### >>> Nihayet <<< ### AMA diyorum size bu herif bunlardan biri, en azından ellerinde. Milletin ağzını susturmak için, GÖSTERMELIK

357 milyonmuş…
Milyarlar, milyarlar!


+

Hediye

Mustafa Kemal düzenli olarak yurtdışından kitap sipariş ederdi.
Paris, Londra, Roma, Viyana elçiliklerimize resmi yazıyla liste gönderir, hepsinin parasını kendi cebinden öderdi.
Fatura isterdi…
Böylece, işgüzar büyükelçilerimiz tarafından devlet kesesinden para ödenip ödenmediğini kontrol ederdi.

1930’da mesela…
Münir Ertegün, Paris büyükelçimiz oldu.
Mustafa Kemal’in şahsi talepler konusunda ne kadar hassas olduğunu bilmiyordu.
Kendisine sipariş edilen iki tarih kitabının faturasını dışişleri bakanlığına gönderdi.
Üç gün sonra, Çankaya Köşkü’nden Paris büyükelçiliğimize telgraf çekildi… “Reisicumhurun özel harcamaları dışişleri bütçesinden karşılanamaz, bundan böyle faturaları kendi adıyla kendisine göndereceksiniz” denildi!
Hatta elçinin yazışması bile beklenmedi, Paris’ten gönderilmiş olan faturalar başyaverlik tarafından dışişleri bakanlığından istendi.
571 frank tutarındaki kitap parası, Mustafa Kemal’in maaş hesabından, İş Bankası aracılığıyla Paris büyükelçiliğine transfer edildi.

Osmanlı subayıyken de, Kurtuluş Savaşı sırasında da, Cumhurbaşkanı’yken de, devlet kesesinden ayran bile içmedi, parasını ödemediği yemeği yemedi.

1927’ydi, mevsim kıştı…
Ankara belediyesinin fidanlığına geldi.
Seraya girdi, çiçekleri inceledi, salon bitkileri beğendi, sekiz adet saksı seçti.
Belediyenin bahçeler müdürüne talimat verdi, “bunları yarın köşke gönderin, siz de beraberinde gelin, sağlıklı yaşamaları için nerelere koyulması gerekiyorsa yerleştirin, nasıl bakım yapılacağını bizim bahçıvanlara öğretin” dedi.
Ertesi gün, saksılar getirildi, uygun köşelere yerleştirildi.
Mustafa Kemal’e haber verildi, geldi, inceledi.
“Gayet güzel olmuş, ne kadar ödeyeceğiz?” diye sordu!
Efendim hediyemiz olsun deseler, biliyorlar ki, milletin malını hangi yetkiyle hediye ediyorsunuz diye kızacak…
Böyle olacağını adı gibi bilen bahçeler müdürü Salih Bititci hazırlıklıydı. Bir kağıt uzattı. Seçilen bitkiler ve fiyatları yazılıydı.
Mustafa Kemal kağıdı aldı, yaverine uzattı, “ödeyiniz” dedi.
Yaver Rusuhi bey çalışma odasına gitti, bir zarf içinde parayı getirdi, “faturayı yarın gönderirsiniz” dedi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, devlete ait köşke yerleştirmek için, devlete ait fidanlığın çiçeklerini bile kendi cebinden öderdi.
Yarın öbür gün laf olur diye, çiçekleri bedavaya almış veya çiçekleri devlete ödetmiş demesinler diye, fatura isteyerek belgelerdi.

Ama az, ama çok, maddi değeri olan hediyeyi asla kabul etmezdi.

1928 yılıydı…
Köşkün penceresinden bakarken, manevi kızı Nebile’nin otomobile binip gittiğini gördü.
Yaverini çağırdı.
“Derhal peşinden gidip buraya getirin” dedi.
Getirdiler.
Nebile’yi karşısına aldı…
“Sen benim kızımsın ama, bu arabalar babanızın malı değildir, millete aittir, her aklına esen buradan araba alıp gidemez” diye azarladı.

