Yedi, niye sustun ulan?

Umarım, umarım anlayan anlar, üstü kapalı. İçim rahat etmedi, işi gücü bıraktım. İki satir da olsa, iki satırdır. Daha açık yazmam mümkün değil.

Cihan padişahı, götümün kenarı…
Niye suspus oldun evladım, ufff mu yaptılar, canını mı acıttılar?
Ben sana demedi mi Saddam’ı unutma, hatırla, hep aklında olsun?!!!

Sen istediğin kadar AK – Saray çevresinde Jammer kullan, değil iki kilometre sinyal bozucusunu yirmi iki kilometre yarıçapına çıkar, GÖTÜN pazarda!

Neler, ne gizli belgeler dolaşıyor internettin kenarında köşesinde, AK – Sarayın…
O seni koruyan binlerce yoldaşın, emir kulların bile kurtaramayacak seni zamanı geldiğinde.

Yok, tepmemin tası bu sefer atmadı, öğrendiklerim > aklımı < durduruldu, geriye kalan iki gramı…
Adilik…
Orospuluk olur ama bu kadarını senden bile beklemezdim. O yedi çember…
AK – Sarayının ve kendi çevren etrafında oluşturulduğun yedi çember bile kurtaramayacak seni. Bir el diğerinden habersiz ama eloğlu aptal değil be “koçum”. Hemen FETO deme, suçu ona yükleme…
Cihan padişahının cihan imamı bu kez suçsuz…
Seni satan bizzat yine sen, senin çevren…
Muhammet, Türkçesi Mehmet…
Mehmetçiği, vatanı ve milleti satan sen, gün gelecek seni satmayacaklar mı sandın?
Sen…
Uluslararası siyaseti, sen uluslararası şirketleri ve güçlerini ne sandın?
Hiç mi ders almadın Katar Emrinden, bir öncekisinden. Anlamadın mi, bilmedin mi, görmedin mi neden? Müslüman kardeşler, Müslümanın Müslümana kardeşliği menfaatlerinin bittiği yere kadar.
“Dindarım” diye geçiniyorsun…
Sanki bilmiyorsun, EMINIM biliyor ve bile bile yapıyorsun, Suudi Arabistan ve vehhabiliği, selefiler, IŞID, bile bile, sandın hesabi sorulmayacak!? Devlet ve devlet refleksleri, devlet ve kurum ve kuruluşları, güvenlik güçleri. Askeri, polisi ve istihbaratı, iç ve dış istihbarat…
Ve Sam’ları…
Sadece sen mi ananın en akılı oğlusun?

O yedi çember, birbirinden habersiz, O yedi bile seni kurtaramayacak!

On beşi değiştirdin dörde…
Değiştir ulan kerhaneci değiştir, istediğini değiştir. Allah ne yazdıysa O olacak. “Kehanette” bulunmadım mi, Tanrısı onu yola getirir. Para getirdi ve daha getirecek, daha çok göt yalayacak.

Yedi

Aslında her şeyi ama her şeyi bir kenara bırakıp yediyi yazmam lazim…
Beklenmesi gereken iki muhtemel gelişme başlıklı yazıma da devam edemedim, dün akşam bir telefon, tüm plan – projeleri, ajandamı alt üst etti.

Dostlar sağ olsun…
İnternetin, dibinin dibi mekânım…
Gerçekten siyasi dost bildiklerim, dost…
Yıllar, yıllar çok uzun yıllar ve zaman o kadar çabuk geçiyor ki, geldi saçlar bembeyaz, kafa neredeyse kel. Az mi kafa çektik, siyasi mücadele verdik beraber…
Yıllar, o amansız yıllar ne çabuk geçiyor. Çok uzun zaman oldu görmeyeli, geldi, müşterilerimizden.
Eşi, sürekli gelir gider. O bana ben ona selam iletirim, iletir dururuz, hanımlar aracılığıyla. Ama bir türlü bir araya gelemedik. Ben odamdaydım, full dün aksam gelen telefon sonuçlarıyla boğuşuyordum. Kâğıt, Kâğıt, Kâğıt…
Dosya, fatura…
Nefret ederim, kendi işlerim yetmiyormuş gibi birde bu çıktı başıma. Hanım geldi heyecanla odaya, xxx geldi dedi. Önce anlamadım, kafamda rakamlar, ne nereye…
Anlamadım önce jeton her zamanki gibi geç düştü. Anlamam ile ayağa fırlatmam bir oldu diyebilirim, eski dost, gerçek dost düşman olmaz insana. En ön odadaydı, buyur etim çalışılan odaya, arkası darmadağın, bomba düşmüş gibi. Anlatı bana yediyi…
Erdoğan ile ilgili, anlattı İran’ı ve Katar’ı…
İnternetin karanlık dibi, görünmez, duyulmaz yerleri…
Evraklar, gizli belgeler, dost dili ile gözden ırak, bilgiden, bilinçten çok uzak ne bilgiler…
Yazmalıyım üstü kapalı ama yazmalıyım yediyi!

