Tansiyon 100, 120 YÜZ ALTMIŞ’a koştururken sözüm kadınlara

Nasıl ki altın bu dünyadan değilse…
Belki bir erkeğin hediyesi, belki kendin gördün, beğendin aldın…
Pırlanta, elmas mesela…
O taşların oluşması…
Pırıltısı…
Işıltısı 100 milyon sene kadarda oluşuyor…
Bırak anıyı, değeri bir tarafa onu bunu…
Parmağındaki “ağırlığı” his et, bil, farkında ol…
Bilincinde, milyonlarca yılı taşıyorsun parmağında!

Yarın…
Zor, çok zor bir gün bekliyor beni, belki onun stresi…
Ne günah işledi bu kul…
Ne tür bir beddua aldı…
Kimin bedduası tutu…
Bu ne bitmez çile, bu nasıl bir ceza?

Bir hatırlatma, İstanbul…
İki, neyse yazmayayım…
İstersen izle, ben izlemeyeceğim benim neme?

Güzeler ve zenginler

Ama…
Ne her zaman güzellik ne zenginlik…
Allah vergisidir!

Bu dünya ye kürküm ye dünyasıysa…
Onlar…
Iksırana kadar tıksırana kadar yemişler…
Ama çok azı yedirirler…
Hamdı, şükrü bilmezler mi…
Verenler…
Azı bile paylaşmaktan çekinmeyenler…
Özlerinden verirler.

Özden gelen, yürekle verilen…
Paydaş sayılırsa el olan…
Eminim…
Hak katında da kul katında da makbul sayılan.

DELIRTTI BENI, okuduğumda…
Aslında severim kendisini, gerisi dükkânda…
Geldim küüüfte yapmaya, avrat yok nasılsa…
Yaldızlar dökülünce…
Yalanlar bir bir ortaya çıkınca…
Sen istediğin kadar insanları hapse yolla(!)

Önder ve Önder gibileri, eninde sonunda sikecek seni, ADI dolandırıcı, din simsarı…
Asacağız seni.

https://www.spiegel.de/wirtschaft/soziales/tuerkei-bloomberg-wirtschaftsreportern-wird-prozess-gemacht-a-1272502.html

Dolandırıcılar kendi aralarında…
Bak…
Gör…
Ve anla, bak devlet düzeyinde davetlerine icabet edenlere!

Anarşistim…
Bir korsan…
Biraz arkeolog…
Dijital arkeolog…
Yayınlayamıyor, yazamıyorum ki…
Delil bile sayılmaz mahkeme önünde…
Bilgiyi edinmek için hak ve hukuk çiğnenince.

Karda yürü, iz bırakma…
Çaktırmadan çel yüreği…
Az biraz bilimsel, gerisi tecrübe…
Karda yürü izini belli etme.

Yazıyorum…
Söylüyorum ama neyi…
İspatla, ispatlayamazsın ki…
Bu demek değil ki yakalanmaz Önder, yüz göz haritaya benzetilmez…
Bilirim vardır her zaman bir daha iyi. Ancak…
Beraber yürüdünüz bu yollarda…
Beni seven benim arkamda, yürürüm bu yolu tek başıma.

Makine bozuldu sabah sabah, onu tamir ettim. Kafa daha yerine gelmedi. En nefret ettiğim şeydir, kendime gelmeden kafayı çalıştırmak. Yaş, yaş her gecen sene daha uzun sürüyor kendime gelmem.
Mekanik, elektronik…
Allah ne verdiyse neredeyse hiçbir şey kurtulmaz elimden, ISTERSEM ve tamir edilecek gibi bir şey ise.

😊
Türk usulü, Önder işi!

YAY…
Metal yorgunluğu, sen 365 gün 24 saat senelerce esne…
Görürüm seni…
Kırılmış. Aklınızda olsun diye yazıyorum, TABII FIZIK…
Matematik…
Ama bazen de MECBURIYET. Yedek parça olmayınca…
Her yayın bir esneme oranı vardır, bir gücü…
Pozitif ne negatif anlamda…
İşlevine bağlı, nereden bulacağım orijinal parçayı. Yayı 1cm kadar uzattım, gerektiği şekle soktum…
Tabii orijinal halindeki baskıyı uygulayamaz bu halde, gücünü yitirdi…
Ne yapacaksın?
Yayı biraz daha gereceksin, ayar vereceksin ayar!

Önder…
İtfaiye, her yerde VE…
Hiç bir yerde!

SORMA, aklıma getirip delirtme beni. X Çok dikkatli oku ve anla, anlamazsan bana söyle anlatayım sana

Deşme yaramı, üzme beni demedim mi sana?
Aklıma geldikçe fıttırıyorum, korkarım yine >>> kesip atmayacaklar <<<
Patolojik bulgu, ulan ben elinizde oyuncak mıyım?
Tabii…
Onlar uzman her halde 1989’dan 2012’ye nasıl çektirdilerse…
23 sene…
Dile kolay değil mi?
Kalp ağrısı nedir bilir misin?
Olmuştur mutlaka, olmuştur, yakalanmışsındır…
Sinir ucu…
Diş problemine, katla onu en az ikiye. Saliseler ile bazen geçmeyen saniyeler sürer…
30 sene, gir hastaneye çık oradan doktora…
30 sene!

Bavulumu hazırlayacağım bu akşam, hanımda yok…
Valide ile…
Alışma kadının rahatlığına, alışmaya gör…
INAN…
Zor oluyor. Sen ne yapıyorsun, O ne eder…
Herkes bir tarafta…
Evlat bile değil yanımda.

Ne biçim bir hayat bu…
Ne bitmez çile, kabussun bir hali…
Uyu uyan uyu uyan bitmez, insan…
Her gün dirilip, dirilip ölür mü?

Demin…
Gittim posta kutusuna attım hastaneden gelen mektubu…
Konuşmam lazım onunla…
ANCAK O anlatır bana anlayacağım bir dile…
NEDEN, neden ya kesip atmıyorlar, neden?