Çankaya’da görevli olan aşçı, şoför, berber, uşak, bahçıvan gibi tüm personelin yeme içme masraflarını, barınma masraflarını, köşkün tamiratlarını bizzat maaşından karşılardı.
Seyahatlerinde asla harcırah almazdı.

Kendi küpünü doldurmadı.
Devletin hazinesini doldurdu.

Bugün, ABD başkanları tıpkı Mustafa Kemal gibi yaşıyor.
ABD başkanları, Beyaz Saray’da yedikleri yemeğin faturasını bile kendi maaşlarından ödüyorlar.
Diş macunundan, kuru temizleme masrafına, ayakkabı boyasına kadar, tüm kişisel harcamalarını kendi maaşlarından ödüyorlar.
Diyelim ki, arkadaşlarını misafir olarak davet ettiler, ağırladılar, kurabiyeden çay parasına kadar, kendi maaşlarından ödüyorlar.
Beyaz Saray’ın konut bölümünde, yani başkan ve ailesinin ev olarak kullandığı bölümde görev yapan hizmetçilerin ücretini, kendi maaşlarından ödüyorlar.
ABD başkanları devletin resmi görevi haricinde devlet kesesinden bir cent bile harcayamaz.
Beyaz Saray’da kira ödemeden oturur, hepsi o.
Çünkü, monarşi değil, cumhuriyettir…
Devletin kesesi başkanın şahsi cüzdanı değildir.
Başkanlık uçağına, devletin resmi görevlisi hariç bir kişiyi bile alırsa, mesela kardeşini uçağa alırsa, first class uçak bileti kadar parayı kendi maaşından öder.
First lady’nin kuaför parasını, başkan kendi maaşından öder.

ABD başkanları 250 dolardan değerli hediyeyi alamaz.
Kanunen yasaktır.
Nezaketen kabul eder, devlete verir, evine götüremez.

Her hediye kayıt altına alınır, arşivlenir.
Görev süresi sona erdiğinde, ABD başkanına gelen hediyelerin tam listesi isim isim, maddi değerleriyle birlikte kamuoyuna açıklanır.

Bush’a gelen hediyeler arasında Dalia Lama’nın hediye ettiği çerez paketi bile vardı, sadece altı dolardı…
Sadece altı dolarlık hediyenin bile kimden geldiği, ne zaman geldiği, vatandaşa açıklanmak zorundadır.

250 dolardan pahalıysa, bakanlara da hediye veremezsin.
Senatörlere de veremezsin.
CIA başkanına da veremezsin.

Avrupa Birliği’nde görev yapan memurlara 50 eurodan pahalı hediye veremezsin, kanunen yasaktır.
50 eurodan değerli hediye verirsen, hem kabul etmez, hem de “şu ülkeden şu kişi vermek istedi” diye rapor tutarak, Yolsuzlukla Mücadele Dairesi’ne bilgi vermek zorundadır.

İngiltere’de başbakan, bakanlar ve tüm kamu personeli için 140 sterlin hediye sınırı var.
Tüm hediyeler üç aylık dönemler halinde, şeffaf şekilde yayınlanır, İngiliz halkı tek tek görür.
Başbakan David Cameron’a iPad hediye edilmişti, 429 sterlindi, başbakan bu hediyeyi çok beğendi, devlete kendi cebinden 429 sterlin ödedi, kendisine hediye edilen iPad’i devletten satın aldı.

Almanya’da devleti yönetenlere hediye uçak bileti veremezsin.
Almanya cumhurbaşkanı tatile giderken kendi cebinden ekonomi sınıfı bilet almıştı, bu uçak biletini üste para ödemeden first class’a çevirdiği ortaya çıktı, Almanya ayağa kalktı, savcılık derhal soruşturma açtı, cumhurbaşkanı halktan özür diledi, yetmedi, buradan başlayan tartışma neticesinde istifa etmek zorunda kaldı.

