Riva akar Karadeniz’e, televizyon haberi, şimdi

İstanbul’un her köşesi…
Şile’de…
Az mi balık tutuk orada Metin ile, tize ile…
Olmuş boklu dere…
Öyle güzel öyle sakin bir yerdi ki, kıyı boyu…
Eskisi…
Çocukluğun anlıları, hepsi geldi göz önüne.

Dağ tepe…
Fındık ağaçları, çık yukarı…
Yayla, uçurtma uçurmaya…
İn aşağı Kum Baba, gir denize…
Gelir…
Hep göz önüne.

*

70 Cent ödediklerini öğrenince gözleri fal taşı gibi açildi. Senede 600 Euro!

Dolar 6,7656

EVET…

Ne yazıldıysa O olacak…
Veee…
“Biliyorum” his ediyorum benimde…
Ağzımı yüzümü…
Ağzımı yüzümü!

“Yarım göt seni, neyine güveniyorsun?”
Allah’ıma!
NOKTA

*

Bu Dicle Canova NEDEN götünü yırtıyor, anlatmaya çalışıyor böyle canhıraş bir şekilde?
Ne kadını ya, bunlar kadın mi?

Ve dolar yavaş yavaş…
6,7644

*

İzlediğimde gençlik geldi akla, cahiliye dönemi… Tekerrürü

*

Bir yüzüm…
Bin bir yönüm, 365 gün…
Ben olan benler bilmez beni!

Muhtemel sokağa çıkma yasağı ALMANYA 25 bin Euro’ya kadar para cezası, 1 en fazla iki, 3 sene kadar hapis! Aman DIKKAT

Berbat bir günün akşamı…
Karnım acıktı…
Tut kolundan siktir et diyor şeytan…
Vicdan…
Allah’ım bilirsin beni, isteğimi.

>>> ILERI Demokrasi; üç milletvekili düşürüldü. 2x HDP ve bir kere CHP <<<

BENCE…
Hiç fark etmez hangi partiden…
TÜM bu gibi girişimleri içine sindiremeyen MILLETIN…
VEKILLERI sözde parlamento tiyatrosunu boykot etmeli…
HEPSI…
Bir olup ulusal ve uluslararası bir basın açıklaması yaparak bu gibi girişimleri…
KINAMALI!

Susssmaaa…
Sustukça…
SIRA SANA GELECEK!

Demokrasi bir ehliyet meselesi, reşit olan insanların yönetim şekli…
Demokrasinin ilerisi…
Bir parmak, bir sandıktan mümkün olan en yüksek oy ile çıkmak…
Kural ve kanunları…
Ve hatta Rabbin sözlerini kendi ihtiyacına göre uyarlayarak…
Milleti uyutmak…
Cebini doldurmak, hak ve hukuk tanımamak…
Filen hak sahibini bin bir türlü oyun ve hesap ile dize getirmekten ibaret…
Bir düzmece, düzenbazlık, ahlaksızlık ve aymazlıktan oluşan…
Kasımpaşa görgüsü, Tophane harmanı bir yönetim şeklidir…
Ve herkes…
Hak ettiği şekilde yönetilir.

*

Dicle Canova…
Pazara iplik taşıma…
İzah etmeye çalışma…
İzah edilemeyecek durumu, mesele yeni kurulan partilere gurup kurdurmama çabası…
Göt korkusu, gözdağı…
Ayağını denk al meselesi!

Tabii ki minareyi çalan…
Kılıf uyduracak…
Sen esasen bak perde arkasında neler oluyor…
Akılları gidiyor!

*

>>> DIKKAT ET borsa tepkisine ve ANLA <<<

*

Şart mıydı, şimdi olması şart mıydı?
Meclis Başkanı ACABA pezevenkten izinsiz tuvalete gidebilir mi?
Parlamentoda…
Neler var neler, ne suç işleyenler…
NEDEN onlara işlem yapılmıyor acaba?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
84. Madde

5. Üyeliğin Düşmesi
(23.7.1995 – 4121 ) İstifa eden, milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesi, istifanın geçerli olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca tespit edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kararlaştırılır.

Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur.

82 nci Maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmekte ısrar eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurul gizli oyla karar verir.

Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilebilir.

Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın resmi gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar.

*

Ya arkadaş sen neden söz ediyorsun…
Bu neyin cav cavı?
ULAN…
Bu ülkede bağımsız yargı var mı?
Sen bir devlet protokolüne baksana; Cumhurbaşkanı – Parlamento Başkanı…
Hiyerarşine!