Kolektif* kimlik(!) Z Kuşağına başka bir perde arkası bakış açısı

Kimlik bunalımı, ben…
Biz KIMIZ arayışı, kimi zaman doğal bir meraktan kaynaklanan BAZEN, özellikle çağımızda dış etkilerle, BILINÇLI olarak yaratılan bir bunalım çeşidi(!)

Filvaki, yani gerçekten…
HANGIMIZ…
“Saf kan Arap atıyız ki?”

İma ederim kimi zaman örneğin Rus’u, Bulgaristan’ı…
“Anlatırım” gençlikten kalma kimi anımı…
Aslında…
Bir sır küpüyümdür, kendimi, sevdiklerimi korumak amaçlı…
Sanki açık ederim özelimi…
AMA…
Buna rağmen bilmezsin, bilemezsin beni.

😊

Ateş ile barut yan yana durmaz der atalar…
Ateşin olmadığı yerde barut patlamaz, barutun olmadığı yerde ateş “o kadar etkili olmaz”
Yaaa…
Kabuk bağlamış olsa bile bir yara, yeterince kaşırsan…
Kurcalarsan kanamaya başlar yine eninde sonunda!

Böl ve yönet, tut kontrol altında.

Ama insan, her zaman, her an gerçekten her şeyi kontrol altında tutabiliyor mu?
Biliyoruz değil mi, tutamıyor…
Zihniyet çeşitleri…
Yaşam tarzı çeşitlilikleri, inançlarımız, inandıklarımız…
Ya filen “Müslümanız” değil mi?
Allah BIR…
Ve elçisi Peygamber Efendimiz…

“Dinimizin gerekli gördüğü şekilde yaşamak ve davranmak için Allah(cc), Kuran-ı Kerim’i indirmiştir. Tüm ibadet ve amellerimiz Kuran-ı Kerim’e göre olmalıdır ancak bazen aklımıza takılan dini açıdaki bazı soruların cevaplarını Kuran’da bile bulamayabiliriz. İşte bu noktada peygamber efendimizin sözleri, yaşamı olan hadislere ve sünnetlere başvururuz.
Ayet, hadis ve sünnetlerin farklı kesimlerce değişik şekillerde yorumlanmasıyla görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Bu görüş ayrılıklarıyla birlikte mezhepler oluşmuştur.
Öncelikle bu düşüncede hemfikir olunmalıdır; mezhepler asla bir dinmiş gibi görünmemeli, gösterilmemelidir. Mezhep kurucuları ise dinin koruyucusu ya da tebliğcisi değildir. Yani her mezhep farklı bir din olarak algılanmamalıdır. Mezhepler, İslam dininin anlaşılması, yorumlanmasını sağlayan bir çeşit düşünce ekolleri olarak tanımlanmaktadır.
Mezhepler arasında ayrımlara gidilmeden önce değinelim ki esas olan şudur: Din, kişinin Allah’a inanmayı ve inancı doğrultusunda hareket etmesini gerektirir. Başta da yazdığımız gibi Kuran-ı Kerim’de dinimizle ilgili bilmemiz gereken çoğu şey yazılmıştır ancak normal vasıflara sahip olan Müslümanlar burada yazan her ayeti anlayıp yorumlayamayabilir. Mezheplerin çıkışı ise bu görevi üstenen alimlerin bu görevi üstenmeleriyle ortaya çıkmıştır.
Mezhebin kelime manası, izlemek, gidilen yol, benimsenen görüş demektir. Dini anlamda ise müctehid bir İslam aliminin kapalı ve kesin olmayan ayet ve hadisleri, İslam’a ters olmayacak şekilde yorumlaması ve bu konuda çözüm getirmesi demektir. Başka bir tanıma göre ise mezhep, herhangi bir dinin çeşitli görüş ayrılıklarından dolayı ortaya çıkan kollarından her birine verilen isimdir. Mezhepler aynı zamanda dini kişilik ve toplumların dine bakış açısıdır. Algılayan kişinin kendisine bağlı bazı sebeplerden dolayı farklı şekillerde düşünmesine yol açılır. Mehzebi kısacası ayrım, farklılık, kıvrım olarak tanımlayabiliriz.

Dinlerdeki Mezhepler;
• İslamiyet
• Budizm
• Hinduzim
• Hıristiyanlık
• Yahudilik
________________________________________
İslamda Mezhepler Kaça Ayrılır?

