Okumanızı tavsiye ederim

Sayın Özdil yazdı…
Oldu – olmadı, böyleydi – değildi diyemem çünkü bilmiyorum…
Ancak…
Nedendir bilmem; aklıma…
Bir atasözü geldi: “İnsan eşek olunca semer vuran çok olur”
oku

“Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur”

Rahmetli İsmet İnönü’nün sözü…
Kimse…
Sözlerimi yanlış yorumlamasın…
Bu zibidi sürüsünden korkan onlardan beter olsun…
Ancak tedirginliğim, endişem kalbimde olanlar için…
Daha dikkatli, daha temkinli olmalıyım…
Can ve canan meselesi…
Abık zubuk şeyler geliyor başa, Allah beterinden korusun.

Sanmayın ki yurtdışında yaşıyorum diye istediğim gibi atıp tutuyorum…
Rahmetlilere olan özleme dayanamayınca doğru başlarındayım…
Ehhh…
“Çok şükür” buralarda da sürüsüne bereket g.t kıllarının…
Seviyor ve seviliyorsan korkacaksın kardeşim, kaybetmekten korkacaksın…
AMA bu şu demek değil…
Evlat sevgisi çok yüce, kardeş kaybetmedim, Allah korusun, kardeş içinde evlat kadar acı deniliyor…
Kadına, erkeğe, ana – babaya sevgi başka…
Vatana – millete başka, hepsi için can alınır, can verilir icabında.

Korku…
Yaşadığının, yaşama azminde olduğunun, sevdiğinin, sevildiğinin ve sana ihtiyaç duyulduğunun bilincinde olmandan başkacası değildir aslında.

Korku üzerine

Hiçbir şeyden korkmayan bir erkek…
Kimilerine göre cesur bir insan…
Belki yanılıyorumdur ama…
Hiçbir şeyden korkmayan erkek…
Sevmesini bilmeyen bir erkektir, kaybedecek bir şeyi yoksa…
Onu bağlayan, onu mutlu eden…
Sormadan edemem kendime, böyle bir insan mutluluk nedir bilir mi?

Değer verdiğin, sevdiğin kardeşim, sevdiğin, en güzeli aşk ile…
Seni mutlu eden, aynı zamanda seni sonsuz mutsuz da edebilendir…
Rahmetli peder hep derdi…
“Nefret, sevmenin başka bir şekli”

Hiçbir şeyden korkmayan bir erkek…
Sevebilir, nefret edebilir mi?
Korku kardeşim doğal bir duygu, en azından dünyamıza hâkim…
Hayatta kalmamıza önemli oranda katkısı olan…
Hiçbir şeyden korkmayan bir erkek…
Sevdiğini, değer verdiğini kaybetmekten korkmayan insan…
Kimilerine göre cesur bir insan…
Mutluluk nedir, kazanmak veya kaybetmek nedir, sevmek nedir, aşk nedir bilir mi?

Kahpeler ile uğraşmaktan çok bıktım dostlar…
Yoruldum…
Ölümden değil ama kaybetmekten çok bıktım…
Bitmek tükenmez bilmez uğraştan çok bıktım, çok yoruldum…
Belki bir tatil süresi belki ebedi…
Evvelsi gün hanım ile yoldayız…
Uzun yıllar oluyor onun böyle gevrek güldüğünü duymayalı…
Anlatıyorum ona beni üzen, sıkan bazı şeyleri, onun da bildiği…
Ona son sözüm…
Manyak mıknatısı olmalıyım…
O gevrek gülmenin ardından dedi…
“Senin de mutlaka suçun var, mıknatıssan, kutuplardan birisin (…)”
Öyle olmalı, bu yüzden çekiliyorum aranızdan…
Söz vermiş olduklarım var…
Onları yayınlayayım, sizler sağ ben selamet.