2018 hali, daha yeni bir uygulama bulamadım!
Allloooo…
Sözde hukukçu it seni!

1 TBMM Başkanı
2 Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
3 TSK Genelkurmay Başkanı
4 Ana Muhalefet Partisi Başkanı
5 Eski cumhurbaşkanları
6 Anayasa Mahkemesi Başkanı
7 Yargıtay Birinci Başkanı
8 Danıştay Başkanı
9 Bakanlar Kurulu üyeleri
10 Türk Silahlı Kuvvetleri kuvvet komutanları
11 Orgeneraller ve oramiraller
12 YÖK Başkanı
13 TBMM Başkanvekilleri
14 TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin genel başkanları
15 TBMM Kâtip Üyeleri ve İdare Amirleri
16 TBMM’de temsil edilen siyasi partilerin genel başkanları
17 TBMM siyasi partiler grup başkanları ve başkanvekilleri
18 TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin genel başkan yardımcıları
19 TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin genel sekreterleri
20 TBMM üyeleri

NOT:
1. Generaller ve amiraller içinde orgeneral/oramiral varsa (görev, izni v.b. maksatla geçici olarak o bölgede bulunma hali dahil) T.B.M.M. üyelerinden önce yer alırlar.
2. Korgeneral/koramiral, tümgeneral/tümamiral, tuğgeneral/tuğamiraller tebrikata bir bütün olarak bölünmeden girerler.
3. Bu liste Devlet protokolüne ilişkin esaslar belirleninceye kadar uygulanır.
4. İlçe, bucak, kasaba ve köylerde tebrikata giriş sırası il’deki sıraya göre saptanır.
HERKESI…
REHIN almış, Uzan’lar yöntemi…
Meclis Başkanı sadece bir kukla, kukla!

Tayyip saati 16:12
Dolar 6,76212

*

Protokolü çok iyi anla…
Bir daha incele, bir kez daha…
Olmazsa…
Ben sana anlatırım bir ara, evet yazmayacaktım…
Korkuyorum demeyelim, çekiniyorum…
Zaten başım belada…
Gerekirse…
Anlatırım casusluk ve santaj yöntemlerini ki ANLA!

Libya’dan ziyaret, Müslüman kalleş Müslüman kalleşi ziyaret ediyor

Ya bana ne onların aralarında kendilerini ayırmalarından…
Yok Müslüman kardeşmiş yok İhvan, bana ne?

Benim için HEPSI ayni köpeğin soyu…
Zorla…
Zorlama ile, hayal peşinde bir bok yiyecek AMA Suriye misali…
Kandır bedeli, nasılsa kendi piçleri ölmüyor…
Çok…
Çok kötüyüm, tahmin bile edemezsiniz ne kadar kötü olduğumu…
Aptal tavuk gibiyim…
Elimden hiçbir şey gelmiyor ve son derece şiddetli ağrılar…
Örgütlenmeli…
Karşı durmalı bu gidişata, bak dolara…
Üretmeden…
Borç ile nereye kadar ya nereye kadar???

450 metre…
450 ki bu senin benim gibi sade vatandaşın ANCAK bilebileceği…
Allah bilir gizlide neler var, ne teknolojiler?
Merak ediyorum acaba kafası çalışıp sarayını yaptırırken bu gibi önlemleri almayı akil edebildi mi?
Ki sanmıyorum, içten içten zaten vardır köstebek(ler)
Ama…
Alenen devletin ki gerçekten devlet sırlarından söz ediyorum, gerçek devlet sırları…
Kasımpaşalıların yedikleri boklardan değil…
Aralarında ve dışarıdan gelenler ile yapılan konuşmalar…
Muhtemelen dünyanın belli başlı merkezlerinde değerlendirmeye girdi bile…
Bakalım neler “düşecek” internete?!?

### >>> !!! ÖNEMLI !!! <<< ###

Bak bu 2015 teknolojisi…
120 metre mesafeden, harfi harfine…
Benim bildiğim bir, iki sene evvelsinin mesafesi 400 – 450 metre kiiiii…
Offf…
Daha neler neler var, akliniz durur…
Bir tarafınız tavana vurur!

oku

Burada anlatılan teknoloji…
Bir çeşidi…
Daha iyisi, daha etkilisi yine laser ile AMA bak…
Sen istediğin kadar sesiz konuş, KIII OSMANLI TAKTIGI…
>>> Su sesi <<<
Ve ya KALIN, yumuşak yalıtım…
Sen nasıl konuşursan konuş sesin ses dalgaları oluşturacaktır…
Hah…
Laser ile bu dalgalar ölçülüyor, çok basit bir şekilde anlatmış olayım…
Daha iyi anlaman için…
Ufacık, ufacık bir taş at suya…
Ne oluyor?
MUTLAKA bir dalga oluşacaktır!