Birçok dinde olduğu gibi İslam’da mezhepler farklılık gösterir. İslam’da mezhepler Fıkhi Mezhepler ve İtikadi Mezhepler olmak üzere iki ana gruba ayrılır. İçeriğimizin bu bölümünde hem Fıkhi mezhepleri hem de İtikadi mezhepleri derinlemesine inceleyeceğiz. İşte, İslam’da yer alan Hak Mezhepler ve bu mezhepler hakkında bilgiler…
1. Fıkhi Mezhepler
İslam dininde ibadet, evlilik, boşanma, ticaret, miras ve amel gibi konular doğrultusunda ortaya çıkan mezheplerdir. Bu mezhepleri kısaca şu şekilde sıralayabiliriz;
Hanefi Mezhebi
İslam dininin sünni fıkıh mezheplerindedir. Kurucusu İmam- Azam diye adlandırılan Ebu Hanefi’dir. Hanefi mezhebi ilk olarak Irak topraklarından doğmuş, ortadan batıya doğru yayılmıştır. Abbasiler döneminde başlıca fıkıh mezhepleri içinde yer almıştır. Abbasiler’in yıkılmasıyla Hanefi mezhebinde bir gerilemeye gidilmiş ancak Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla birlikte yeniden canlanmaya başlamıştır. Türkiye nüfusunun çoğu Hanefi mezhebine mensuptur. Günümüzde, Türkiye, Afganistan, Pakistan, Mısır, Suriye, Ürdün, Hindistan, Bulgaristan, Yunanistan, Bosna Hersek ve Romanya topraklarında yaşayan Müslümanların çoğu Hanefilik mezhebindedir. Hanefilik mezhebine göre bir konunun çözümü ile ilgili olarak ilk olarak Kuran ayetlerine bakılır. Ayetlerde konu ile ilgili bir çözüm yolu yok ise bu kez de sünnete başvurulur, peygamber efendimizin yaşayışını, davranışlarını esas alırlar.
Maliki Mezhebi
İmam Maliki bin Enes tarafından kurulmuştur. İhtiyacı olunan ilmin Medine’de olduğuna inanan İmam Maliki, yaşamı boyunca kutsal olan bu peygamber şehrinden ayrılmamıştır. Bu mezhep ilk olarak Hicaz halkı tarafından benimsenmiş, daha sonrasında hac görevini yapmak için gelenler tarafından hızlı bir şekilde yayılmaya başlamıştır. Tamamen Hz. Muhammed (S.A. V)’in doğrultusunda ilerleyen ve bu yolda fetva veren İmam Malik, Maliki mezhebinin oluşmasını sağladı.
Şafii Mezhebi
Kurucusu İmam-ı Şafi hazretleridir. Şafii mezhebi ilk olarak Mısır’da doğmuş sonrasında Irak, Yemen, Suriye ve Horosan’a yayılmıştır. Günümüzde Mısır, Suriye ve Irak’taki Müslümanların çoğu Şafii mezhebine mensuptur. Türkiye topraklarında ise Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu’daki insanların çoğu Şafiilik mezhebindedir.
Hanbeli Mezhebi
Kurucusu Ahmet bin Hanbel’dir. Kuran ve hadislerin önde geldiği fıkhi mezhepler içerisinde yerini almıştır. Eğer bir konu hakkında Kuran ve sünnette kesin bilgilere varılmıyorsa, buna en yakın yola başvurulur. Günümüzde Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ‘da bu mezhebe mensup Müslümanlar çoğunluktadır.
2. İtikadi Mezhepler
İtikad kelime manası olarak aksine ihtimal vermeyecek bir şekilde bir şeyi kabullenmek, gönülden bağlanmak demektir. İtikadi mezhepler ise iman ve inançla ilgili konular üzerine yoğunlaşmış mezheplerdir. Bu mezhepleri şu şekilde sınıflandırabiliriz;
Ehl-i Sünnet Mezhebi
Hz. Muhammed (S.A. V) ‘in yolundan giden ve bu yoldan hiç sapmayan mezheptir. Bu mezhebin kaynağı Kuran- ı Kerim ve sünnetlerdir. Ehl-i sünnet mezhebi Kuran-ı Kerim’de ya da sünnette ne buyrulmuşsa ona inanır ve onu uygularlar. Ehl-i sünnet mezhebi kendi içerisinde iki kola ayrılır.
• Mâtüriddiyye Mezhebi
Kurucusu Semerkand köylerinde Matürid’de doğmuş olan Ebu Mansur Muhammed’dir. Genellikle Hanefiler Mâtüridi mezhebindedirler.
• Eş’ariyye Mezhebi
Kurucusu Ebu’l Hasan Eş’ari hazretleridir. Maliki ve Şafiler genellikle eş’ariyye mezhebine mensupturlar. İki mezhep de peygamber efendimizin sünnetine uygundur.
Ehl-i Bid’a Mezhebi
Hz. Muhammed (S.A.V)’in sünettlerini ve Kuran-ı Kerim’in hükümlerini kendilerine göre yorumlayıp uygulayan kimselerdir. Yani bu şu demek oluyor, sünnet yolundan sapan, bid’ata giren kişilerdir. Bid’at kelime anlamı olarak dinin esaslarına ters düşen her türlü davranış, söz ve düşünce manasına gelmektedir. Peygamber efendimiz bir hadisinde şu şekilde söylemiştir;
“ Sözlerin en hayırlısı Allah’ın Kitabi, yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur” İşlerin en kötüsü ise sonradan çıkarılanlardır. Sonradan çıkartılan, uydurulan şeylere bidi’at yani sapkınlık denilmektedir.
Ehl-i bid’a mezhebinin birçok kolu bulunmaktadır.
• Cebriye:
İnsanda cuzi irade olmadığı için seçme şansının verilmediğini savunur.
• Mu’tezile
Aklın vahiden daha üstün olduğunu gören mezheptir.
• Mürcie
İstedikleri kadar günah işleseler de “La ilahe İllallah Muhammeden Resulullah” dedikleri an cennete gireceklerine inan mezheptir.
• Haricilik
Yalnız ve mutlak suretle Kuran-ı Kerim’de hüküm çıkartmakta, Peygamber sünnetlerini yok saymaktadır.
• Şia
Kuran-ı Kerim’in bazı ayetlerinin eksik olduğunu iddia edenler ve dört büyük halifeden Hz. Ali’nin dışındakileri sevmeyenlerdir.
• Vehhabilik
İngilizler’in ümmeti bölüp, dağıtmak için ortaya çıkarttıkları bir mezheptir.
Ehli Delalet Mezhebi
Allah’a, peygambere ve ahrete iman konusunda sapkınlığa düşen kişilerin mezhebidir. Delalet, doğru yoldan sapkınlık manasına gelir. Ehl-i Delalet ise Allah’a, peygambere ve ahrete iman konusunda sapkınlığa düşmüş kimselerin mezhebidir. Durzilik ve Bahailik bunlara örnektir. Bahailer kurucularını ilah olarak sayarlar, namazlarını o kişinin öldüğü evin yönüne doğru kılarlar.
Mezhepler Nasıl Ortaya Çıkmıştır ?
Hz. Muhammed (S.A.V) hayattayken sahabeler etrafında toplanır, merak ettiklerini, akıllarına takılan her soruyu sorarlardı. Peygamber efendimiz de Kuran-ı Kerim’in nasıl yorumlanacağını ve ayetlerin iniş sebeplerini tek tek bildiğinden ötürü en doğru şekilde yorumluyordu. Peygamber efendimizin ölümüyle birlikte sahabeler Mekke ve Medine topraklarının dışına çıkmışlardır. Gittikleri yerlerde halk dini konularda bu kişilere sorular soruyor, onlar da bu soruları cevaplandırıyordu fakat her yerin kendine özgü gelenekleri ve görenekleriyle bazı meseleler bunlara uygun çözülüyordu. Farklı yerlere dağılan bu sahabelerin yayılması ve uygulamalarıyla zamanla farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
İslam mezhepleri, Hz. Ali ile Muaviye arasındaki savaş ve İslam toplumundaki bölünme Sünnilik, Şiilik ve Haricilik şeklinde olarak ilk mezhepsel ayrışmayı beraberinde getirmiştir. Erken dönemlerde değişik İslam şehirlerinde, bu şehirlerin adıyla anılan okullar bulunmaktadır. Şam, Kufe, Basra, Medine medreseleri bunlardan sadece birkaçıdır.“

https://www.neoldu.com/mezhep-nedir-mezhepler-kaca-ayrilir-mezhepler-nasil-ortaya-cikmistir-15100h.htm

Müslümanız değil mi?
Müslüman(!)