Siyasileri boşver, Almanya’da bir öğrenci, öğretmenine 10 eurodan pahalı hediye veremez.
Bütün sınıf toplanıp, topluca hediye almak isterlerse, farzedelim bu toplu hediye 30 euroysa, okulun denetleme kurulundan özel izin almaları gerekir.

Bir kaç ay önce…
Almanya futbol federasyonu başkanı istifa etti.
Ukrayna futbol federasyonunun kendisine hediye ettiği altı bin euroluk kol saatini kabul ettiği ortaya çıkmıştı.

Varlığıyla onur duyduğumuz, son cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi, tıpkı ABD başkanları gibi, tıpkı gelişmiş-demokratik ülke liderleri gibi davrandı.
Yurtdışı seyahatlerinde şakır şakır harcaması için kendisine tahsis edilen yasal harcırahı kabul etmedi, tek kuruş almadı.
Özel telefon konuşmalarının parasını bile kendisi ödedi.
Değerli eşinin, first lady’mizin kıyafetlerini kendisi ödedi.
Oğlunu evlendirdi, tüm ikramları, masalara servis edilen su dahil, kendi kesesinden ödedi.
Nikahtan önce köşkün sayaçlarını not ettirdi, nikah sırasında tüketilen elektiği suyu bile kendi kesesinden ödedi.
Takı töreni bile yaptırmadı, hiç olmazsa hediye vermek isteyenler oldu, “sizin gelmeniz hediye” diyerek, kabul etmedi.
Yedi senelik görevi sırasında, cumhurbaşkanı olarak kendisine takdim edilen hediyeleri nezaketen kabul etti ama, asla evine götürmedi.
Mücevher takı, gümüş eşya, halı, kilim, heykel, tablo, biblo, porselen, tabanca, saat, sehpa, hatıra para, madalyon, kendisine takdim edilen 1243 parça hediyenin 1243’ünü de devlete bıraktı.
Birini bile almadı.

Ve şimdi bakıyoruz…
Mardin belediyesine kayyum atanan vali efendinin, asrın liderimize, içişleri bakanımıza, öbür bakanlarımıza 600 bin liralık gümüş hediyeler aldığı, bunların faturasını belediyeye ödettiği konuşuluyor.

Doğrusunu isterseniz, telkariymiş tepsiymiş bilezikmiş, avanta gıda kolisine oy veren sayın ahalimizi pek ırgalayacağını sanmıyorum.

Ama siyaset literatürümüz açısından çok önemli.
Çünkü, bu kayyum meselesi çıktığından beri Türkiye’de tartışılıyordu, kayyım mı denir, kayyum mu denir filan…
Meğer kuyum’muş birader!

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/hediye-5303639/

Kan, “kan gövdeyi götürdü” Doktordan geliyorum
Kan tahlili, her zamanki gibi…
Damla damla, birdenbire…
Kadında şaşırdı, pantolon mantoln gitti. O kadar çok kan akmış ki, soyundum, sağ bacak aşağıdan yukarıya, kol mol…
Ortalık, yok ya ben normal değilim, değilim…
Deli…
Olabilir AMA depresif bir manyak değilim, hele ruhu sapık. Almanya’da neler oluyor bir bilseniz(!)

Sağlık sistemi, sonra belki

Hiç yazmama gerek yok aslında, YAZACAGIM AMA…
Anlayana…
Alt tarafı postal dersin, POSTAL!

oku

Asker…
Bir buçuk sene yeni postal bekler mi?

### ! ###

Depresyon ve cinsel hayat, kadın kadar erkeği de etkileyebilir. Aradaki fark erkeklerin bu konuyu farklı algılamasıdır, bu konudan dertli olan erkeklerde kadınlara nazaran intihar sayısı daha fazla gözlemlenir. İlaçların bize neler ettiğini bir bilseniz. Kendimden biliyorum, korkunç yan tesirleri. YOK, depresyon meprasyonla benim işim olmaz, zaten doktorların bana koyduğu ilk teşhis, hastanelik bir vakaymışım, BOK yemişiniz!

