Ya hangi birini anlatayım size, hangi bir yalanlarını göz önüne sereyim?

Resmî gazete…
Ve yine resmî sitesinden bir doküman…
Adnan Menderes…
Tabii o günün Türkçesi, yani lügatin geniş olacak, kelime dağarcığın…
Ki…
Orijinal yazılanı anlayasın.

Adnan Menderes > hak ettiği için asıldı <
YEMINIYIM…
Yanlış çeyreğe çattı bademler…
Bir nebze nefes alabildiğim sürece karşınızda olacağım…
Yalanlarınızı bir bir gün yüzüne çıkaracağım!

“Günümüz Türkçesi ile” oku Sayın Çölaşan’i…
Sonra incele belgeyi…
VE ANLA!

>>> Bu belgede girecek Cumhuriyet Tarihi Kronolojisine, ki gelecek nesiler gerçekleri bile <<<

Osmanlıcadan önce, Farsça…
Sen insanlara Türkçe öğret, Türkçe!

27 Mayıs ve idam sömürüsü
28 Mayıs 2019

Sevgili okurlarım, dün 27 Mayıs 1960 darbesinin (ya da ihtilalinin) yıldönümü idi. 27 Mayıs, öncesi ve sonrasıyla ilginç bir süreçtir. Darbe, yüzbaşılar dahil 38 Milli Birlik Komitesi üyesi tarafından yapılmıştı. Sonra öyle bir düzen oluştu ki, Komite üyesi olmayan generaller, Komite üyesi olan yüzbaşılara selam durmak zorunda kaldı!
1950 yılında iktidara gelen Adnan Menderes 10 yıllık iktidarında giderek yoldan çıkmaya başlamıştı. “Listeme odunu koysam seçtiririm” diyor, “Ben bu orduyu yedek subaylarla da idare ederim” diyor, üniversite hocalarından “Kara cüppeliler” diye söz ediyor, “Vatan cephesi” kurup insanları birbirine düşürüyordu.
★★★
Dedem, (annemin babası) Refik Şevket İnce ilk Meclis’te milletvekili, 1921 yılında Atatürk’ün Adalet Bakanı, 1950 yılında ise ilk Menderes hükümetinde Milli Savunma ve sonra Devlet Bakanı. Komitacı Celal Bayar’ın Milli Mücadele cephelerinden yakın arkadaşı.
1955 yılında vefat eden dedem, gidişin kötü olduğunu, sonunun iyi gelmeyeceğini ilk gören ve bu konuda Menderes’i mektupla uyaran kişi. 1 ağustos 1952 tarihli mektubunu özetliyorum:
“Muhterem Adnan Menderes Bey, görüyorum ki sizin gibi düşünmeyenlerin fikir açıklamalarına bile tahammül edemiyor ve bunu uluorta her yerde gösteriyorsunuz.
Muhterem Adnan Bey, size eski bir arkadaş diliyle hitap ediyorum.
Bugün çok kuvvetlisiniz. Sakın ona güvenerek icraatınızda keyfiliğe, baskıya ve hele intikam almaya kalkmayınız. Zira bunlar büyüklükle yan yana gelmez.
İktidarların yolunu sapıtınca uğrayacağı akıbet (başına gelecekler) sizce de malûmdur.
(Menderes gerekirse bin kişiyi partiden kovacağını söylemişti.) Diktatörlüğü kökünden sökmeyi görev bilen, diktatörleri asla sevmeyen Demokrat Parti Başkanı nasıl olur da böyle bir hareketi uygun bulabilir?
Buna da kızarak tekrar mutadınız olan (her zaman yaptığınız gibi) küfürleri savurmaya başlarsanız, Adnan Bey’i yeni yüzüyle gördüğüm için derin bir hayal kırıklığına uğrarım.
Bu sözlerimde asla bir tehdit yoktur. Fakat sizi bu memleket hesabına lâzım gördüğüm için bir uyarı vardır…”
Dedemin endişeleri bu mektuptan sekiz yıl sonra gerçekleşti ve sapıtan Demokrat Parti iktidarı 27 Mayıs darbesiyle son buldu.
★★★
Sapıtıp şımaranların başında ne yazık ki Adnan Menderes geliyordu. Ruh sağlığı iyice bozulmuştu, teselliyi burada sözünü etmek istemediğim başka yerlerde ve evlerde arıyordu.
Diktatörlüğe soyunmuştu.
Örneğin kendisine oy vermeyen ve her seçimde muhalif Osman Bölükbaşı’nı seçip Meclis’e gönderen Kırşehir ilini yasa çıkarıp ilçe yapmıştı!
★★★
Menderes ilginç bir adamdı, çapkınlık yapardı. Alkol kullanır, yobazlığa karşı çıkardı.
Ancak giderek diktatörleşip hukuk dışına çıkıyordu.
Onu en çok kızdıran, muhalif gazetecilerdi!
Bazı hakimler gazetecilere hapis cezaları yağdırırdı. Ancak Menderes açısından bu da yetmiyordu.
Günün birinde ne yazık ki kendi sonunu hazırlayan bir kanunu Meclis’ten geçirdi.
