benzemektedir. Saç kesme ve yüzü yaralama Hunlar’da da mevcuttur. Yas âdetlerinden biri de ölenin atının kuyruğunun kesilmesidir. Diğer taraftan karalar giyinmek, yaslı çadıra bayrak asmak, elbiseyi ters giymek, başı açık tutmak veya siyah mendil bağlamak matem alâmetlerindendir (Günay – Güngör, s. 87-88).“



„Câhiliye Döneminde ve İslâm’da Matem. İslâmiyet’ten önce Araplar’da matem kutsal bir görev olarak telakki edilen sosyal tezahürlerden biriydi. Üstünü başını parçalama, saçlarını kesme, başına toprak atma, çamur sürme, elbiseyi ters giyme, siyah veya beyaz giyinme, kendi kendini ve özellikle yanaklarını dövme gibi İbrânîler’de ve çevredeki diğer kültürlerde bulunan matem türleri bazı farklılıklarla eski Araplar’da da vardı. Araplar bazan bir yıl kadar süren matem müddetince yas elbisesi giyer, ölünün kabri üzerinde kurban keserlerdi. Ölenin yiğitlik ve cömertlik gibi meziyetlerine göre bu son uygulama ölüm yıl dönümlerinde de tekrarlanırdı (Cevâd Ali, V, 173-174). Câhiliye dönemindeki matem uygulamalarının başında ağıt yakma geliyordu. Özellikle soylular ve zenginler, ölen kişinin durumuna göre onun hakkında genellikle abartılı övgüler düzen kadın ağıtçılar (nâiha, nevvâha) kiralardı, ağıt sırasındaki hareketlerine göre bu kadınlara değişik isimler verilirdi. Bazıları hayatta iken kendileri için ağıt yakılmasını vasiyet eder, meziyetlerinin ağıtlara yansıtılmasını isterlerdi. Câhiliye şairi Tarafe b. Abd Muʿallaḳa’sında, “Öldüğümde bana yaraşır bir şekilde ağla, benim için yakalarını yırt ey Ma‘bed’in kızı!” diyordu (Hüseyin b. Ahmed ez-Zevzenî, s. 93). Hz. Peygamber’in dedesi Abdülmuttalib de ölüm döşeğinde iken kızlarını başına toplayarak onlardan ölümünden sonra kendisi için söyleyecekleri mersiyeleri dinlemiştir (İbn İshak, s. 45-46).“


https://islamansiklopedisi.org.tr/matem