YILLARCA pharma yani çok ama çok büyük ilaç şirketlerinde çalıştım, müşterilerimdendiler…
YAZAMIYOR, anlatamıyorum…
Dünkü, evvelsi günkü uyarımda olduğu gibi…
Önder…
Gözetim altında, çok dikkatli olmak zorundayım…
Ancak bu kadar, yazabildiğim kadar!

Yıllanmış olaylar, bu yüzden anlatabiliyorum…
Zaman aşımı…
Cinayet işlemedim kardeşim ne doğduğum ne doyduğum topraklara ihanet etmedim…
Anlatıyorsam…
Özellikle gençler için, yanlışa düşmesinler…
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Toedliche Medizin organisierte Kriminalitaet

izle

Güneş fırtınası…
Anlaşılan yoğunluk açısından, yani elektromanyetik dalgalar…
“normal” cihazlar için tehlikeli değil, YOKSA haberlerde üstünde dururlardı…
Bu demek değil ki tehlike yok, geçti…
Varlığından haberinizin bile olmadığı nice hassas cihazlar var!

Al sana Israil, İran’a saldırdı!

Zam, zam, zam…
Zam da zam, zam…
Hadi kızlar yandan, yandan…
Servise zam, taksiye zam…
Zam da zam, zam…
Hadi kızlar yandan, yandan!

Allah…
Daha beter etsin!

Not:
Her zaman, HER KONUDA yaptığım gibi…
Ben üstüme düşeni yaptım, zamanında uyardım!

American International Group (AIG)

Kuruluş 1919
Gelir 52.4 milyar US$ (2016)
Çalışan sayısı 56,400 (2016)

130 ülkede 88 milyon müşterisi bulunmaktadır. Şirketin merkezi New York’ta bulunmaktadır. 2008 yılı itibarıyla Allianz Se ve ING Group’tan sonra dünyada III. sırada yer alan bir kuruluş.

https://www.aig.com/individual

### !!! ### DIKKAT DIKKAT DIKKAT Çok ÖNEMLI ### !!! ###

Çok anlatmışımdır güneş fırtınalarını, GÜLMÜŞTÜR iş arkadaşlarım bana…
Sonradan…
Öküzün trene baktığı gibi baktılar yüzüme…
Güneş fırtınası, dolayısıyla elektromanyetik dalga…
BU SEFER IKI AŞAMALI
Dünyaya çarpması 27 -28,.08.2019 için bekleniyordu…
Bugün bir şey olmadı, yani yarına çok dikkatli olmak zorundayız…
HER TÜRLÜ elektrikli eşya kullanımında…
Cep, bilgisayar falan…
İkinci aşaması Eylül başı için bekleniyor…
BILGILERINIZE

Ne mi olur dikkatli olmaz kullanırsan her zamanki gibi?
Kardeşim hiçbir şey olmaz, bir ihtimal gider yenisini alırsın O KADAR!

Benim sistemler, cep dahil yarına izinli!

Unuttum…
Mümkün olduğu kadar az araba kullanacağım…
Allahsızlar…
Araba araba değil, elektronik yığını!

En güzeli küçük cep radyosu falan…
Normalinde haberlerden geçer, Tayyip haberleri mi?
SANMAM…
Heriflerin TEK DERDI Kahpedoğan

Şaka değil, gerçekten değerli eşyalarınızı yarına kullanmasanız iyi olur!

oku

Al sana, orman yangını, buldular suçluyu

Tayyip’in Soysuzu açıklama yapıyor…
Hani içişlerinden sorumlu…
Yandaş, yoldaş yangın söndürme uçakları, helikopterleri falan…
Suçlu…
Türk Hava Kurumu…
Ulan dal yaraklar bu kurum kimin kurumu, kime bağlı?