Meclis’te, üyeleri Demokrat Partili milletvekillerinden oluşan bir Tahkikat Komisyonu kurdu.
Olacak şey değildi.
Tutuklama dahil yargının temel yetkilerini kendi milletvekillerine devrediyordu.
İşte size 28 Nisan 1960 tarihli, darbeden tam bir ay önce Resmi Gazetede yayınlanan bu kanunun geniş bir özeti:
★★★
“TBMM Tahkikat Komisyonları, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Askeri Muhakeme Usulü Kanunu, Basın Kanunu ile diğer kanunlarda Cumhuriyet savcısına, sulh ceza hakimine ve askeri adli amirlere tanınmış olan tüm hak ve yetkilere sahiptir. (Tutuklama ve hapis cezası verebilir.)
Komisyonlar tahkikatın selametle yürütülmesi amacıyla her türlü yayının (gazete ve dergilerin) basım ve dağıtımının yasaklanmasına, yayının toplatılmasına, yayınlanmasının durdurulmasına veya matbaanın kapatılmasına, her türlü belge ve eşyaya el konulmasına, siyasi nitelikte olan toplantı, hareket, gösteri ve benzer faaliyetler hakkında tedbir ve karar almaya ve hükümetin bütün vasıtalarından yararlanmaya dahi yetkilidir.”
★★★
Sonra cezalar geliyor:
“Bu kararlara muhalefet edenler bir yıldan üç yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu kararların yerine getirilmesi ve infazında ihmali veya suiistimali (kötüye kullanımı) görülen görevliler altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Tahkikatlar gizlidir…
Bu kanun yayın tarihinde yürürlüğe girer. 28 nisan 1960.”
Kanuna bakın siz!..
Yargının yetkileri yasamaya, yani iktidar milletvekillerine devredilmiş ve anayasa açıkça çiğnenmişti.
Demokrat Parti milletvekillerinden oluşan siyasi bir komisyon, muhalif yayınlar, onları çıkaranlar ve toplantı yapanlar için her türlü kararı alacak ve gerekirse tutuklayacaktı.
Komisyon kuruldu, başkan ve üyeleri seçildi. Ama gelin görün ki uygulama tam başlamak üzere iken 27 Mayıs 1960 darbesi oldu.
★★★
Demokrat Parti’nin bütün milletvekilleri ile önde gelen kadroları için Yassıada’da yargılama görevi yapacak olan Yüksek Adalet Divanı kuruldu.
O mahkeme de en kısa zamanda sapıttı!
Bebek davası, köpek davası, külot davası gibi saçma sapan işlerle uğraştı…
Ve son olarak Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu hakkında verilen üç idam kararı infaz edildi.
Menderes ve Polatkan duruşmalar sırasında zaten çökmüştü.
Zorlu ise mert adamdı, son dakikaya kadar kendini aslanlar gibi savundu, idam sehpasına bile en ufak bir ödün vermeden gitti.
★★★
Keşke darbe olmasa, keşke asılmasalardı.
Ancak çeşitli cezalara mahkûm edilenlerin başını asıl yakan işte bu Tahkikat Komisyonu Kanunu idi.
Anayasayı ihlâlden (çiğnemekten) suçlu bulundular.
O dönemde anayasayı ihlâlin cezası idamdı.
★★★
Şimdi yıllardır 27 Mayıs ve idamlar sömürüsü yapılıyor, Türk Milleti bin bir yalanla kandırılmaya kalkışılıyor.
O dönemde muhalefet lideri olan İsmet İnönü, Komite’den idamların yapılmasını istemiş!
Kocaman bir yalandır ve gerçek bunun tam tersidir.
İnönü, Devlet Başkanı Cemal Gürsel’e yazdığı mektupta idamların mutlaka önlenmesini istemiştir.
Adeta sonraki yılları görmüş, aksi takdirde bu olayın gelecekte sömürü düzenine alet edileceğini söylemişti.
Ancak o dönemde Gürsel’in de sözü tam geçmiyordu. Ordu içinde çeşitli gruplar idamların hemen yerine getirilmesi için baskı yapıyor, hatta tehdit ediyordu.
Size çok kısaca, ülkemizin çok önemli ve ilginç bir döneminden söz etmeye çalıştım.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/emin-colasan/27-mayis-ve-idam-somurusu-4951075/

Yetişemiyorum, af edin. İnanın denedim…
Z Kuşağı ama anlatacaklarım, yazmam gerekenler o kadar çok ki!