Bir Yugoslav’ın elinde büyüdüm desem yalan olmaz…
Kan kardeşimdir, Münih’te…
Annesi annem, babası babam. Galiba o da benimkileri öyle bilir…
6 cumhuriyet…
5 millet…
2 alfabe…
4 dil…
4 çeşit dini inanç…
Hristiyan, Müslüman, Sırp Ortodoks (DIKKAT Rus – Sırp başka Yunan Ortodoksluk başka. Bu yüzden Ruslar Sırplara yakındır), Musevi…
Yugoslavya…
BalKAN!

Ve bir düzine kadar küçük milletler, topluluklar!

Ve…
Ezelden beri insanlık sorunudur, böyle karma bir topluluk içinde…
KIM…
Söz sahibi, kimin borusu öter, ötüyor kardeşim…
Kim doğru kim yanlış…
KIM?

Ve böyle bir sorunun yanıtını
Kendini, özünü bilmeyen…
Bilgisiz, bilinçsiz, özgüvensiz insanların, toplumların…
Kimlik sorunlarının cevabını verir yabancı!

Eskiden…
Osmanlı ve Avusturya – Macaristan İmparatorluklarıydı…
Evet…
Bilerek bu kelimeyi seçiyorum, racon kesen…
Kabadayı, kabadayı…
Sonardan bu ikiliye Rus katıldı…
Ondan sonra bilmem nesi kalkan herkes…
Haliyle…
Sen hâkim değilsen kendine, kendinden emin, gelen becerecek giden becerecek seni!

Fanatizm…
Bir çeşit cehalettir, belki cehaletin en tehlikelilerinden biri…
Çünkü…
İnsanı, insanlıktan çıkarır. Hep derim, HEP…
HEPIMIZIN içinde Yaratandan bir parça…
Sevginin tohumu, kimisinde filizlenir, büyür açar…
Kimisinin içinde solar gider…
Fanatizm bu filizin köküne kibrit suyu döker…
VE…
Bazen çekiç, balta veya bıçak kullanılır ki kurşundan tasarruf…
PARA…
Bir çivi, çakılan kafaya. Veya matkap ile beyne doğru açılan delik…
Duymasın kimse, bilmesin hunharca işlenen katliamlardan haberdar olmasın…
Kocasının, babasının gözü önünde…
Tecavüze uğrayan kadınlardan…
Annenin gözü önünde vahşice katledilen yavrudan…
Kimsenin haberi olmasın.

Ve kimi zaman kapı komşun canını alan…
Yıllarca…
Yıllarca kinini, nefretini içinde beslemiş. Orospu çocuğu, kahpe misali…
Hani Tayyip var ya onun gibi, fırsatını bulunca…
Kusmuş içindeki rezillikleri.

Sessiz sedasızdır kimi ölüm…
Açlığın, susuzluğun sessizliği. Kıvrana kıvrana, acıya acıya çıkar can…
Evet…
Donmanın aksine, açlıktan ölmenin “güzel olan” hiçbir tarafı yoktur…
“Uyuyup kalmıyorsun” can çekişe çekişe can veriyorsun!

Ölümün çeşitleri…
Ki…
Saymadım birçoğunu kadın okuyor, çoluk çocuk…
Allah hepimize sevdiklerimizin eşliğinde yatakta bir ölümü nasip eder inşallah.

Ve kimi lider vardır, kimi insan örneğin Tito bunlardan biri…
O güne kadar bir Stalin hayranı…
Komünist…
Komünisti ideolojiden ihraç etti, uymasan ideolojiye, kurama…
Önce vatanım, milletim dersen…
“S.ktir ederler seni”

Komünist dünyada bir yıkımdır bu an, kuramın yıkılışı…
Hani nerde kaldı işçi dayanışması, emekçinin emekçiye saygısı?
Menfaat girmesin araya…
İnsanda, devlette, toplumda!

Tarım toplumundan sanayileşmiş bir topluma…
Bilmem biliyor musunuz, bir ek bilgi…
Hatırlı okuyucularım bilir beni, kuram ama derinlikleri…
Hep yazmış, benzetmişimdir…
Allah’ın sözleri…
İnsanların kardeşliği, paylaşmanın özü…
ÜMMET aidatı, yok milliyetçiliği…
Komünizmde, son tahlilde, en son aşamasında yoktur devlet, yoktur millet…
Sadece işçilerin kardeşliği vardır, emeğin…
Egemenliği!

Tarih 1948’i gösteriyordu ipler koptuğunda…
Ve Tito sosyalizmi…
Yugoslavya’yı…
Bir tarım toplumundan sanayi toplumuna götürdü.

DIKKAT DIKKAT DIKKAT
İki sistem arasındaki anlayış farkı…
Tito…
İşçiye hak tanıdı, maaşına varana kadar bir hak…
Söz sahibiydi…
Diğeri…
“Beş senelik kalkınma planı”
İnsanı…
Cahil, okumuş fark etmez…
Düşünebilen, görebilen insanı insan yerine koyup ciddiye alırsan…
El ele verirsen Atatürk misali, Tito gibi…
Yoktan var edersin, öteki türlü köleliğin, baskıcı bir sistemin “güncel halidir”
Ne bir adım ileri ne geri!