Hangi özel şirket, KIM, hangi kurum veya kuruluş…
Olmasa devlet ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile organik bağı…
Adında TÜRK kelimesini taşıyabilir, KIM ulan KIM, hangi kurum veya kuruluş buna cesaret edebilir?

Türk Hava Kurumu!
NOKTA

17:55 / 16:55

Dolar 5,8281
Euro 6,4694
Çeyrek altın 471,60
Borsa 96248

18:15 / 17:15

Dolar 5,83
Euro 6,47
Çeyrek altın 473,46
Borsa 96030

oku istersen

İlgili not evde, hatırlıyorsunuz değil mi dünya ekonomik krizini…
Hani bankalar, yazmış ama konuyu açmamıştım…
Tüm sefalet, zarar – ziyan, yaşanan işten çıkarılmalar falan…
>>> Bir tek sigorta şirketini kurtarmak içindi <<<
Bankaları…
Sigortalayan sigorta şirketi, belki daha fazlası akşama…
Söz vermedim, belki. İyi olursam.

Kusura bakmayın, yanlış anlamayın…
Sizler dünyadan bir haber yaşıyorsunuz…
Evet…
Sebep – sonuç…
Evet NEDEN?
Ben!

oku istersen

Söz verdim Rabbime, yemin ettim…
Bundan böyle gördüğümü, bildiğimi…
Görmeyeceğim, bilmeyeceğim. Öyle bir ders verdi ki bana…
Düşman başına…
Yok…
Allah korusun düşmanıma bile istemem böylesini…
İstemem!

Diyorum ya hep, iddia ediyorum…
Sizler cepten bir haberken, bilgisayardan…
Ben odamda…
😊
Daha çocuk, genç…
Oyun hackliyordum!

ÖNCE papazi oku, sonra İzmirlimi(!) Murat Bey kardeşim hangi piyondan söz ediyorsun? Olsa olsa rüzgârda savrulan bir yaprak, bir piyonun değeri var, bir kıymeti YA yaprağın değeri?

Al birini VUR ötekine…
Hepsi için geçerli bu HEPSI için!


+

İnsan içine çıkabilmek…

Sadece 21 ay başbakanlık yaptı.

İlk iş, kendine şarkı yaptırdı…
Adam kim, yiğit kim /
kim, kim, kim, kim /
bir bilge adam /
bir yiğit adam /
bir hışımla geldi geçti /
Davutoğlu Ahmet hoca /
peh peh peh peh…

Bu peh peh başbakanken…
Asker-polis, 466 şehit verdik.

Pkk’yla Hizbullah birbirine girdi, iki gecede 53 kişi öldü, adeta içsavaş provası gibiydi, 35 şehirde, 68 ilçede çatışma yaşandı, kimisi tekbir getiriyordu, kimisi biji naraları atıyordu, 212 okul, üç bin işyeri, 263 kamu binası, 190 banka şubesi, 75 PTT şubesi, 80 siyasi parti binası, 340 sivil otomobil, 216 resmi otomobil, 30 dernek binası kullanılamaz hale geldi, müzeler, spor salonları saldırıya uğradı, elektrik trafoları, mobese kameraları, trafik lambaları ateşe verildi, Kuran kursu binalarına molotof atıldı, marketler yağmalandı, yedi şehirde 34 sene sonra sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Diyarbakır’da Hdp mitinginde bomba patladı, beş vatandaşımız öldü.
Suruç’ta bomba patladı, 34 vatandaşımız öldü.
Cumhuriyet tarihinin en ağır terör saldırısı oldu, Ankara Garı’nda bomba patladı, 109 vatandaşımız hayatını kaybetti.
İstanbul Sultanahmet’te bomba patladı, 13 turist hayatını kaybetti.
Ankara Çankaya’da askeri servis aracı geçerken bomba patladı, 29 vatandaşımız hayatını kaybetti.
Ankara Kızılay’da otobüs durağında bomba patladı, 38 vatandaşımız hayatını kaybetti.
İstanbul Taksim’de bomba patladı, dört turist hayatını kaybetti.
“Memleketin her tarafı canlı bomba dolmuş, siz ne işe yararsınız, bunları niye yakalamıyorsunuz?” diye sordular… “Hepsinin tek tek isim listesi elimizde ama, eylem yapmadan tutuklayamayız, Türkiye sebepsiz yere insanların tutuklanabileceği bir ülke değil” dedi!