🙂
İnsandan insana fark…
Dünyadan dünyaya fark…
Anlayana.

Tayyipistanda olsun burada Oma’da…
Kimi…
Kabaca ama gerekli tedbirleri alıyorum, alacağım…
Yok bir bok yediğimden değil
İnsanlık hali…
Özelin gizliliği, gizemi!

HoneyPot…
Anlatmışımdır, hackleniyorum dedim geçenlerde…
NEDEN?
Benim alınmada enayi mi yazıyor, farkındayım…
Bilsinler YETER…
HoneyPot…
İzlemek ve izlerken belki yeni bir şeyler öğrenmek(!)

Ne var biliyor musunuz…
Hiç iyi değilim, getiremiyorum iki…
Üç gramı bir araya, sorun burada!

Neee paranoyası be…
Benziyor ille git psikoloğa!

Deliyim…
İnkâr etmiyorum ki!
🙂 🙂 🙂
Okuya okuya kafayı yedim, o başka…
DaDa geldi DaDa…
Gördüm kameradan yapıştım kulaklarına, sağlı solu…
Yana doğru…
Geçirdim dişlerimi kafatasına…
Başladım kemirmeye, ulan sen kaç gündür neredesin diye…
“DaDa acıyor yapma!”

Bana ne, benim değil senin canin acıyor, kolunu soktu araya…
Ya Allah ya bismillah bu sefer başladım yamyamlar gibi diri diri…
Kolunu kemirmeye…
ANAAA…
Burun burunayız ya…
🙂
Küçük hafızımın siyah siyah…
Tel tel bıyıkları çıkmaya başlamış…
Ay çok hoşuma gitti, ısırmaktan vaz geçtim başladım öpmeye…
Vay pezevenk vay ulan sen ne zaman büyüdün böyle?

Dünün karanlıkları bugünlerin gölgeleri. Naziler, öldürülen Yahudiler… Dişlerdeki altınlar, parmaklardaki yüzükler, ziynet ve sanat eserleri – İsviçre Bankaları – AKP ve PEZEVENK

Eizenstat report*

incele

Önder…
“Herkesi eleştiriyor, kızıyor…
Bazen küfür ediyor(!)

NEDEN
Bu çeyrek ne istiyor???

Siyasetin dürüst yapılmasını!”
NOKTA

Sanayi doktorası…
Bademlerin en son “eseri”

Devlet eli ile pırlantaların, elmasların “yontularak değer kazanması!???”

Hadi bu doktora…
Hadi çok kısıtlı ve belirli bir sayıda…
600 küsur kadar cevher…
Hadım etme…
Aç gözlerini, bak, gör dünyadaki örnekleri!

*

Müslüman Kardeşler ve Türkiye: Rakip mi, müttefik mi?

İsrail’in Hamas’ın askeri kanat sorumlusu Ahmed Caberi’yi hedef alan suikastı Orta Doğu’daki fay hatlarını yeniden çatlattı.

Gazze’ye yönelik bombardımanın sona ermesi ve ateşkes ilan edilmesi çabalarına uzanan ellerden biri de bölgede arabuluculuk rolünü Mısır’a kaptıran Türkiye’den geldi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Arap Birliği bakanları ile birlikte Gazze’ye yaptığı ziyaret sırasında bölgedeki insani krizin sona ermesi talebiyle İsrail ve uluslararası toplumu hedef alan sert açıklamalar yaptı.

Türkiye, Hamas idaresindeki Gazze halkına desteğini insani boyuta yerleştirse de, bu desteğin arkasında Müslüman Kardeşler’le kurulan ideolojik bir bağ olabileceği düşüncesi de tartışılır oldu.

Arap coğrafyasını saran isyan dalgası, Müslüman Kardeşler’in yeraltında yürüttüğü faaliyetleri daha görünür siyasi makamlara taşıdı. Hareket Mısır’da, Tunus’ta ve Fas’ta iktidara geldi. İktidara gelemediği ülkelerde ise önemli bir muhalefet odağı.