Ve yine bir önceki yazı, Israil, Avusturya…
İnşallah, maşallah…
Bilmiyorum yani!!!

Resmi gazete, resmi belge!

Not:
Her şey gibi bunu da arşivledim, silmenin faydası yok yani!

El âlem bizler değil ki

Oku önce İzmirlimi, sonra…
İstersen beni. Ve Avusturyalı ve Israil’i…
Veee biz (…)

Belediye borçları
28 Mayıs 2019

Aklı başında bir toplumda “devletin malı deniz, yemeyen domuz” diye bir atasözü olabilir mi?
Bu yağma zihniyetinin tavsiye mahiyetinde nesilden nesile aktarıldığı bir memlekette, belediyelerin soyulup soğana çevrilmiş olması şaşırtıcı mıdır?

“Borç yiğidin kamçısıdır” lafını atasözü olarak benimsemiş bir kültürde, borçlanmanın yüceltildiği, teşvik edildiği, borç alanın adeta kahramanlaştırıldığı, yiğitleştirildiği bir değerler sisteminde, belediyelerimizin gırtlağına kadar borca batmış olması tuhaf mıdır?

Bakın, Mansur Yavaş açıkladı, önceki dönemde 1 milyar liraya bitirilen ihale, sadece 188 milyon liraya tamamlanmış, tek kalemde 812 milyon lira… “Deveyi havuduyla yutmak” Japon atasözü müdür?

İstanbul belediyesinden tarikatlara dinci vakıflara aktarılan yüzmilyonlarca lira mesela… “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” değil de nedir?

Neymiş efendim, bir kişinin üç tane makam otomobili varmış filan…
Yılışık yılışık sırıtarak “bal tutan parmağını yalar” diyen Alman duydunuz mu siz hiç?

Üzümünü ye, bağını sorma
Beleş atın dişine bakılmaz
Bedava sirke baldan tatlıdır
Sokaklardaki avanta iftar sofralarına oturup, o sofralara aslında kaç para harcandığını merak eden oluyor mu?
Alt tarafı bi tas çorbayla, iki kap yemek için kimlerin şirketlerine, ne kadar ödeniyor, gerçekten o miktarlarda paraya mı maloluyor?
Üzümünü yeyip, bağını soran var mı?

Bana sorarsanız…
Türkiye’deki bütün finansal krizlerin temelinde yatan sıkıntı budur.

Belediye başkanlarının değişmesi yetmez…
Sayın ahalimizin zihniyetinin değişmesi gerekiyor.

Çünkü, tasarruf tedbirleri elbette çok önemli ama…
“Devletin malı deniz”den daha büyük israf var mı?

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/belediye-borclari-4951453/

Bana cimri derler, acıtır içimi bu sözler…
Ve israf…
Ve tıksırıncaya kadar yemek…
Ve bir başkasının malına, karısına göz koymak…
Sulanmak…
TÜM HAK DINLERI…
Men eder bunlardan bizi…
Eyyy bilmeyenler!


+

Devam edecek…

Sonunda buldum galiba, Allah inandırsın o kadar çok ki o kadar çok hastane, kontrol

2013, DKD…
Yazılı, yani görsel yine yok ama yazılı akciğerlerimin durumu tarif ediliyor. Dijitalleşmenin nimetleri!
😊
>>> !!! ### GENEL ve çok önemli bir bilgi ### !!! <<<

Belki sordunuz kendinize…
Bu çeyreğin PDF takıntısını…
Bugün…
Ayni moda gibi bugün iyi olan, güzel olan yarina piyasada olmayabilir…
Veya…
10 sene 20 sene sonra. Bu yüzden standartlar…
Acrobat…
PDF…
“Garantili” 15 – 20 sene sonra bile bu yazılım bir şekilde piyasada…
Bu yüzden önemli dokümanların PDF şeklide kayıt edilmesi!

Neden simdi buldum da öncesi değil?
TeraByte’lerce bilgi VE kendime önem vermiyorum ki…
Çok şiddetli ağrılar, sırtım, tam akciğerlerin uç noktası, sol tarafta. Mecbur kaldım bakmaya, yoksa kimin umurunda?

“Ülkemizin, milletimizin güvenliğine, helal getirmeyecek bir sistem kurgulamaya çalıştık”

Mektepli alaylı çatışması…
Bir Osmanlı geleneği…
Kurama hâkim olamayan, bilmeyen asla pratikte istenilen, beklenilen, mümkün olan sonuca ulaşamaz!