Hendekler kazılmasını, evlerin cephaneliğe çevrilmesini armut gibi seyrettiler, Sur’da Cizre’de Nusaybin’de adeta savaş yaşandı, tanklar filan binalara ateş açtı, bir yıl sürdü, 249 şehit verdik.

Diyarbakır Barosu başkanı Tahir Elçi, göz göre göre öldürüldü.

Takvimde başka gün kalmamış gibi tam 29 Ekim’de, Cumhuriyet Bayramı’nda, Kürdistan silahlı kuvvetleri topuyla tüfeğiyle topraklarımızdan Kobani’ye resmi geçit yaptı.
“Bana serok Ahmet diyorlar, Kobani’deki kardeşlerimizin alnından öpüyorum” dedi.

Dünyada ne kadar köktendinci terörist varsa, hepsi Türkiye üzerinden Suriye’ye geçirildi, sonra o silah bumerang gibi Türkiye’ye döndü, Kilis’e Işid füzeleri düştü, 20 insanımız hayatını kaybetti.

Vatan toprağı terkedildi.
Süleyman Şah Türbesi’ndeki boş sandukalar tanka yüklendi, götün götün kaçıldı.

Rus savaş uçağı düşürüldü.

“Komşularla sıfır sorun” dedi.
Sıfır komşumuz kaldı.

“Avrupa Birliği’yle Kayserili pazarlığı yaptım, Avrupa’ya vizesiz gideceğiz” dedi, bunu dediğinde 2016 yılıydı, anlattığına göre “Suriyelileri alacaklar, üstüne bize 10 milyar euro verecekler”di.
Para yerine babafingoyu aldık… Cahil cühela beş milyon Suriyeli, kimlik kontrolü bile yapılmadan, hobaraaa diye Türkiye’ye sokuldu.

(Dışişleri bakanıyken…
Mavi Marmara feribotu basıldı, insanlarımız öldürüldü.
Musul konsolosluğumuz basıldı, konsolosumuz kaçırıldı.)

Fethullah Gülen’i Pensilvanya’da ziyaret ederken, dışişleri bakanıydı.
17 Aralık TBMM’de aklanırken, başbakandı.

Stratejik derinlik diye kitap yazmıştı, stratejik takoz’u da o yaptırdı…
Akp’nin meclis grup salonundaki kürsü Tayyip Erdoğan’ın boyuna göre ayarlıydı, Davutoğlu başbakan olunca, boyu yetmedi.
Tayyip Erdoğan’la sidik yarışına girdiği için, daha kısa kürsü yaptırmak yerine, 20 santim yüksekliğinde takoz koydular, belli olmasın diye yerdeki halının aynısıyla kaplayıp kamufle ettiler.
Davutoğlu bu takozun üstüne çıktı, mikrofona anca yetişti. Ama önden bakınca Tayyip Erdoğan’la aynı boyda görünüyordu.

Tayyip Erdoğan tarafından zart diye başbakanlık görevinden alındı.
Gıkını bile çıkarmadı.
Tırıs tırıs gitti.

Amerikan derin devletinin yayın organı olarak kabul edilen Foreign Policy dergisi aynen şu yorumu yaptı: “ABD, Ankara’daki adamını kaybetti. Davutoğlu, Washington’ın kapalı kapılar arkasındaki en güvenilir müttefikiydi.”