Ve > çıplak ada <
Tito’nun da sadece bir insan olduğunu gösteriyor…
Tito…
Siyasi muhalifleri bu adaya sürgüne yollardı, yüzlerce metre, yüzlerce…
Sağlı solu eski mahkûmlar yeni gelenleri ellerinde sopalar ile karşılarlardı…
Ta hapishane müdürünün kapısına kadar, vur Allah vur, insafsızca…
İnsanlar kan revan içinde yıkılıp kalırlardı yol üstünde.

Karşılama töreni…
Tito’nun Hawaii adası…
Silivri…
AKP’nin dinlenme tesisi!

Aşağılanmak, şiddet…
Taş ocağında yıkılıp kalana…
Daha da daha da çok işkence. Zafiyet göstergesi, insani zafiyet…
Sistem af etmez!

1956’ya kadar 16 bin insan bu adada “tatil” yaptı!

Ve batı, ah yılan misali…
Çatal dili batı…
Bizimkiler gibi, işine geldiğinde kavram karmaşası…
Geçenlerde evlat bana çok güldü;
Kahpedoğan tartışması…
Dedim…
Oğlum pezevenk ne diktatör ne otokrat ne biri ne öteki…
Hamam oğlanı gibi ne olduğu belli değil.

Dikkat…
Daha öncesinde de yazmıştım, dikkat çektim…
Bilimsel bir veri, uzun ve değişik coğrafyalarda yapılan araştırma sonuçları…
Toplum VE katmanları, örneğin değişik etnitiseler…
Eğer insanlar geçinebiliyorsa, ekonomik, sosyal durumları nispeten iyiyse…
Kimsenin kimse ile bir sorunu olmuyor!

“Wenn das Futter knapp wird…”

Bazen…
Yok çoğu zaman bilim beni şaşırtır…
Ne demiştik?
İnsan bir maymun, taklit eder çevresini, düşünen bir varlık…
Düşünen…
Ya neden beğenmez, takdir etmez bir nesil bir öncekini?

Bilim şaşıp şaşıp duruyormuş…
Ya s.ktirin gidin be s.ktirin gidin, size diploma veren hıyarın ben beyninin içine s.çayım!

Stonehege…
Neolithikum (Neolitik çağ) cilalı taş devri…
“En son bilimsel teorem” sav yani…
İnsanlar…
Toplumda ileri gelen kişileri burada defin edermiş…
İngiltere’nin >>> her yerinden gelip <<< burada gömerlermiş ölmüşlerini, saygıda bulunurlarmış…
O anda ilk aklıma gelen filler mezarlığı oldu…
Bilir misiniz fil mezarlığını?
Kısaca…
Öleceğini anlayan filler bir yerde toplanır ve ölürler…
İnsanlar Mamutları taklit etmiş olamaz mi?

BILIYORUM çok uzadı AMA…
Mecburum…
Önsöz niteliğinde, anlamanız için ne demek istediğimi…
### >>> !!! esneklik !!! <<< ###
Doğru MESAFE…
DENETIM…
Her konuda, her!

Ve Tito’nun sosyalizmi zafiyet göstermeye başlar…
Her konuda söz sahibi olan işçiler İşletmelerde…
TICARI yerlerde, amacı para kazanmak olan yerde, maaşlarına düzenli olarak zam yapmaya başlarlar!

Bu sorun…
Örneğin neredeyse her parlamentoda da gözlemlenebiliyor…
“Milletvekilleri” kendi maaşlarına kendileri zam yapıyor…
ANLA!

Ve Yugoslavya’da gelir adaletsizliği, bölgeden bölgeye gittikçe artar…
Bir masal, bir hayal…
Hayatin karşısında, gerçeklerin kabusa dönüşür…
>>> Hoşnutsuzluk artar <<<
Dün ne yazdım?
Tayyipistan “resmen” iflas etti!

Ve…
Yetmişli yıllarda Tito “Hırvat baharını” bastırır…
Ya hesap edemedi ya düşünemedi…
Nasıl ki Tito örneğin adasıyla sadece bir insan olduğunu ispatladıysa…
İnsan…
Bencilin, sadece bir insan olduğunu düşünemedi(!)

Çoğu insan için geçerlidir, çoğu…
Neredeyse hepimiz ayni b.kun soyuyuz…
Paylaşmak istemeyiz serveti, hele gücü…
İşte…
Siyasetçi ile devlet adamı arasındaki fark:
> Ya BEN, ya BIZ < farkı!

Atatürk…
BIZ dedi, O biz diyenlerdendi!

Eyalet sistemi, kısmi özerklikler ile sorunlar çözümlenemez…
Merkezi sistem, eyalet sistemi her birinin var artıları ve eksileri…
EN GÜZELI…
Bölgesel fark gözetmeksizin HERKESIN en azından ortak, insanca yaşayabileceği…
Bir düzen gözeterek ona göre ekonomik, siyasi gelişmelerin tatbik edilmesi!

Baskı çözüm değil kardeşim, dayatma…
> sinirsiz bir özgürlükte YOKTUR <
TERAZI!

Kantarın topuzu şaşmaya görsün bir kere…
YARATMA…
>>> Amını avradını siktiğiminim evlatları <<<
YARATMAYIN kendi zengininizi!

Allah, Peygamber diye diye kandırmayın milleti!

Millet…
Ete, kıyamaya hasret…
YAZDIM geçenlerde, TONLARCA et ve buğday ithalatı…
Nereden?
Sırbistan’dan!

Sırbistan…
Müslüman, Osmanlı düşmanı değil miydi???

Başka bir örnek…
Yılların, yılların dükkânı…
VE BUNU GURUR ile söylerim…
Haram lokma bilmeyiz ne ben ne kardeşim…
İğnenin ucu ile büyüdük, iğnenin ucu…
Her lokma HELAL…
Yazmışlar İnternete, insan kahpe…
Menfaatperest…
Yalan, iftira hemen bir tarafının ucunda…
Hanım validenin eseri…
Yok sanma onunla bu yüzden tanıştım, evlendim…
Babamın çok eski bir dostu, ailecek gidip gelirdik. Öğrenmek istedi, annem tamam dedi…
Boynuz kulağı geçti mi bilemem…
Anneme anlatım morali çok bozuldu, rakipler yapmış olabilir mi?
Bir ihtimal, ekmek parası…
Allah inandırsın, bilişimciyim, istesem neler yaparım…
YAPMADIM, YAPMAM…
Google’de sıra…
İnsanların, müşterilerin takdiri!!!