NOKTA

Okumadım…
Alaylıyım yani…
AMA…
Kuramın önemini ta çocuk yaştan beri bildiğim için DAIMA kuramın peşinden koştum, öğrenmeye, özümsemeye çalıştım. Bu beni ben…
Kardeşimi de kendisi etti. Öyle güzel bir haber geldi ki geçen hafta ondan, gurur duydum onunla…
Çalıştığı bankada…
En üst mertebede bulunanlardan tebrik edildi…
Yani…
O da benim yolumda, yönetim kurulu ile iş birliği içinde. Tabii bunun maaşına da bir yansıması olacak mutlaka. Velilerim eğitimini bana bırakmışlardı…
O da benim gibi üniversiteye gitmedi ama >>> sürekli <<< kendini eğiti…
Bilmem ne demek istediğimi anladın mi?

Doldurun alaylıları oraya buraya…
Ülkenin “yönetimine” getirdikleriniz gibi…
Bir yere geldiler ya…
Beyin durdu, öğrenme azmi, bildikleri veya bildiklerini sandıkları ile “yönetmeye” çalışıyorlar…
“Yönettiklerini” sandıklarını.

Ülkenin durumu meydanda!

Demiştim kokusu çıkar, sosyal medyaya düşmüştü haber çok öncesi…
Tabii yârim yamalak bilgi ile dedikodu kalitesinde…
Merkez Bankasından, bankalara ZORUNLU döviz mevduatı…
4,2 milyar “tasarruf” beklenmekte, yani dolaylı yoldan hazineye mi girer birilerinin cebine mi bilmiyorum ama ZORLA…
Höt, zöt diyerek idare ediyorlar memleketi…
Ger çelik halatı, ger…
Kolum kalınlığında, belki bacaklar çapında…
Ger, zorla…
Kopacak eninde sonunda!

Hangi zibidi…
Hangi bilim insani…
Karşı gelebilmiş tabiat kanunlarına?

Şevket Süreyya Aydemir – İkinci Adam İsmet İnönü Cilt 1-3

https://yadi.sk/i/1-5Bgz_i3QWsFA

https://yadi.sk/i/jrxb84RA3QWsks

https://yadi.sk/i/agO5ctnl3QWseR

Neler oldu bugün neler, dünya kaynar bizler bir haber. Yarına Israil hele Viyana öyle bir ders ki anlayana! Kısmetse yarına

Z Kuşağı, bitiremezsem üzülürüm. Yarına imkânsız, çarşamba yoldayım (git gel 400 Km, hanim tren ile veya evlat ile diyor. OLMAZ, ben götüreceğim, görmem lazım neyin nesi), perşembe çocuklar evde, Oma çitler, beyaz mı kalacak yoksa siyaha mı çevireceğim, temizlensin hele ondan sonra karar vereceğim. Neden siyah, kızım yaş kaç?

AK dediğin çabucak kararır, pislenir!

Demiştim sana…
Bir benzerlik var aranızda…
Nato mermer nato kafa…
Kıt zekâ…
😊
Öğrenemediniz senelerden beri beni, cevap vermiyorsam bir soruya…
Ya bilmediğimdendir veya…
Canım istemez laflama, söylemiş, yazmış olayım SON DEFA!

BILMIYORUM, anlıyor musun bilmiyorum. Sormaya korkuyorum, ne olacak bilmiyorum sadece, evet sadece gece gündüz dua ediyorum, hepimize, hepinize!

Halim yok AMA…
İmza, çıkacağım birazdan. Senede en az 18 kez gitmen gerek…
Alacağım ruhsatı…
Hem burada hem orada. Ancak orada istediğin silahı alman mümkün değil…
Olsun, Zigana F63 tam otomatik yeter…
En azından eşek cennetine giderken birkaç dinciyi de götürürüm yanımda, kavuştururum Allahlarına!

F35

oku

oku

oku


oku

Dikkatini çekerim, örneğin tehdit durumu, Rus’a bilgi aktarımı… Yazar çizer kimse değinmezken birçok konuya ben yazdım, boş konuşmam, yazmam AMA anlatamıyorum derdimi. İncele iki sistemi, iyice incele, grafikte. Rus teknolojisi geri, kötü öyle mi?

Müslüman öyle mi Müslüman???

S. Önkibar’a yapılan…
Gözdağı, korkutma…
Ulan…
Zibidiler sürüsü…
Hepinizin anasının amcığını sikeyim…
Korkma…
Çık karşıma, alt tarafı bir çeyreğim!