Ve şimdi…
Bu Ahmet Davutoğlu çıktı, pişkin pişkin çağrıda bulundu.
“Meydan okuyorum” dedi.
“Bu milletin vicdanına aykırı bir tek adımımız olduysa, söyleyin” dedi.
“Eski defterler açılırsa bazıları insan içine çıkamaz” dedi.

Varsa söyleyin dediği için söylüyorum…
Bu Ahmet Davutoğlu bile hâlâ insan içine çıkabiliyorsa, bence herkes rahat rahat çıkar kardeşim!

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/insan-icine-cikabilmek-5301843/

Doların fırlaması bir uyarıydı

Türk Lirası’nın bir anda hızla değer kaybedip tekrar başlangıç seviyesine geri dönmesi birçok soruyu ve endişeyi beraberinde getirdi.
Aylardır alınan önlemlerle, kamu bankalarının müdahaleleriyle, Merkez Bankası’nın kararlarıyla 6.20’lere çıkmış dolar 5.50 seviyelerine indirilmişti. Dünyada biraz işler karıştı, 15 dakikada 5.75’ten 6.47’ye kadar fırladı.
★★★
Düşük işlem hacmi, işlemlerin birbirini tetiklemesi, şu, bu… Dünyada diğer ülkelerin para birimlerinde neden böyle bir oynaklık görülmedi? Ya kur yükseldiği yerde kalıp geri gelmeseydi? Bu mudur Türk Lirası’nın güvenilirliği?
Maalesef budur! Gelişen ülkeler arasında batık Arjantin’den sonra ekonomisi en kötü ülke Türkiye! Böyle hareketler çok sığ olan piyasalarda belirli periyotlarda tekrarlanır. Hazır bulmuşlar kötü yöneticileri, oynayıp dururlar.
★★★
Dünya ekonomilerinde sıcak savaş başladı. ABD Başkanı Trump’ın dengesiz açıklamaları savaşı iyice harladı. Çin tehditlerden bunalıp dişini gösterdi. ABD mallarına gümrük vergisini yüzde 5’ten yüzde 10’a yükseltti.
Çin, para biriminin daha da değer kaybetmesine izin verdi. Dünyaya sattığı malların fiyatları iyice ucuzladı. Bunun anlamı; bizim gibi gelişen ülkelerin para birimlerinin ipi çekildi.
★★★
Trump gaza geldi, tüm ABD şirketlerinin Çin’den ayrılacağını söyledi. Bu şirketlerin çekilmesi aynı zamanda üretimin durması demekti. Amerikan şirketlerinin hiçbiri Trump’ı iplemedi. Nitekim Trump’ın da yok ki böyle bir yetkisi!
Trump Çin’in canını yakmak için yine vergi silahına başvurdu. Yaklaşık 250 milyar dolarlık mala getirdiği ek gümrük vergilerinin yüzde 10 değil, yüzde 15 olacağını açıkladı. Önceden açıklanan 300 milyar dolarlık yüzde 25’e yükseltilmiş olanları da yüzde 30 olarak revize etti.
★★★
Trump’ın, Çinli yetkililerin kendisini arayıp anlaşmak istediklerini açıklamasıyla ortam biraz sakinleşti. Dünyada bunlar olurken Türkiye ekonomisi zurnanın son deliği!
Hem faizleri indirip, hem de doları tutmaya çalışırsan, piyasaya para sürüp sanki hiçbir şey olmamış gibi davranırsan, bu uyarının anlamını bile kavrayamamışsan… Savaşta kim vurduya gidersin.
Ancak konuşursun. Mevcut ekonomi yönetimi ile dünya piyasalarında sadece bir piyonsun!

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/murat-muratoglu/dolarin-firlamasi-bir-uyariydi-5301815/