Yaşar Yakış: İdeolojik demek tek taraflı bir yaklaşım
Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’in uzantısı olarak görülen Hamas’a desteği de, ‘ideolojik çıkar’ tartışmalarını alevlendirdi.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002 seçimlerinden sonra kurduğu ilk kabinede Dışişleri Bakanı olan Yaşar Yakış’a göre, „laik bir ülke olarak Türkiye’nin din temelli ideolojik bir taraf“ olduğunu öne sürmek „tek yanlı“ bir yaklaşım.

Türkiye’nin Gazze halkına desteğinin, Hamas’ın Müslüman Kardeşler’in uzantısı olmasıyla ilişkilendirilmemesi gerektiğini savunan Yakış, “Gazze’deki halk El Fetih tarafından yönetiliyor olsaydı aynı sempatik yaklaşım yine gösterilirdi” diyor.

Mısır’ın yeni lideri Muhammed Mursi, ateşkes sağlanmasında büyük rol oynadı.

Mısır’da da Hüsnü Mübarek’in devrilmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı’na Müslüman Kardeşler’in önde gelen isimlerinden Muhammed Mursi seçildi.

Halk ayaklanmalarıyla değişen coğrafyada doğan „ılımlı İslam modeli“, AKP iktidarındaki Türkiye ile de ilişkilendirilmişti.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Ergin Yıldızoğlu’na göre AKP’nin siyasi tutumu, Müslüman Kardeşler’in yöntemi ve dünya görüşüyle benzerlik taşıyor.

Türkiye’nin Hamas’la kurduğu ilişkiyle „bölgedeki Sünni siyasi yapı üzerinde nüfuz oluşturma“ çabaları olabileceğini belirten Yıldızoğlu, „Sünni Müslümanlık üzerinden gelen bir damar var. Bu özellikle Hamas’la ilişkilerde hızlandıran bir rol oynuyor“ yorumunu yapıyor.

‚İslam dünyasında prestij kazandı‘
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 2009 yılında Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e çıkışı ve Gazze ablukasını delmek için yola çıkan Mavi Marmara filosunun İsrail askerlerinin saldırısına uğraması Türkiye’nin Filistin’e yönelik zaten güçlü olan desteğini pekiştirdi.

Radikal gazetesi Dış Haberler Şefi Fehim Taştekin, Türkiye’nin „Filistin meselesini sahiplenen bir söylem izlemesinin İslam dünyasında büyük bir prestij getirdiği“ görüşünde.

Erdoğan’ın Peres’e çıkışı ile birlikte İslam coğrafyasında Türkiye bayrakları dalgalanmaya başlamış, Erdoğan posterleri sokakları süslemişti.

Ama Taştekin’e göre, „Türkiye’nin söylemden öteye geçememesi“ kredinin tükenmesine yol açabilir:

„Erdoğan’ın Hamas’a daha yakın durması belki direnişi bugün için temsil eden cephenin Abbas ya da El Fetih değil, Hamas ve müttefiki olmasıdır.“

„Filistin mücadelesinde tüm kredisini tüketmiş olan Abbas’ı bayraklaştırmak Türkiye’ye Hamas’ı desteklediğinden daha fazlasını kazandırmaz.“

‚Laiklik Müslüman Kardeşler için bir sorun‘
Müslüman Kardeşler, 1928 yılında „sömürgeciliğin tahrif ettiği“ kültürü, ‚İslam kimliğini‘, yine din aracılığıyla yeniden inşa etme amacı güden Hasan el Benna tarafından kuruldu.

Çıkış noktası İslam temelli olan örgüt kimine göre radikal, kimine göre de ılımlı bir çizgi izledi.

„Türkiye, kendisi bölgede güç yansıtmak ve bir anlamda Yeni Osmanlı projesi üzerinden bölgede bir yumuşak hegemon olma arzusundaydı.“

Ergin Yıldızoğlu

Örgüt içinde farklı söylemler olsa da, Eski Dışişleri Bakanı Yakış’a göre ‘laiklik’ Müslüman Kardeşler için her zaman bir sorun teşkil etti.

Dolayısıyla Türkiye’nin Müslüman Kardeşler çizgisinde gittiği iddiaları da laiklik olgusuna takıldı.

1990’larda Türkiye’nin Kahire Büyükelçiliği görevini de yürütmüş olan Yaşar Yakış, 1924 yılında halifeliğin kaldırılmasıyla „Müslüman âleminin dağınık bir duruma düştüğünü, Müslüman Kardeşlerin de Türkiye’de halifeliğin kaldırılmasıyla doğan boşluğu doldurmak için başlatılan bir hareket olduğunu“ söylüyor.