S-400 ve F-35 krizinde Türkiye’yi neler bekliyor?
27 Mayıs 2019

S-400 alınırsa ne olur? Türkiye, içinde olduğu F-35 savaş uçağı projesine veda mı eder? İşte ayrıntılarıyla S-400, F-35, Patriot füzesi dosyası
TÜRKİYE’Yİ NELER BEKLİYOR?
23 Haziran’daki İstanbul seçimlerinin ardından, Türkiye dış politikaya odaklanacak.
Hem Rusya’nın, hem de AKP hükümetinin yaptığı açıklamalar, Rusya’dan alınacak S-400 füzelerinin Temmuz ayı itibarıyla teslimatının başlayacağına işaret ediyor.
ABD’den gelen açıklamalar ise, S-400’lerin Türkiye’ye girmesiyle birlikte, ABD’nin yaptırım yoluna gideceğini kesin bir dille ifade ediyor.
Türkiye, dünyanın iki büyük ülkesi arasında sıkışmaya doğru giderken, birbiri ardına ilgili taraflardan gelen çok sayıda açıklama – bir de ülkelerin çıkarları doğrultusunda yaptıkları algı operasyonları ile birleşince- tam bir bilgi kirliliği yaşanıyor.
Peki neden bu noktaya gelindi ? S-400 alınırsa ne olur, alınmazsa ne olur? Türkiye, başından beri içinde olduğu F-35 savaş uçağı projesine veda mı eder?
İşte tüm ayrıntılarıyla S-400, F-35, Patriot füzeleri ve olası ABD tepkisi/yaptırımları dosyası;
RUSYA İLE S-400 ANLAŞMASINDA NE VAR?
Türkiye, havadan gelecek saldırılara karşı savunma amacıyla Rusya’dan S-400 füzelerini almaya karar verdi. Yapılan anlaşma çerçevesinde 2.5 milyar dolar karşılığında Rusya’dan toplam 4 bataryadan oluşan iki adet S-400 füze sistemi Türkiye’ye Temmuz’dan itibaren sevkedilecek.
S-400 ANLAŞMASI, TEKNOLOJİ TRANSFERİ İÇERMİYOR
Türkiye, orta vadede kendi füzesini de üretmek istiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “S-400’te ortak üretim yapılacak” açıklaması, Rusların Türkiye’ye teknoloji transferi de yapacağı gibi algılandı.
Oysa gerçek böyle değil; Rusya, S-400 için Türkiye’ye teknoloji transferi yapmayı reddetti.
Sadece bazı parçaların Türkiye’de üretilmesinin mümkün olabileceğini bildirdi. Ancak bu parçaların “yüksek teknoloji içeren” parçalar olmayacağının işaretini de bizzat Putin’in sözcüsü aracılığıyla verdi. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov 11 Nisan’da yaptığı açıklamada, “Türkiye ile A’dan Z’ye ortak S-400 üretimine girmemiz söz konusu değil. Ortak üretim, sistemin belirli unsurlarının Türkiye’de imal edilmesi şeklinde hayata geçirilebilir” dedi.
TÜRKİYE S-400’LERİ NASIL KULLANACAK?
Türkiye bir NATO ülkesi olduğu için, NATO radar sistemi içinde yer alıyor.
S-400’lerin Rusya’dan alınması halinde, bu füzelerin Türkiye’nin de içinde bulunduğu NATO radar sistemine bağlanması mümkün değil.
Türk yetkililer, daha şimdiden S-400 alınması halinde, bunun sadece “milli radar sistemiyle kullanılacağı” güvencesini NATO’ya vermiş durumdalar.
S-400’lerin, tüm Türkiye’yi kapsayan NATO radar sistemine dahil olmaması, füzelerin gelen tehditleri kapsama alanının da sınırlı olması anlamına gelecek. Bu açıdan S-400’lerin Türkiye’nin hangi bölgesine yerleştirileceği de önem taşıyor.
ABD TEPKİSİ; S-400 ALINIRSA, İKİ AYRI YAPTIRIM SÜRECİ GELİR
Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alımına en büyük tepki ABD’den geldi. Amerikalı yetkililer, S-400’lerin Türkiye’ye gelmesi halinde iki farklı yaptırım sürecinin aynı anda devreye gireceğini açık ifadelerle dile getirdiler;
Türkiye’nin F-35 savaş uçağı projesinden çıkarılması
ABD’nin Türkiye’ye kendi yasaları çerçevesinde (CAATSA yasası) yaptırım uygulaması.
TÜRKİYE NEDEN F-35 PROJESİNDEN ÇIKARILMAK İSTENİYOR?