Önder

Öleceksen

Paradan, menfaatten, kendinden ve canından değerli olan bir ülkü, bir gaye için öl…
Bir tane kalbin var…
Kaybedeceksen, kalbini kaybettiğin, hediye ettiğin insan buna değmeli…
Sineye çek…
Yapılan kahpelik şahsına yönelik yapılıyorsa AMA asla kahpeliğe katlanma kalbinde taşıdıklarına karşı yapılıyorsa.

Her insan…
Ama özellikle kendisine erkek denilenler…
Gün gelir, saffını, tarafını seçmek zorunda kalabilir…
İki derede bir arada kalmak yakışmaz insana, hele erkek olana…
Kararsızlık…
Azı karar, çoğu zarar…
Yak, yık, yok et değer verileni, düşman bildiğini…
Fiziki varlığı…
Bir düşünceyi, vücut bulan bir hayali hele doğruysa, insancılsa…
Alt edemez, unutturamazsın…
Beyhude gayret, zaman israfı…
Gezinirsin Arap yarımadasını, arasın kendine destek hem maddi hem manevi…
Eyyy Recep ve zibidileri…
Iman tahtamızda Allah sevgisi, yüreğimizde önce O sonra Atatürk, hem şehit ve gazi…
Vatanı, sulamış atalar kanı ile toprağı, aldatırsın kanaatkâr bir milleti…
Asla unutturamayacaksın bizlere Atatürkçü düşünceyi!

Nasıl ve neden?

Bilgisizlikten mi kaynaklanıyor, düşüncesizlikten mi…
Son tahlilde ölçüp, biçip, tartmamaktan mı…
Yoksa acaba tanımamaktan mı?

Ya bir insanlar topluluğu düşünün ki yalan yok tarih öğretiyor ki Türk hep böyleydi…
Ancak çağ değişmedi mi?
Bir topluluk 50 sene üzerinde bir yerlerde yaşasın AMA değişmemek için, uymamak için…
Olağanüstü…
Gayret ve caba göstersin. Halbuki bizzat Peygamber Efendimizin kendisi değil miydi…
““Devlet büyüklerine” saygılı olun, uyun diyen?”

Tamam bende uymuyorum bu zibidi sürüsüne…
Ama…
Daha güzelini, daha olgununu, “doğrusunu” bildiğim, gördüğüm ve yaşadığım için uymuyorum(!)

Elli senedir, sanki daha dün köyünden çıkmış gibi şalvarla, takunyayla Avrupa’nın göbeğinde gezinen…
Sözde Müslüman ki Müslümanlığın özünde yatmaz mı temizlik…
Ruhun ve bedenin temizliği…
Üstlerine giyiyorlar pardösüleri…
Alman sokaklarını süpürüyorlar pardösüleriyle ile ve sonra eve gidip namaz kılıyorlar…
Sözde saçlarının teli gözükmüyor AMA o kadar dar giyiniyorlar ki (…) olduğu gibi belli…
Rengarenk ve alacalı, bak, bana bak dercesine üstleri başları…
Paralelden yakınırlar ama Avrupa’nın göbeğinde kendi paralel devletlerini, toplumlarını çoktan kurmuşlar.

Yok kardeşim ne Almanı ne Avrupalıyı hayvan yerine koyma…
Sahte kabadayılığa heveslenme, hele hele böyle sabuk supuk milliyetçilik ayaklarına hiç takılma…
Önce bak aynaya…
Sonra bak ektiklerine…
Ektiğini biçiyorsun sadece!

Sözcü yazarı Sayın Rahmi Turan’a açık mektup

Sayın Turan,

52 yaşında bir gurbetçiyim…
Ancak şimdi size yazma fırsatım doğdu. Ömrümün alt yılı dışında hayatım Almanya’da geçti. Diplomasi başlıklı yazınıza istinaden size cevap verme ihtiyacı his ettim. Sizden ricam, sakın sözlerimi Alman yanlısı, Almancı gibi kavram veya duygular ilke okumamanızdır.