Müslüman Kardeşler idaresindeki Mısır ile Türkiye arasında ‘arabuluculuk’ rolü üzerinden bir rekâbet olduğuna da değinen Yakış, “Anadolu ve Mısır iki ayrı güç odağıdır. Bunlar rekâbet eder. Şimdi o rekâbeti daha medeni biçime, işbirliği haline sokmuş durumdayız” diyor.

‚Arabulucu adresi Ankara değil‘
Türkiye’nin İsrail’e yönelik çıkışları, bölgede arabulucu arayışında Ankara’nın adres olarak gösterilmesini de zorlaştırıyor.

Zira, Yakış’ın atıfta bulunduğu rekâbet Müslüman Kardeşler’in gücünün artmasıyla dengelerin de değişmesine neden oluyor.

Ergin Yıldızoğlu, Müslüman Kardeşler’in güçlenmesiyle Türkiye’nin durumunun daha sorunlu olduğu görüşünde:

gaza
İsrail bir hafta boyunca Gazze’yi bombaladı.

Yıldızoğlu’na göre Müslüman Kardeşler yükseldikçe Türkiye’nin bölgedeki liderlik iddiaları da zayıfladı.

„Türkiye kendisi, bölgede güç yansıtmak ve bir anlamda Yeni Osmanlı projesi üzerinden bölgede bir ‚yumuşak hegemon‘ olma arzusundaydı.“

Türkiye’nin ‘Arap olmadığı’ gerekçesiyle Müslüman Kardeşler ile arasına mesafe koyması gerektiğini savunan Yıldızoğlu, “Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’le aynı şemsiye altında anılması demek, Mısır hegemonyasını kabul etmesi demek” yorumunu yapıyor.

Yeniden şekillenen Orta Doğu denkleminde Müslüman Kardeşler’in cemaat anlayışının yanı sıra, bölgedeki ulus devletlerde siyasi kimlikleriyle de öne çıkması uzmanlara göre kaçınılmaz bir durumdu.

Strateji yeterince derin değil mi?
Yarım yüzyıla yakın bir süredir sandık başına gitmeyen Orta Doğu’da seçimle başa gelen Müslüman Kardeşlerin son Gazze krizinde izlediği politika da siyasi çizgilerinin şekillendiğini gösteriyor.

Fehim Taştekin bu durumu şu sözlerle özetliyor: “Yeni bir Müslüman Kardeşler kuşağından, Batı’nın çıkarlarını tehdit etmeyen, İsrail’in güvenliğini garanti eden bir model çıkarmak istedikleri aşikâr.”

Türkiye’nin son Gazze çıkışında arabuluculuğa adres olmadığı kanısı hakim olsa da aslında bu zayıflığın tarihi gerekçeleri olduğu da öne sürülen görüşlerden.

Ergin Yıldızoğlu’na göre, Türkiye Arap dünyasının parçası olmadığı için‘ böyle bir role soyunması da sonuç vermiyor:

“Müslüman olmak Türkiye’yi Arap dünyasının parçası yapmıyor. Osmanlı gerçeği olarak, Araplar bölgenin sömürgecisi, hegemon imparatoru altında yaşadı. Bu hafızalarda hâlâ taze…”

Bu sav, Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından „Stratejik Derinlik“ olarak adlandırılan ve Osmanlı tarihini, Türkiye’nin coğrafi konumuyla harmanlayıp yaşama geçirdiği dış politikasının zayıf halkalarından birinin de bizzat Osmanlı tarihine ilişkin bölgesel algılamalar mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor.

>>> Devam edecek <<<

Almanya 11:38 dolar 6,7620
BEYNINIZI…
Sikeyim!

* Stuart Elliott „Stu“ Eizenstat (born January 15, 1943) is an American diplomat and attorney. He served as the United States Ambassador to the European Union from 1993 to 1996 and as the United States Deputy Secretary of the Treasury from 1999 to 2001. For many years, and currently (as of 2018) he has served as a partner and Senior Counsel at the Washington, D.C.-based law firm Covington & Burling and as a senior strategist at APCO Worldwide.

