Ulan OROSPU ulan göt veren SEN nitelik ve nicelik arasındaki farkı anlamadığın sürece üniversite sayıları yükselse kaç yazar? Eğitim dediğini, niteliklisini çocuk oyuncağı mi sandın, NEDEN gönderdin piçlerini Amerika’ya okumaya?

Onların zamanında üniversite sayısı 200 küsure yükselmiş falan!

Üniversiteliler…
Ya hep ya hiç…
Ya TAM destek Boğaziçi’ne…
Veya kaderinize boyun eğin bu pezevenkler ile birlikte yürümeye devam edin.

🙂
Professor Parabellum…
Napalm…
Zaman ayarlı, ayarsız…
Ne isterseniz…
Atom Bombası nasıl yapılanıra kadar…
Önder arşivlerinde…
>>> Öldürme, yok etme değil gaye <<<
Yaşa…
Ve yaşat, taş üstüne…
Taş koy sizlere öğretmek istediğim…
Göz hizası…
İnsan ile insanca, eşçe, hakça…
Kardeşçe…
Bir birliktelik, büyüğüme saygı, saygıyı hak ediyorsa…
Küçüğe sevgi…
Rabbime sevgi VE saygı…
Yaratılana…
Yaratandan ötürü, bunları öğretmek isterim sizlere…
AMA…
Gerekirse bu eller armut toplamaz…
Bu böyle biline.

*

Zümer Suresi – 8-9 . Ayet Tefsiri

﴾8﴿ İnsanın başına bir sıkıntı geldi mi rabbine yönelip O’na yalvarır; sonra rabbi ona katından bir nimet verince, daha önce yalvardığını unutarak yolundan saptırmak için Allah’a eşler koşmaya kalkar. De ki ona: „İnkârcı tutumunla biraz eğlenedur bakalım! Gerçek şu ki sen ateşi boylayacaklardan birisin!
﴾9﴿ (Bu adam mı,) yoksa âhiret kaygısıyla ve rabbinin rahmetine nâil olma ümidiyle gece vakitlerinde secde ederek, ayakta durarak kendini ibadete veren kişi mi (daha iyi)?“ De ki: „Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu!“ Doğrusu ancak akıl iz‘an sahipleri bunu anlar.

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Z%C3%BCmer-suresi/4066/8-9-ayet-tefsiri

“ RAHMAN SURESİ AYET 1,2,3,4

“ Çok Merhametli ve Lutufkar olan Allah Azze ve Celle, İnsanı yarattı.
Hak ve Adaletli, Sosyal ve Bilimsel olmayı, Kuranı Kerimi öğretti, İnsana, Konuşarak, yazarak, inceleme ve tartışma yaparak, doğru bilgileri, fikirleri, düşüncelerini ve hipotezleri beyan etmeyi, açıklamayı öğretti “ der.“

3 ve 4
„اَلرَّحْمٰنُ (Rahmân), Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimlerinden biridir. Nihâyetsiz rahmet ve merhamet sahibi demektir. O’nun ayırım yapmaksızın tüm yaratıklarına sınırsız rahmet edici olduğunu ifade eder. Rahmân ismi zikredildikten sonra hemen peşinden “Kur’an’ı öğretti” buyrulması, O’nun insanlığa en büyük rahmet tecellisinin Kur’ân-ı Kerîm olduğunu gösterir. İnsanı da bu gaye ile yaratmıştır. Onun yaratılış hedefi, Kur’an’ı öğrenmek ve onun talimatlarına uygun yaşayarak Allah’ın sevdiği bir kul olmaktır. Kısaca Kur’an insana doğru yolu göstermek için indirilmiş, insan da Kur’an’ı anlayıp yaşamak için yaratılmıştır. Bunun gerçekleşebilmesi için de Allah Teâlâ, diğer yaratıklar arasında insana düşünme, anlama ve anladığını anlatma nimetini lütfetmiştir.

اَلْبَيَانُ (beyân); insanın kendini, vicdanında meydana gelen duygu ve anlayışlarını, başkalarına açık ve güzel bir şekilde ifade etmek, maksadı anlamak ve anlatmak demek olan konuşma ve dil nimetidir. “Konuşma” ve “anlama”, mâhiyetini kavrama bakımından bilim dünyasını tam anlamıyla acze düşüren birer mûcizeler silsilesidir. Öncelikle “bir şeyi konuşup anlatabilme”nin temelinde “düşünce” vardır ki bu başlı başına bir mûcizedir. Konuşmanın ilk adımı ise, düşüncenin kelime dediğimiz sembollere çevrilmesidir. Bu semboller, hâfızanın derinliklerinden, sırrına akıl erdiremediğimiz bir mekanizma ile çağrılır, bir cümle içinde peşpeşe dizilir. Cümlelere kelimeler, anlamlar, duygular yüklenir. Sonra, vücutta işini bitirmiş ve atık madde olarak ciğerlerden çıkmakta olan hava, ses tellerinde, dilde, dişte, dudaklarda kelimelere dönüşür. Bu arada yüzümüzün 44 tane kası, akıl almaz bir şekilde derimizi şekilden şekle sokarak, ağzımızdan çıkan sözlere kendi yorumuyla eşlik eder. Hava zerreleri bu kelimeleri alır, milyarlarca kopyasını muhatapların kulak zarlarına iletir. Dinleyenin vücut sistemlerinde de, en az konuşanın kadar olağanüstü işlemler sonucunda bu cümlelerin ve kelimelerin anlamları çözülür, içerdiği duygular anlaşılır. Hâsılı, konuşulanı anlamak da “beyân” mûcizesinin en az konuşmak kadar önemli bir halkasıdır. (bk. Kandemir ve diğerleri, II, 1831)

Şunu ifade edelim ki, ilmin elde edilmesi, Kur’ân’ın öğrenilip öğretilmesi de ancak “beyân” nimetiyle meydana gelir. Nitekim Hz. Âdem yaratıldıktan sonra kendisine eşyanın isimlerinin öğretilmesi sayesinde meleklerin bilemediklerini bilmiş ve onların ulaşamadıkları üstün dereceye ulaşmıştır. Peygamberlerin tebliğ yapabilmeleri, kitaplar getirmeleri, ümmetlerin onlardan istifade edebilmeleri hep bu beyân ilmi, dil nimeti sayesinde olduğu gibi, Kur’ân-ı Kerîm’in tefsir ve tercümesi nimetine ulaşmamız ve ondan faydalanmamız dahi o nimetten aldığımız pay nispetindedir.“

https://www.kuranvemeali.com/rahman-suresi/3-ayeti-tefsiri

*

Ich habe es euch immer gesagt, ich bin ein gläubiger Mensch. KEIN…
Religiöser Ayfer er gar ein Fanatiker…
Ich habe sowohl den Kuran als auch die Tora wie die Bibel „studiert“
Man muss mit den Augen lesen…
Und mit dem Herzen verstehen.