Yeri gelir > katı < “Atatürkçünün” karşısında olurum ki Atamızın altı ilkesinden halkçılığı ele aldığımızda insanın hem katı hem nasıl Atatürkçü olduğunu aklım almaz. Ben…
Katıksız ama asla katı bir Atatürkçü olmadım, olamam. Kendimi özellikle Atatürk milliyetçisi olarak tanımlarım. Çünkü inkılapçılık ilkesi ki bildiğiniz üzere devrim, değişim demektir…
Katılık, yani taviz vermez bir vaziyet ile hayata tutunmaya çalışanlar, hayatın kendi dinamiğine ters davranmaktadır. Değişkenlik…
Çağdan çağa, çevre ve ortam şartlarından çevre ve ortam şartlarına, hayat sürekli bir değişkenlik içeresindeyken dengeyi gözeten bir manzumedir. Dolayısıyla Ata…
Halkçılık ve inkılabı, altı ilkesine katarken, hayatın, hayat şartlarının, insan ihtiyaç ve gereksinimlerinin de değişebileceğini, yeri geldiğinde halkı yönettikleri iddiasında olanların bunu gözetmeleri gerektiğini düşünmüş olması bence olasıdır. Yönetimin, Atatürkçü bir yönetimin halk taleplerine “Fransız” olması bence düşünülemez bile.

Yeri gelir ki aslında sürekli bir hal almıştır dincinin karşısında olurum…
Samimi duygular ile yürekten dinine sarılan ve sahip çıkan insana her zaman sonsuz bir saygı ve sevgim olmuşudur. Ki…
Kesinlikle ayrım yapmam ne din içeresinde ne dinler arasında, hepsi benim için değerlidir. Yeter ki yürekten ve samimi olsun, dini inanç ve iman. Simsar ile mücadele…
Her yer ve her ortamda, sözümü sakınmam!!!

Gelenekler Efendim…
Gelenekler, kurallar, görgü zaman içeresinde oluşan değerler manzumesidir. Beşerler arasında da devletler arasında da münasebetler öteden beri kurallara bağlıdır. Kural tanımamalara, “oyun” başlamışken durduk yere kurallara yeni kural eklemeye veya değiştirmeye kalkanlara gereken cevap daima verilmiştir, veriliyor ve gelecekte de verileceğine olan inancımı koruduğumu belirtmek isterim.

HAYIR Efendim, ortada ne tehdit vardır ne edepsizlik nede bir düşmanlık!!!

Bir terbiyesize, kural, hak ve adalet bilmeze…
Bir hırsıza verilen bir cevap vardır…
Onun namında onu seçenlere ve ne yazık ki karşı duranlar ve seçmeyenlerde “nasibe” düşeni almışlardır ve hala birleşerek bu zihniyete karşı koyamadıkları içinde muhtemelen istikbale de buna bezer yanıtlar almaları muhtemeldir!

H. C. Armstrong ve Atatürk…
Ve yasaklanmak istenilen kitabı için rahmetli Gazi Paşamızın yanıtını hatırlatmak isterim…
Ve yine büyük usta Fikret Hakan ardından tekrar hatırlanan O muazzam gerçeğe…
Hollywood’un sahneye koyduğu You can’t win ‘em yapıtına…
Mustafa Kayan, Mustafa Kayan Efendim…
Mustafa Kemal yerine…
Bu kadar bağnazlık olur mu ve bunu yapan, buna izin veren sözde Atatürk’ü hükümet…
Hayır Efendim hayır…
İnsan…
Ektiğini biçer, insan ektiğini biçer Sayın Turan.

Saygılarımla

Önder Gürbüz
Almanya
wordpress.gurbuz.net

G.tler ve kılları

Ya evladım…
Ben size tek tek, bir bir anlatmadım mi Amerika’yı, F. Gülleni neden geri vermeyeceğini?
Anlattım mı anlatmadım mı?
Demedim, anlatmadım mı, neden Almanya?
Demedim mi KIMSENIN yüce Türk milletiyle, Türkiye Cumhuriyeti ile bir derdi yok diye?