S-400 füze sistemleri, teknolojik olarak son derece gelişmiş sistemleri içinde barındırıyor. Uzmanlara göre bu gelişmiş sistemler içinde, S-400’lerin “bilgi toplama kapasitesi” rahatsızlık yaratan unsur.
Özellikle de içinde Türkiye’nin de yer aldığı 9 ülkenin geliştirdiği F-35 savaş uçaklarının bilgilerinin S-400’ler vasıtasıyla Rusya’nın eline geçebileceğinden endişe ediliyor.
AKP hükümeti bu konuda, S-400’ler ile F-35 savaş uçaklarının Suriye’de karşı karşı geldiklerini, dolayısıyla Türkiye’de de her iki sistemin yer almasının tehlike yaratmayacağını ifade ediyor. (Suriye’de Rusya kontrolünde S-400 füzeleri bulunuyor. İsrail de zaman zaman F-35 uçakları ile Suriye’ye hava taarruzları yapıyor)
Ancak bu görüşe karşı çıkanlar, S-400’lerin bilgi toplamasına karşı F-35 pilotlarının belirli sistem ve manevraları kullandıklarını ifade ediyorlar. İki sistemin aynı ülkede – yani Türkiye’de- konuşlanıp, aktif şekilde kullanılmasının ise F-35 gizli teknolojilerinin Rusya’nın eline geçmesinin büyük risk olduğunu belirtiyorlar.
TÜRKİYE, BAŞINDAN BERİ YER ALDIĞI F-35 PROJESİNDEN ÇIKARILABİLİR Mİ?
F-35’lerin üretimi için 9 ülke tarafından imzalanan mutabakat zaptında, uçakların gizli bilgilerinin riske atılmamasına ilişkin tarafların güvenceleri de yer alıyor. ABD’nin, Türkiye tarafından imza aşamasında verilen bu güvenceyi kullanarak, Ankara’nın proje dışına çıkarılması için hukuki bir süreç başlatması mümkün.
S-400 alımı halinde hukuki bir süreç başlatması mümkün.
Nitekim, ABD Kongresi de aldığı farklı kararlarla, Amerikan hükümetinden Türkiye’nin S-400 alımı halinde, F-35 projesinden çıkarılmasını istedi.
TÜRKİYE’NİN AYRILMASI HALİNDE F-35 PROJESİNİN AKIBETİ NE OLUR?
Türkiye, F-35 projesi kapsamında uçağın toplamda 937 farklı parçasının üretimini üstlenmiş durumda. Türkiye’nin proje dışına çıkarılması halinde, bu parçaların üretimleri de başka ortaklara kaydırılacak.
Bu durum F-35 projesinin gecikmesi anlamına da gelecek. Ancak uzmanlar, F-35’e milyarlarca dolar yatırım yapan ortak ülkelerin, Rus S-400’leri tarafından uçakların teknolojilerinin açığa çıkarılması riskine karşılık, bu gecikmeyi “sineye çekeceklerini” ifade ediyorlar.
ABD’NİN CAATSA YAPTIRIMLARININ ETKİSİ NE OLUR?
F-400’leri üreten Rus firması, ABD’nin yaptırım listesinde yer alıyor. ABD Kongresi tarafından çıkarılan ve CAATSA olarak bilinen yasa çerçevesinde, yaptırım altındaki Rus şirketleri ile iş yapan üçüncü ülke ve kişilere de yaptırım uygulanıyor.
CAATSA çerçevesinde, Türkiye’ye S-400’ler gelir gelmez, yaptırım süreci de devreye girecek.
CAATSA yasasının 231. Maddesinde ABD’nin yasayı ihlal eden üçüncü ülke ve kişilere karşı uygulanabilecek 12 farklı yaptırım yer alıyor. Yasa, ABD Başkanı’nın bu 12 yaptırımdan en az beş tanesini yürürlüğe koymasını öngörüyor. Yani hangi yaptırımların uygulanacağını ABD yönetimi belirliyor.
Ancak ABD Kongresi, hükümet tarafından seçilen yaptırımları beğenmezse, değiştirme hakkını da elinde tutuyor.
Yaptırımlar arasında Türkiye’yi pek etkilemeyecek olanların yanısıra, tüm Türk halkının hayatına dokunabilecek kadar ağır olanlar da yer alıyor.
Mesela yaptırımlar çerçevesinde, S-400 alımının yapılması için imza koyan Türk yetkililerin ABD’ye seyahatlerinin yasaklanması ve Amerika’daki mal varlıklarına el koyması söz konusu olabilir. –Burada özellikle Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir’in adı geçiyor. Ancak isim listesinin genişletilmesinin de mümkün olabileceği ifade ediliyor.- Bu tip yaptırımlar kişiye yönelik olacağından, “hafif etkili” olarak yorumlanıyor.