Öf bir yorum yazmışlar…
Pislikler…
Kim yaptıysa, Allah’ından misliyle bulur inşallah. On dakika oldu olmadı…
Gösterdi bana panolunu…
YAZACAKTIM, UNUTTUM, bu vesile ile yazayım bari…
😊
Kadınlar NIHAYET özüne döndü, pantolondan çok…
Etek, elbise geldi bu sene…
Bak resme, ikisi de çekirdekten yetişme…
İki cep, biri yapılmadan önce diğeri yapıldıktan sonra…
INAN…
Ekonomik durum Almanya’da da iyi değil, çok fazla tamir gelmeye başladı…
Menfaat girmesin araya, menfaat.


Veee…
1980’lere gelindiğinde…
Tito ölmüştür…
O güne kadar büyük çapta > sıcak para < ile ayakta duran ülke…
Borç ile dönen > düzen < Borçlar geri ödenmesi gerektiğinde…
(…!)

Kuruluşundan 35 sene sonra…
>>> Tek adama <<<
Bağlı sistem çöküş yolunda, SAHI…
SÖYLE…
Allah peygamber aşkı için söyle Atatürk vefat ettiğinde…
Hakkin rahmetine kavuştuğunda Türkiye Cumhuriyeti…
Kahpedoğana rağmen…
Neden hala ayakta?

Dedik ya…
DEDIM…
BIZ!

Biliyorsun değil mi?
Bazen, sana SEN olduğun için borç verirler…
Değişik nedenlerden dolayı bu böyle olur…
Ve sen olmadığında ne olur?

İnsanlar verdiklerini geri ister!

Aynen bu olmuştur Yugoslavya’da, aynen bu oldu…
HAYVAN bunu düşünmez, düşünemez…
Kasımpaşa ayıları…
Bu zekaya bu öngörüye sahip değillerdir…
BENCILLER…
Ama Atatürk tüm bunları gördü, aldı önlemlerini…
Bak, orospu çocuğuna rağmen bu ülke hala ayakta!

Nefret ederim, tiksinirim, iğrenirim…
Gammazlardan…
Bizim bura, bir damlacık yer. Alman polisi namına kaç kişi çalışıyor…
Gizli, gizli…
Gençlik yıllarımda, eyalet, Almanya çapında siyasi faaliyetlerde bulunduğum zamanlar…
Özellikle Wiebaden’de, Hessen eyaletinin başkenti olması konumuyla…
Allah’ım…
İğrendim!

Tipime bakıp beni iyice salak yerine koyuyorlar…
Geçenlerde yazdım…
Kulüpte…
Unutuyorlar ki sağlık yerindeyse, kafa…
Lep demeden leblebiyi anlayan tiplerdenim…
Anlamak zorunda kaldım, öğrenmek…
Yoksa (…)

Evet…
Sağlıklı insanlar değilse iş başında, liyakat sahibi…
Bilgili, genel kabul gören, evrensel ilkeleri benimsemeyip…
Örneğin hukukta…
Kendi sapkın, sağlıksız düşüncelerini, hüsnükuruntularını savunuyorlarsa…
O toplumda, o devlet yönetimi içeresinde…
HERKES ama özellikle toplumsal kanaat önderleri sayılabilecek başta din adamları…
Gazeteciler, düşünürler…
Herkes “devlete” daha doğrusu yönetimdekilere bir tehlike!

Unutma TERAZI, teraziyi her zaman tut aklında…
Orantılı olmalı devlet dediğinin hareketleri, tepkileri…
Denetimi…
Sertliği, şefkati ve güveni…
Herkese eşit mesafede ve adaletli.

Böyle durumlarda yani güvensizliğin, işsizliğin, ekonomik çöküntünün olduğu zamanlarda…
Herkes işsiz güçsüz ortalıkta dolaştığı anlarda, özellikle gençler, gençlik…
Bir faaliyet alanı vardır ki…
İşten kurtaramaz kendini…
İstihbarat örgütleri!

Herkes şüpheli, herkes suçlu…
Cehalet sarmalı ve işkence yapanlar tanıdık çıktı…

“Bodrumundan Konca Kuriş’le birlikte 3 erkek cesedinin çıkartıldığı ev, tam anlamıyla bir işkence villasıymış. Aylığı 75 milyon liraya kiralanan 3 katlı villanın ikinci katı işkence ve sorgu için, bodrum kattaki kömürlük ise mezarlık olarak kullanılmış.”

Diyarbakır cezaevi…
Çok meşhur, devletin bir işkence villası vardı…
Aklıma gelmiyor ismi…
Buna benzer…
İstihbarat ve devlet güvenliği, beka kardeşim beka…
YEMEDI kimse AMA…
Bilmem neyi yediğin gibi, misal bir tafralarına kazığı yiyeceksin bilmem neyi…
Hiç şüphen olmasın, yaşayacaksın o günleri!

Cevher Bey konağı…
Olabilir mi? Yeminle hatırlamıyorum, yalan yanlış bilgi vermek istemem…

Zaten önemlide değil, BIL…
Buna benzer işkence, sorgu evleri hem Tayyipistanda var, faaliyete…
Hem dünyada, örneğin CIA evleri…
Daha açık yazamam, örnekleyemem…
Zaten ayakta zor duruyorum, yok vitamin B…
Yok ardımda amca, dayı…
YOK!