Der Eizenstat-Bericht
Die Bemühungen der USA und der Alliierten, Gold und andere Guthaben, die Deutschland während des Zweiten Weltkrieges stahl oder verschwinden ließ, wiederzufinden und rückzuerstatten (Wortlaut der Einführung)
Der von Präsident Clinton in Auftrag gegebene Untersuchungsbericht über den Verbleib des sogenannten Raubgoldes, also des Goldes, das Deutschland in den im Zweiten Weltkrieg eroberten Staaten beschlagnahmte, wurde am 7. Mai in Washington veröffentlicht. Insbesondere das Vorwort des insgesamt 200seitigen „Eizenstat“-Berichts (benannt nach dem Staatssekretär im Handelsministerium Stuart E. Eizenstat) führte zu heftigen Reaktionen seitens der Schweizer Regierung, die sich gegen den Vorwurf zur Wehr setzte, die Schweiz sei der „Bankier der Nazis“ gewesen und habe dadurch den Krieg verlängert. Im folgenden drucken wir eine ungekürzte übersetzte Version der „Einleitung“ (ohne die „Zusammenfassung“) im Wortlaut ab.

Müslüman Kardeşler ve AKP: Benzerlikler ve ayrılıklar

Mısır’da kısa ömürlü demokrasi deneyimi, ordunun Müslüman Kardeşler iktidarını devirmesiyle filizlenemeden darbe aldı.
Müslüman Kardeşler yönetiminin kendi yandaşlarının dışındakilerin taleplerini dikkate almadığı gerekçesiyle ayaklanan halk orduyu çağırdı ve Muhammed Mursi’nin yerine, 2012’de adı seçmen pusulasında bile geçmeyen Anayasa Mahkemesi Başkanı Adli Mansur getirildi.
Mısır’daki bu değişime, birçok Batılı ülke ‚darbe‘ demekten kaçınırken, en sert tepki geçen yıl Mısır ziyaretinde coşkuyla karşılanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi.
Siyasal İslam’ın bundan sonraki seyrine ilişkin farklı tahminlerin bulunduğu bu dönemde, Erdoğan’ın Mursi’ye destek çıkmasının arkasında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ‚ılımlı İslam‘ modeliyle, Müslüman Kardeşler’in siyasi kanadı Özgürlük ve Adalet Partisi’nin benzerlikleri ve farklılıkları da yeniden tartışılmaya başlandı.
Müslüman Kardeşler’i yakından inceleyen akademisyenlerden Sosyal Antropolog Prof. Dr. Tayfun Atay’a göre, daha radikal bir İslam hareket olarak doğan ve Batı karşıtı çizgi izleyen Müslüman Kardeşler, 2011 devrimi sonrası izleyeceği yol için ‚model olarak AK Parti’yi gördü‘.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kökleri Necmettin Erbakan’ın Milli Görüş hareketine dayanıyor.
Milli Görüş hesaplaşması
Türkiye’de 1960’ların sonlarında şekillenmeye başlayan İslami temelde siyasal arayış, 1980’lerden sonra gündeme geldi.
Atay bu süreci, „Milli Nizam, Milli Selamet hareketiyle karşımıza çıkan Necmettin Erbakan anlayışının bir alternatif olarak şekillenmesi 1980 sonrası süreçte, Refah Partisi’yle birlikte oldu“ sözleriyle açıklıyor.
Atay’ın 1970’lerde „marjinal bir noktada“ bulunduğunu ifade ettiği Milli Selamet, Refah Partisi’yle, laik devlet tarafından ‚ciddiye alınan ama kaygıyla bakılan‘ bir siyasi partiye dönüştü.
Siyasal İslam açısından, 20’inci yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan Müslüman Kardeşler ise „yalnızca Mısır için değil, Sünni İslam dünyası açısından da başlangıç noktası teşkil ederken“ Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi, 2000’li yıllarla birlikte „Erbakan’ın Milli Görüş çizgisini de aşan yeni bir anlayışla“ ortaya çıkıyor.
Kimi gözlemcilere göre, partinin “devletçi, Batı karşıtı“ Milli Görüş hareketinin 28 Şubat deneyiminden öğrenerek yaptığı özeleştiriyle sağladığı dönüşüm hem ülke içinde hem de uluslararası düzeyde meşruiyet kazanmasını sağlayan anlayışı da şekillendirdi.
Milli Görüş hesaplaşmasını tamamladıktan sonra „kapitalizm“ anlayışı kabullenen ve dış yatırımlara açık, yabancı yatırımcıyı, uluslararası sermayeyi teşvik edici bir seyir izleyen Adalet ve Kalkınma Partisi için Atay, şu yorumu yapıyor: „AK Parti, kapitalizm yanlısı hareketliliği, dinamikliliği çok daha fazla olan bir harekettir… Bu anlamda küresel kapitalizm içerisinde İslami coğrafyada Müslüman halkların, toplumların küresel kapitalizme intibakı açısından çok önemli bir katkı yapmış işlevsel bir harekettir.“