Ancak yaptırımlar arasında Türkiye’nin tüm Amerikan finans sisteminden çıkarılması gibi ağır etkileri olabilecekler de bulunuyor. – Bu yaptırımın konulması halinde, Türkiye merkezli hiçbir şirket, banka, kişinin Amerikan dolarıyla herhangi bir işlem yapması mümkün olamayacağı ifade ediliyor._
ABD’nin CAATSA yaptırım sürecinin, S-400’lerin Türkiye’ye girmesiyle başlayacak olmasıyla birlikte, hangi yaptırımların uygulanacağının belirlenmesinin aylar sürebileceği de ifade ediliyor.
Ancak sadece sürecin başladığının duyurulmasının bile – hangi yaptırımlar olacağı açıklanmadan önceki dönem- yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışını etkileyebileceği, Türk ekonomisi üzerinde olumsuz baskı kurabileceği belirtiliyor.
S-400 YERİNE PATRIOT OLUR MU?
ABD yönetimi, Türkiye’nin S-400 alımına karşılık “havuç ve sopa” politikası izliyor; “Sopa” olarak, ikili yaptırım paketinin işaretlerini verirken –F-35 programından dışlanma ve CAATSA yaptırımları-, “havuç” olarak ise, Türkiye’ye S-400 benzeri bir füze sistemi olan Patriot satışı önerisi yapılıyor.
ABD’den Türkiye’ye ilk Patriot satışı önerisi 2015 yılında yapılmıştı. Edinilen bilgiye göre 2015 tarihli öneride Türkiye’ye Patriot füze sistemlerinin teknolojilerinin büyük bölümünün transferinin yanısıra, kritik parçaların ortak üretimi unsurları da yer alıyordu. Ancak Türkiye o dönemde öneriyi yanıtsız bırakmıştı.
Ardından AKP hükümetinin S-400 alımı konusunda hamlesi üzerine, ABD’den Mart 2019’da kısıtlı bir sürede yanıt verilmek şartıyla, yeni bir Patriot füze satışı önerisi geldi.
Türk yetkililerden gelen “Türkiye’nin acilen füzeye ihtiyacı var” açıklamaları çerçevesinde, Mart 2019 teklifinde ilk füze bataryalarının aynı yıl içinde teslim edilmesi unsuru da yer aldı. ABD’nin başka bir ülkeye satış için söz verdiği ve üretilmiş durumdaki bataryaların Türkiye’ye kaydırılması planlandı. Ancak AKP hükümeti bu öneriye de yanıt vermedi.
Bunun üzerine ABD’den üçüncü bir öneri daha geldi. Haziran ayı başına kadar süreli olan bu öneride, yine büyük ölçüde teknoloji transferinin yanısıra, ortak üretim unsuru da bulunuyor. Ancak 2019 içinde Patriot teslimi bu öneri paketinde yer almadı. Türk hükümeti, henüz bu öneriye de yanıt vermedi.
TÜRKİYE’NİN “ORTAK KOMİTE ÖNERİSİNİN AKIBETİ NE OLUR?
ABD’nin S-400 alımına karşılık F/35 programından Türkiye’nin dışlanmasını ortaya koyması, Ankara’nın “ortak bir komite kurup, iki silah sisteminin etkileşimini inceleyelim” teklifi yapmasına neden oldu.
Ancak Amerikan tarafı, bu komitenin kurulması için öncelikle Ankara’nın S-400 füze sistemlerini almayı ertelediğini açıklamasını şart koştu. Türkiye bu şartı yerine getirmediği için de ortak teknik komite kurulması önerisi, hala yürürlükte olmakla birlikte, henüz yaşama geçirilemedi.
S-400 ile PATRIOT KARŞILAŞTIRMASI
S-400 füze sistemleri, Amerikalıların Türkiye’ye önerdiği Patriot sistemlerine göre daha gelişmiş bir teknoloji içeriyor.
Ancak NATO ülkelerince kullanılan Patriot sisteminin, Türkiye’deki milli sistemin yanısıra, NATO radar sistemine de bağlanacak olması, Patriotların olası etkileri açısından önemli bir artı olarak ifade ediliyor.
İki füze sisteminin karşılaştırılmasında şu rakamlar dikkat çekiyor;