Dayak yiyen gazeteci…
“En basiti”
>>> DIKKAT DIKKAT DIKKAT <<<
Eskiden…
Hem vallahi hem billahi…
Eskiden en azından kimi gazeteci faili meçhul cinayetleri yazabiliyordu…
Dillendirirdi gazeteler…
Artık…
Ses yok seda yok. YAZ, erkeksen yaz…
Sorun…
Kendi canın değil ki…
Kahpeler…
Tehdit ediyor sevdiklerin ile, yaz yazabilirsen, yaz…
Erkeksen!

Sen…
Gerçekten sanıyor musun cinayetler işlenmiyor…
İnsanlar…
Durup dururken kaybolmuyor Tayyipistandan???

Ve ben, sen O…
Bilmeyiz, nereden bileceğiz ki, örgütlü bile değiliz…
Kimi devletler bilir…
EVET BILIYORLAR ve seslerini çıkartmıyorlar, menfaat gereği…
Haberdarlar, yine istihbarat örgütleri sayesinde…
Ki…
Devlet bu devlet, kimi delik deşik eder, korku salar içeride…
Diğerleri huzur vardır ülkelerinde, bakar o, bu ne yapıyor diye…
Ve yurtdışında işlenir cinayetler, süsün bin bir çeşidi…
Dedik ya…
Devlet suç örgütü kurmaz, devlet devletse kurmaz ama kullanır müsaitleri…
Kendi istihbaratına bile çok ama çok nadir işletir cinayeti…
Almanya’da…
1970 ile 1989 arası 30 civarı Yugoslav muhalif öldürülür. Faili meçhul(!)

Ben boşuna demiyorum…
😊
Ya Kara Mediha ya başka birisi, birileri yağdıracak popoma mermiyi!

Toplamda 100 cinayetten söz edilmekte…
Ama…
Kanıt yok ortada. Hatırla, övünüyorlardı birde…
Topladılar, paketlediler oradan buradan FETÖ’cüleri…
Somut bir tehlike, tehdit yok ama…
Kimi dikkatimi çeken şey…
Şüphe üzerine ruhsat alınmaz, geçenlerde evlat, O hani…
Tanıdığım, hatırla…
BXX…
İnan, ona bile yok güvenim. Kimin namına, kimin hesabına KIM çalışır bilemezsin…
Yazmıştım ya Türk’ü getirdiler Alman istihbaratın başına…
Bir Allah bir o bilir(!)

Paranoyak falan değilim, sakın, sakın ha…
Sadece dikkatli…
Kimi durumlara, şeylere…
“Normalin” dikkatini bile çekmeyecek şeylere duyarlı…
Tecrübeli.

Sona kalan dona…
DON-A kalır ya, o hesap…
Umut ile bekleyenin, olmaz bir şey diyenin…
Tedbirli olmayıp bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenin…
Gelir…
En olmadık şeyler başına. Bak Yugoslavya iç savaşına!

###
Ara vermem gerekiyor…
Görmedim, çok önemli yazışmalar, mektuplar gelmiş yine…
Düzinelerle…
Belki hastanede, belki bir toplu katliam neticesinde…
Söz vermek istemiyorum, inan…
Tükettiler…
Elimden gelirse, vakit bulabilirsem. YEMINLE…
Öyle yoruluyorum ki, çocuktan beter, uyuyup kalıyorum. Gece uyansam bile…
Üşeniyorum dükkâna gelmeye, notlar her şey burada. Yok salt dijital değil, dijital sorun olmaz…
Dünyanın her yerinden…
Başkaca kaynaklar, bu yüzden dükkânda olmam zorunlu. Kuramda değil yazdıklarım…
FACT…
Impact, olmuyor yani. Önce masayı biraz düzene koymam lazım, yoksa Önderin başı yine belaya girer.

Yetişemiyor çeyrek, yetişemiyor
###

Devam edecek…

* Karma, maşeri

Dün mektup geldi, bugün okudum. Aslında imkânsız çünkü SÜREKLI çok düşüktü, ta gençliğimden bu yana AMA hayat şartlarım, üzüntüler ki YASAK, doktor tarafından yasak 😊 Nasıl tepem attı, GITTI gene moral GITTI

„Arterielle Hypertonie

Die essenzielle arterielle Hypertonie ist einer der wichtigsten behandelbaren kardiovaskulären Risikofaktoren. In Deutschland ist der Blutdruck bei etwa 13 % der Frauen und 18 % der Männer nicht kontrolliert (≥ 140/90 mm Hg).



Arterielle Hypertonie wird diagnostiziert, wenn bei wiederholten Praxismessungen der Blutdruckwert ≥ 140/90 mm Hg beträgt,



Als Zielblutdruck wird für alle Patienten inklusive Diabetes mellitus und Niereninsuffizienz zunächst in Europäischen Leitlinien < 140/90 mm Hg empfohlen. Bei guter Therapieverträglichkeit wird für die Mehrzahl der Patienten eine weitere Blutdrucksenkung mit Definition eines unteren Grenzwertes empfohlen, der nicht unterschritten werden sollte. Wichtigste nichtmedikamentöse Maßnahmen sind eine Reduktion der Kochsalzzufuhr, Vermeidung exzessiven Alkoholkonsums, Nikotinkarenz, eine ausgewogene Ernährung, körperliches Training und Gewichtsreduktion.



Bei der Mehrzahl der Patienten mit essenzieller Hypertonie kann der Blutdruck durch Kombination von Lebensstilinterventionen und Erstlinienantihypertensiva gut eingestellt und so das kardiovaskuläre Risiko reduziert werden.



Nach Schätzungen der Welt¬gesund¬heits¬organi¬sation sind etwa 54 % der Schlaganfälle und 47 % der ischämischen Herzerkrankungen direkte Folge eines Bluthochdrucks, der damit neben anderen Riskofaktoren von zentraler Bedeutung für kardiovaskuläre Morbidität und Mortalität ist


…”

Allah ne verdiyse var neredeyse…
Rabbim cümlemizi beterinden korusun!