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2001 ekonomik krizi sonrası IMF’nin talep ettiği ‚yapısal değişiklikleri‘ yaşama geçirmesi, NATO ve Avrupa Birliği konularında Milli Görüş lideri Erbakan’dan tamamen farklı bir strateji izlemesi, partiyi Batı için de 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında İslam dünyasına ulaşmak için ideal bir ortak haline getirdi.
Mısır’daki ‚toplumsal yapı ve içinde bulunduğu ekonomik durumun AK Parti benzeri bir örneği Mısır’da mümkün kılmadığını‘ ifade eden Atay, partinin ılımlı tavrını ‚kapitalizmle‘ olan ilişkisi çerçevesinde anlatıyor.
‚AKP Orta Doğu’da öncü haline geldi‘
Hasan El Benna ile doğan Müslüman Kardeşler radikal ve Batı karşıtı iken Adalet ve Kalkınma Partisi radikal İslam’dan uzaklaşıp yabancı yatırıma kapılarını açan bir yönetim izledi.
Tayfun Atay, AKP ve Müslüman Kardeşler farkını bu anlayıştan yola çıkarak özetliyor: „AK Parti böylesi radikal siyasal İslam’dan uzaklaşmış, daha çok kültürel temelde, toplumda dindarlığın daha vurgulu yaşanmasını isteyen ama hem iktisadi olarak hem de siyasi çizgi olarak Batı karşıtlığından, antikapitalist vurgulardan uzaklaşmış bir liberal kapitalist İslamcılıktır.“
Atay’a göre „AK Parti’yi Orta Doğu coğrafyasında ‚öncü konuma‘ getiren bu İslamcılık anlayışı“ oldu .
Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, ‚kapitalizmle ivme kazanan ılımlı İslam modeli‘, radikal köklerine sadık kalan Müslüman Kardeşler’in siyasi İslam çerçevesine sığmamış görünüyor.
Deneyim faktörü
Partinin 2002 seçimlerinden sonra kurduğu ilk kabinede Dışişleri Bakanı olan Yaşar Yakış’a göre, bunun nedenlerinden biri de Müslüman Kardeşler’in deneyim eksikliği.
Yakış, siyasal İslam modelinin Türkiye’de daha iyi yürümesinin sebebinin „Türkiye’nin demokraside Mısır’dan daha deneyimli olmasından kaynaklandığını söylüyor.
Müslüman Kardeşler ve AK Parti’nin tamamen farklı siyasal geçmişleri var.Suat Kınıklıoğlu
„Türkiye’de iktidara gelen AK Parti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul gibi bir megapolün belediye başkanlığını yapmış, yönetim deneyimi olan birisiydi… Partiyi oluşturan öteki kadrolar da geçmişte önemli siyasi partilerde görev yapmış insanlardı… Dolayısıyla böyle bir ekibin uygulayacağı bir politika ile henüz deneyimi olmayan bir ekibin yürüteceği politikalar arasında farklar olması doğaldır.“
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluş aşamasında da önemli rol oynamış olan, eski milletvekili Suat Kınıklıoğlu ise, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Müslüman Kardeşler arasında bir benzerlik ve paralellik kurulmasının doğru olmadığı görüşünde.
„Tamamen farklı siyasal geçmiş var. Mısır diktatörlükten yeni çıkmış, ilk seçimi yapmış. Türkiye 1950’lerden bu yana demokratik gelenek oluşturmuş. Bu paralellik tartışmalarını aşırı görüyorum.“
Çoğunlukçuluk mu, çoğulculuk mu?
Adalet ve Kalkınma Partisi ile Müslüman Kardeşler’le ilgili tartışmalarda son dönemde sıkça dile getirilen savlardan biri de, her iki partinin seçmenin yarısının desteğini aldıkları dolayısıyla da ‚yönetme yetkilerinin sorgulanamayacağı‘ yönünde.
Bu da kimilerine göre kendi yönetim anlayışlarını uygulayabilecekleri anlamına gelirken, kimine de göre de diğer yarının frenini dikkate alması gerekliliğini hatırlatıyor.
Bu tartışma da, siyasal İslam’ın „çoğunlukçu mu yoksa çoğulcu mu“ olduğu tartışmasını doğurdu.
Eski AKP milletvekili Suat Kınıklıoğlu da, Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerde bu tartışmanın daha çok dile getirileceği görüşünde.
„Bir demokrasinin yalnızca seçim kazanmaktan ibaret olmadığının algılanması önemli“ tespitinde bulunan Kınıklıoğlu şu yorumu yapıyor:
„Siyasal İslam geleneğinden gelen hareketlerin çoğulculuk boyutunu daha iyi anlamasında ve çoğulculuğun bir demokrasinin olmazsa olmazı olduğu ve bu kültürü de pekiştiren bir boyutu olduğunun daha iyi anlaşılacağı bir döneme gireceğimizi umuyorum.“
Gezi Parkı eylemleri ve Müslüman Kardeşler karşıtı halk ayaklanmalarındaki ortak söylem „diğer yarının sesinin, şikâyetlerinin duyulmadığı“ yönündeydi.

