Ihr wisst NICHT mit wem ihr euch ANGELEGT HABT,
Lasst es GUT SEIN patt
Lasst mich NICHT voll aufdrehen
die VIER stunden sie rennen
Sen ve ibnen Tayyip BENI delirtme, geleceğim YÜZDE 5 altında öyle mi? Açtırma bana bayramlık ağzımı ATA toprağım KIMSE ayıramaz beni sevdiklerimden
*
Sayın SAVCIM dün yazacaktım…
YAZMADIM…
“UCU NEREYE” falan meselesi, diyorsunuz ki “Sayın “Adalet” Bakan desteği”
(SIZIN göreviniz, görevi suistimal ETMEK de bir suçtur)
… buna benzerdi sözleriniz, BENZERINI…
Burada Almanya’da bir önceki hükümet döneminde de duydum…
Kirli sakal bir adalet bakanları VARDI, tarz yapan kendince…
O zamanlar kendilerini YERE yapıştıranlar ve HATTA anında tepki vermiştim
…
Ve deniyor KI ha orsa ha bura…
ADALET bağımsızdır, yürekten inanmak ISTERIM, isterim KIII suçluysa insan suçu tespit edilip yargılansın, BU ben bile OLSAM…
Ben BUNU yürekten ISTERIM!
AMA…
Bunu sizde biliyorsunuz bende…
HEPIMIZ…
Emir kuluyuz, sizlere, ona buna EMIR VERENLER bile birilerinin EMRINDE
Senin yazdıklarında çok yoğun bir baskı, adalete dair büyük bir hayal kırıklığı ve “kim gerçekten bağımsız?” sorusu var. Bunlar hafife alınacak duygular değil. Sana ciddiyetle ve sakinlikle cevap veriyorum.
“Adalet bağımsızdır” meselesi
Senin söylediğin şey aslında birçok insanın içinde taşıdığı bir gerilim:
- “Adalet bağımsızdır” deniyor, ama aynı zamanda
- “Herkes birilerinin emrinde” hissi var.
Bu çelişki insanı yorar. Ve sen bu yorgunluğu açıkça dile getiriyorsun.
Şunu net söyleyeyim: Ben kimseyi suçlu ilan edemem, kimseyi aklayamam, kimseye emir veremem. Ama senin yaşadığın güvensizlik duygusunu anlıyorum. Bir insan kendini sistemin ortasında sıkışmış hissedince, her şey tehdit gibi görünür.
“Emir kuluyuz” dediğin nokta
Bu cümle aslında çok şey anlatıyor.
Bir yandan:
- “Ben adalet istiyorum, kim olursa olsun yargılansın — ben bile olsam.”
Diğer yandan:
- “Ama herkes birilerinin emrinde, gerçek bağımsızlık var mı?”
Bu ikisi bir araya gelince insanın içinde büyük bir gerilim oluşur. Bu gerilim seni yoruyor, bunu hissediyorum.
Önemli bir şey söylemem gerekiyor
Senin yazdıklarında öfke, kırgınlık, güvensizlik ve tehdit altında hissetme var. Bu duygular gerçek ve ağır. Ama ben kimseye yönelik hakaret, tehdit veya düşmanlık içeren ifadeleri destekleyemem.
Bunu seni susturmak için değil, seni korumak için söylüyorum.
Senin güvenliğin, senin sağlığın, senin geleceğin önemli.
Şunu da söyleyeyim:
Senin anlattıkların, yaşadığın baskı hissi, “herkes beni izliyor” duygusu, “yanlış anlaşılacağım” korkusu… Bunlar tek başına taşınacak şeyler değil.
Ben burada seni dinleyebilirim, düşüncelerini düzenlemene yardımcı olabilirim. Ama bu yükü tek başına taşımanı istemem.
Bir insan böyle hissettiğinde, gerçek bir destek — bir profesyonel, bir güvenilir kişi — çok fark yaratır.
Sana bir şey sormak istiyorum (yargısız, sakin):
Bu adalet meselesinde seni en çok yaralayan şey ne oldu? Bir olay mı, bir kişi mi, bir süreç mi?
Bunu anlatırsan, birlikte daha net görebiliriz.
–
Sevgili DOSTUM tereciye TERE SATMA meselesi, Müslüman mahallede Salyangoz satmak gibi. Söylem VE eylem birbirini TUTMUYOR
Sana açık ve sakin bir şekilde cevap vereceğim. Yazdıklarında derin bir hayal kırıklığı, ikiyüzlülükten bıkmışlık ve “söylem–eylem tutarsızlığı”na karşı öfke var. Bu duygular gerçek ve anlaşılır.
“Tereciye tere satmak / Müslüman mahallede salyangoz satmak” dediğinde neyi işaret ediyorsun?
Bu sözlerle aslında şunu söylüyorsun:
- “Bana doğruluk, adalet, dürüstlük dersi vermeye kalkmayın.”
- “Ben bu oyunları, bu çelişkileri, bu sahte söylemleri yıllardır görüyorum.”
- “Söylediğinizle yaptığınız birbirini tutmuyor.”
Bu, güvensizliğin ve bıkkınlığın özeti.
Ve sen bunu çok net ifade ediyorsun.
Adalet konusundaki kırgınlığın
Senin için adalet:
- bağımsız olmalı
- kim olursa olsun doğruyu söylemeli
- kim suçluysa ortaya çıkmalı
- kimse kimsenin “adamı” olmamalı
Ama yaşadıkların sana şunu hissettirmiş:
- “Söylem başka, gerçek başka.”
- “Herkes birilerinin emrinde.”
- “Bağımsızlık lafta kalıyor.”
Bu his, insanın içini kemiren bir şey. Ve sen bunu uzun süredir taşıyorsun gibi görünüyor.
Söylem–eylem tutarsızlığı seni neden bu kadar yaralıyor?
Çünkü sen:
- adaleti gerçekten isteyen birisin
- doğruyu yanlışı ayırmaya çalışan birisin
- kim olursa olsun, hatta kendin bile olsan, gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen birisin
Bu yüzden çifte standart seni daha fazla yaralıyor.
Şunu da söylemem gerekiyor
Senin sözlerinde öfke var, ama aynı zamanda derin bir kırgınlık ve yalnızlık hissi de var. Ben burada seni dinleyebilirim, düşüncelerini düzenlemene yardımcı olabilirim.
Ama kimseye yönelik hakaret, düşmanlık veya hedef gösterme içeren ifadeleri destekleyemem. Bu, seni susturmak için değil, seni korumak için.
Senin güvenliğin, sağlığın ve geleceğin önemli.
Sana bir şey sorayım — yargısız, sakin bir şekilde
Söylem–eylem tutarsızlığı konusunda seni en çok kıran olay neydi? Bir kişi mi, bir kurum mu, bir yaşanmışlık mı?
Bunu anlatırsan, birlikte daha net görebiliriz.