Kısmetse yârin çünkü üstlendiğim görev…
İnsan sorumluluğu, kendini bana emanet edene edemem ihanet, etmem, hiçbir zaman etmem.
Zaten bir yârinim var, Pazartesi full, Salı Israil çünkü.

Tam sopalık

Bir balık, yemin ediyorum sandıklardan zıplayıp horon tepecek…
Arkadaş cam, cam. Gümüş gibi pırıl pırıl…
Ah ulan ah, yeminle sopalık. Hem de evire çevire, ıslata ıslata, eşek sudan gelene kadar!

Neden ya neden?
Ne gereği var?

Devlet

Yok Platon’un (Eflatun) devlet, çok değer verdiğim Sokrates ve Aristoteles’in (Aristo) demokrasi anlayışından söz etmeyeceğim, daha çok…
Ne de güzel tarif etmişti sevdiceğim devlet tanımını:
“Erkek, devlet gibi yönetir, kadın halk, devleti ayakta tutar”
İyi düşünün! Doğruluk payı çok yüksek bir tanım.

Sanılanın aksine ki inanmayan iyi ama çok iyi araştırsın…
Dikkat, demokrasi başka bir şey, anayasal hak, ödev ve görevler başka bir şey…
Güncel bilimsel değerlendirmelere göre İlk “anayasal”, haklar halka verilen “özgürlükler” sanılanın, “bilinenin” aksine ne Magna Carta ne Amerika Birleşik Devletleri anayasasıdır!

Yine bir Alman öncülük etmiştir bu konuda da…
Bugün tanıdığımız şekliyle anayasa, bu gerçekten önemli evraka dayansa da hak, hukuk – özgürlükler ve görevler bütününün “mimarı”, alman asılı Karl der Große’dır (Şarlman).

Neyse geçelim zaten konumuz bu değil, sözü ANAYASAYA ve BAŞKANLIĞA getirmek istedim o kadar.
Neler oluyor Amerika’da?
Hiç dikkat ediyor, gelişmeleri yakından takip ediyor musunuz?
BAŞKAN demek, Kasımpaşa usulü, “Türk” usulü TEK – ADAMLIK değildir!

Demokrasi erkleri, yani kuvvetler ayrılığı…
Yine dünyada, genel anlamda siyaset Türkiye’de olduğu gibi makam, mevki, özellikle PARA kazanmaya vesile bir araç değildir, siyaset insan için, toplum için yapılır. YANLIŞ ama daha iyi anlamanız açısından, Amerika’da “milletvekili” milletin vekili, başkanın uşağı, yalaması – yalakası değil, delege, delege…
Halktan halk için çalışan, düşünen ve halkın menfaatlerini gözeten insanlar.

Neydi Trump?
Ne oldu mesela Obama CARE?
Amerika’ya girmesi yasaklanmak istenen Müslüman inancına bağlı insanlar meselesi?
Ne oldu? SÖYLE NE OLDU?

Allah – Peygamber adına…
AKP seçmeni ve Erdoğan vekillerine sesleniyorum…
Erdoğan’ın değil, milletin vekili olun, AKP’li seçmen vatan ve soydaşım kararın evet olsa bile, LÜTFEN tekrar düşün, bu fani dünyada…
Bu dünya Kanuni Sultan Süleyman’a kalmamış bu zibidiye mi kalacak?
O geberdikten sonra ne olacak? Sana Atatürk ve arkadaşları vasıtasıyla verilen gücü yine kendi elinle mi aleme vermek niyetindesin?

Devlet…
Bir ticaret hane değildir!
Şirket yönetir gibi yönetilmez, devlet kabile mantığı ve bilgisiyle yönetilmez…
Devlet bakkal dükkânı da değildir, devlet devlettir. Devlet sen, ben, O. Devlet hepimiz ve ben bana verilen gücü, hakki kimseye vermem!!!