Prof. Atay, halkın memnuniyetsizliği nedeniyle askeri vesayete teslim edilen Mısır’la, vesayetten yıllar önce teslim alınan Türkiye arasındaki bu benzerliğe dikkat çekiyor:
„Ak Parti ile birlikte 2007 Nisan’ından (TSK’nin cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde siyasete müdahalesi) sonra ortaya çıkan artık tamamen arkası kesilmiş olan önü kapanmış askeri vesayet rejiminin yerine karşımıza çıkan demokrasi deneyiminin ne yazık ki AK Parti tarafından çoğulcu ve katılımcı bir kulvarda işletilmek yerine çoğunlukçu bir kulvarda işletildiğini görüyoruz … Çoğunluğun istediklerini yapmak sizi demokrat, rejiminizi de demokrasi yapmaz.“
Gezi Parkı eylemleri sırasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, „Demokrasi sadece sandık değildir“ diyerek Başbakan Erdoğan’ın sert ifadelerini yumuşatmıştı.
Eski Dışişleri Bakanı Yakış, Çankaya Köşkü’ne geçmeden önce AKP’nin ikinci adamı olarak tanımladığı Abdullah Gül’ün bu mesajının, „çoğunlukçuluk“ tartışmasına bakışı yansıttığını dile getiriyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının ‚hayat tarzlarına müdahale‘ ve ‚baskıcı‘ olarak nitelendirilen politikaları „Türkiye’nin İslamlaştığı“ endişelerine neden olmuştu. Fakat, Yaşar Yakış, bu endişelerin „gerçeklikten çok, yanlış bir algıyı yansıttığı“ görüşünde.
Siyasal İslam’ın bundan sonra alacağı şekil, yaşayacağı dönüşüm veya Müslüman Kardeşlerin faaliyetlerine yine „yeraltında mı devam edip etmeyeceği“ bilinmiyor. Ancak askeri darbe Mısır’ı sadece demokrasiden değil Türkiye’den de uzaklaştırıyor.

>>> Devam edecek… <<<

*

Evet…
Aynen öyle!

Ağzımı, yüzümü …cekler!

Yazsam, yazabilsem tüm “bildiklerimi” tahmin ettiklerimi…

Bilmiyorum, en iyisi aslında susmak…
Bakma…
Ölmüş eşek itten, köpekten, çakaldan korkmaz.

Bak…
Bunu anlaman, BILMEN çok önemli…
Ne geçmişte…
Günümüzde…
Ne gelecekte KIMSE öyle kolay kolay bir şeyler kurup büyütemez…
Eğer ardında ulvi bir gerekçe VEYA büyük para yoksa…
Yani bir nevi güç…
Zaman ile başarılı oluyorsa eğer kimilerinin dikkatini çeker…
Ve bu birileri…
Ama kaba kuvvet ama para ama yârdim, şantaj şeklinde hakimiyet kurar…
Kurmaya çalışır O oluşum üzerinde.

Buraya kadar sorun yok, olmaz…
Eğer…
O zümre O ulvi amaçları satmazsa…
Yine saydığım, saymış olduğum gerekçeler ile.

Ve PKK dahil bunların HEPSI bir şekilde birilerinin kucağında oturuyor!
NOKTA

Suriye…
Libya vesaire HEP bir şekilde birilerinin VEKALET savaşıdır ona göre…
YEDIRMEZLER ne turisti ne Akdeniz’i…
Osmanlı…
Ve torunları Kıbrıs ile Akdeniz’i kaybetti.

Yani sen istediğin kadar onu bunu destekle…
Haybeye…
BAK NordStream 2…
Yedirirler mi?