+

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/zeynep-gurcanli/s-400-ve-f-35-krizinde-turkiyeyi-neler-bekliyor-4938370/

Altın tepsiyi kırdı!
27 Mayıs 2019

Hayat ona “altın bir tepsi” sunmuştu. Bulunmaz, ele zor geçen, çok az kişiye nasip olacak bir tepsi. Kendisinden öncekiler Mustafa Kemal Atatürk’ten başlayarak; 2002 yılına kadar Cumhurbakanı, Başbakan, Meclis Başkanı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Diyanet İşleri Başkanları, ordu komutanları ve üniversiteler, yazarlar, düşünürler, sivil kurumlar, 90 yılda eksiğini, gediğini tamamladıkları “altın tepsiyi” ona teslim ettiler.
Eğme.
Bükme.
Kırma.
Hoyratça kullanma.
İşte kendisini ötekileştirilmiş hisseden halk da seni iktidara getirdi, bu altın tepsinin hakkını ver, halka hizmet edeceksen ve “Türkiye’yi de İslam dünyasınca örnek alınan ülke” olmakta daha ileri adımlar atacaksan bu “altın tepsiyi daha da parlat, bu sana yeter” dediler.
Başlangıçta “evet” dedi.
“Dindar Demokrat” olacağı, laik devlet çizgisini değiştirmeyeceği ve nasıl “Hıristiyan Demokrat olunmuşsa Müslüman Demokrat da olunacağı” umudunu verdi.
Sözünde durmadı.
Altın tepsiyi kırdı.
★★★
Önceki gün açılışına gittiği caminin kapısında yanına Diyanet İşleri Başkanı’nı da alarak, “Hırsızlar oyları çaldılar” dedi.
Hırsız varsa nerede?
Kim hırsıza göz yumdu?
Göz yuman varsa, nerede?
Kim hırsızı korudu?
Koruyan varsa nerede?
Kim hırsıza alet oldu?
Alet olan varsa nerede?
“Hırsızı ve onu koruyanı bulup çıkartması” için bütün devlet gücü elinde fakat bunu yapmıyor.
Kanıt sunması gerekir.
Kanıt yok.
Görüntü yok.
Çalıntı yok.
Örgütlü müdahale yok.
Ramazan günü, cami kapısı önünde, yanında Diyanet İşleri Başkanı var!
“Hırsızlık yaptılar” diyor.
★★★
Dini, Diyanet’i “hukukun önüne geçirince” sonuç ortada: ABD’nin George Washington Üniversitesi’nde ikisi de Müslüman olan iki akademisyen “İslami Endeks” hazırlıyorlar. Her yıl yeniliyorlar. Kuran’dan, ayetlerden, hadislerden, Hz. Muhammed’in yaşam biçiminden, İslam’ın üstün kabul ettiği ahlak ölçüleri ve değerli kabul ettiği toplumsal öğretilerden, İslam’da hukuk, insan hakkı, yolsuzluğun önlenmesi gibi kriterlerden bir endeks yapıyorlar. Bu endekse hangi İslam ülkesi ne kadar uyuyor diye bakıyorlar.
Şaşırıp kalıyorlar.
İlk 10’da yok.
İlk 20’de yok.
İlk 30’da yok.
Endekse giren 153 ülke içinde ilk 44’e giren tek bir İslam ülkesi yok.
Türkiye 95’inci sırada.
İlk on sırada: 1- Yeni Zelanda. 2- İsveç. 3- Hollanda. 4- İzlanda. 5- İsviçre. 6- İrlanda. 7- Danimarka. 8- Kanada. 9- Avusturalya. 10- Norveç olarak sıralanıyor.
Son sıralarda ise: 45- Birleşik Arap Emirlikleri. 46- Arnavutluk. 47- Malezya. 48- Katar. 64- Endonezya. 85- Suudi Arabistan. 95- Türkiye. 125- İran. 137- Mısır. 152 Sudan. 153- Yemen yer alıyor.
★★★
Türkiye!
Halkı Müslüman.
Devleti laik.
Yönetimi demokrasi.
Parmakla gösteriliyordu.
Bütün Orta Doğu’ya örnek.
Tüm İslam dünyasına ışık.
Türkiye, “laik-demokratik çizgisini” eğip bükmeden ve hukukun üstünlüğünden vazgeçmeden bu İslami endekste de birinci sırada olmalıydı. Ramazan gününde cami kapısı önünde, Diyanet Başkanı yanında, kanıt ortaya koymadan “hırsız var” diyerek dini siyaset alet edince Türkiye 95’inci sıraya ancak tutunabiliyor. Türkiye aynı endeksin ekonomi alt bölümünde 70’inci sırada, uluslararası ilişkilerde 148’inci sırada, insan hakları ve siyasi haklar sıralamasında 100’üncü sırada yer alabiliyor.
Tabloya bakan şaşıyor.
Görenin dili tutuluyor.
Altın tepsiyi kırdı!

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/necati-dogru/altin-tepsiyi-kirdi-4937621/

İlgili araştırma, çalışma:
https://hossein-askari.com/wordpress/wp-content/uploads/islamicity-index.pdf