DIKKAT DIKKAT DIKKAT
Bak…
Kendim bir teknisyenim…
Tablonun TÜMÜNÜ gözetmediğin sürece sorunun temeline inmediğin, sorunun kendisini tespit etmediğin sürece >>> sağlıklı <<< bir analiz yapıp sorunu çözemesin!
NOKTA

Nokta ya nokta

Hastaneler FABRIKA…
Tamam, zaten kendileri yazıyor HEYETE girdik diye…
EMINIM
Öyle ilaçlar içmek zorundayım ki, yabancı bir doktor gördü adamın gözleri fal taşı gibi açildi…
İlaçlar ve yan tesirleri, HATIRLA, HATIRLA, HATIRLA
Kaldı bir konuda “yara”
Yok o değil, çok şükür öteki…
54 yaşındayım, utanç vesilesi…
EMINIM tüm ilaçlarımı ve birbirlerini etkileşimi gözetmediler…
EMINIM!

Ne ölüyüm ne diriyim…
Araf’tayım, Araf’ta!

https://www.aerzteblatt.de/archiv/199426/Arterielle-Hypertonie

Farkındaysan o kadar şikâyetçi değilim artık…
Eskisi gibi…
NEDEN?
Nöroloğun içmek zorundasın dediği kan sulandırıcı…
Çalışıyordum daha o zamanlar, bankadaydım, insan kendini bilmez mi?
SUNI…
Yordular beni, yok bir şeyin…
Ameliyat SONRASI, anlatmıştım…
YAAA siktirin gidin be, siktirin gidin oradan…
Doktor değil bunlar, yok tecrübe…
Makine doktoru bunlar, makine…
Kan dolaşımı, biliyordum, tahmin ettim…
Hatırla, dedim sana…
Ya akciğerler, kalbin kendisi veya inme…
Birinden biri sonum olacak!

Sen hayatında “deli para” görmedin değil mi, ki miktar kişiden kişiye değişir. ÖLÜM ne demektir, kaç çeşit ölüm vardır bilmiyorsun değil mi?

Feryat etmek istiyorsun, haykırmak…
Sanki bir daha hiç susmayacakmışsın gibi bağırmak…
Böyle bir durumda…
Susmak ZORUNDA kalmanın yükünü hiç omuzlarında taşımadın değil mi?
Allah…
Göstermesin, Allah yaşatmasın sana, kimseye!

Dükkân, müşteriler…
Öyle insanlar var ki…
ADI!

20 dakika kaldı, yok bu sefer üç kez baktım saate
😊

Allah göstermesin, her seferinde beni şaşırtıyorsun…
Galiba sen gerçekten şiddetin şiddetinin şiddetini hiç görmedin…
Allah göstermesin.

### >>> !!! Asimetrik ekonomilerin emniyet sibobu! Bir perde arkası bilgisi !!! <<< ###




Sözüm sizlere Z Kuşağı…
Kimi ekonomiler…
Devletler daha doğrusu kimi sözde yöneticiler, hükümetler başvurur böyle yöntemlere…
Kancıklıktır bana göre…
Devalüasyon…
Sabit kur sistemlerinde ödemeler dengesi açık veren ülkenin ulusal parasının dış satın alma gücünün, hükümetçe alınan bir kararla düşürülmesidir. Başka bir deyişle devalüasyon, bir devletin resmi para biriminin diğer ülke dövizleri karşısında değer kaybettirilmesidir. Bu yolla ithal malları pahalılaşırken yerli malların fiyatı da aşağı çekilmiş olur.
😊
Bir şey anlamadınız değil mi?
Türkçesi…
Uluslararası piyasada ürünlerin > milli paranın < değerlenmesinden dolayı fiyatları artar, sen ürünlerini bundan dolayı piyasaya süremesen, SUNI olarak > milli paranın < değeri düşürülür böylelikle ürününün fiyatı düşerek sen yine rekabet edecek hale gelirsin. Yani Türk Lirası değerliyse…
Yabancı…
Bu ürün almak için daha çok para ödemek zorunda kalır. Bırak ürünü, mali bir tarafa sen doları ne zaman alırsin?

Doların değeri düşükken değil mi, o misal…

İtalyanlar örneğin Euro öncesi bu yönteme çok başvururlardı…
Mesela İtalyan ayakkabıları, modası falan…
Bu yüzen ekonomistler…
DIKKAT ben bir ekonomist, hukukçu falan değilim…
Kambiyo kurunu (Wechselkurs), asimetrik ekonomilerin emniyet sibobu olarak görürler. Yani ekonomileri değişik güçte olanlar arasındaki ticari ilişkiler için kambiyo kuru çok önemlidir. Peki kambiyo nedir?

Kambiyo, en genel anlamıyla ‘’Ticari Senet’’ olarak bilinmektedir. Para yerine geçen ve ödeme aracı olarak kullanılabilen her türlü bono, çek, poliçe ve diğer menkul kıymetler anlamında kambiyo olarak tanımlanabilir. Kelime anlamıyla kambiyo, nakit para veya para yerine geçen her türlü araç ve senetlerin alım ve satımını ifade eder. Kambiyo iktisat literatüründe „döviz“,“efektif“ anlamlarında da kullanılmaktadır. Kambiyo, kanunen emre yazılı olarak düzenlenen, içerdikleri hak bakımından mutlaka bir para alacağını konu edinen, ekonomik alanda çok işlem ve etki gören önemlerine binaen Türk Ticaret Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanun’da „kambiyo senetleri“ terimi altında poliçe, emre muharrer senet ya da bono ve çek örnek olarak verilmektedir.

Kısacası: Yabancı paraların ulusal para cinsinden ifadesine kambiyo kuru denir!

Sahi…
Tayyip Lirası neden sürekli değer kaybediyor???
Çünkü…
>>> Yerli ve Milli bir kahpeliktir bu <<<
Orospuluk…
UCUZA fahişelik…
KALITESIZ PEZEVENKLIK…
Basit pazarlama teknikleri, eyyy dünya lideri(!)


18:10 / 17:10

Dolar 5,88
Euro 6,60
Çeyrek altın 418,03
Borsa 90787

Çok önemli bir şey olmasa, Tayyip’e…
Kathar falan çarpmasa haftayı nasıl başlayacağımızı tahmin edebiliyor musunuz?

###
Çok uykum geldi, çok uykum geldi. Yoruldum!
###