Ya g.tler ve kılları…
Kimse, hiç kimsenin bu yaratıkları(n), sapık ve sapkın görüş ve düşüncelerini…
Hırsızlıklarını, arsızlıklarını, yüzsüzlüklerini AMA hele ve fakat…
Cahil cühela terbiyesizliklerini, görgüsüzlüklerini çekme, tahammül etme(ye) mecburiyeti yok!!!

Sayın Siegmar Gabriel, Alman dışişleri bakanı…
Bu size öncesinde anlattıklarımı açık bir mektup ile tekrarladı…
Ya akıl denen, izan denen bir şey var…
Uyan hayal aleminden, tatlı rüyandan ve gerçekler ile yüzleş!

http://www.focus.de/politik/videos/sigmar-gabriel-schreibt-offenen-brief-tuerkischstaemmige-menschen-in-deutschland-gehoeren-zu-uns_id_7386254.html

http://rtlnext.rtl.de/cms/offener-brief-von-sigmar-gabriel-an-tuerkische-mitbuerger-sie-gehoeren-zu-uns-4120780.html

http://www.handelsblatt.com/politik/deutschland/sigmar-gabriel-offener-brief-an-tuerken-in-deutschland/20094136.html

Not: Havalar…
Çok sıcak, kalbim…
Halim yok!

O Kasımpaşa dayılığı…
Belki seni etkiler AMA…
Biraz düşünebilen, gören, az buçuk mürekkep yalamış insanı etkilemez be g.t kıllı, etkilemez!

O…
Sadece bir köpekkk, sokak iti, bitli ve uyuz!

Cihat meselesi

Sizin…
Yani AKP’nin cihat anlayışını eninde sonunda sokacağız bir tarafınıza…
Müslümanlıkta…
Gerçek Islamada…
Yalan var mıdır, zina, hırsızlık var mıdır?
El neden kesiyordu, recm cezası neden veriliyordu?

Cihat neydi ve kaç tür cihat vardır kardeş?
Cihat’ın büyüğü neydi, küçüğü neydi?
Büyüğü…
İnsanoğlunun nefsine karşı sürdürdüğü mücadele değil miydi?
Nefs…
Hırs kardeş, kör bir inat, kalleşlik…
Tevazu, alçak gönüllü olmanın İslam da yeri nedir?

Peygamber Efendimizin Hırka-ı Şerifini kendi gözlerinle gördün mü hiç?
Ne bir gösteriş ne bir ihtişam, “basit” bir “insanın” hırkası, tevazu kardeş, alçak gönüllülük…
AK – Sarayları fotoğraflardan, televizyondan görmüşünüzdür…
Bu mudur alacak gönüllük, bu mudur tevazu…
Bu mudur cihadın büyüğü, insanın nefsini yenmesi, söyle bu mudur?
Yüce Türk milletini “temsil” ediyormuş, özrü kabahatinden büyük…
Yüce Peygamber Efendimiz cihan dini Müslümanlığı temsil ediyordu…
Atatürk ve arkadaşları, parasızlıktan, tekrar parasızlıktan, imkânsızlıklardan dolayı bir frakı nöbetleşe giyerek yabancı temsilciler karşına çıkarak yüce Türk milletini temsil ediyorlardı.

Hatırla Ankara’da eski istasyon garını, ilk TBMM’ni…
Hatırla ve yok utanmakla kalma, yerin yedi kat dibine bat.

Ne cihadı kardeşim?
Bunların dini – imanı para, yenilmişler nefislerine…
Hırs bürümüş gözlerini…
Kaybetmişler cihadın büyüğünü, yenilmişler güce, iktidar hırsına…
Bunlar hangi cihat’ı öğretebilir evladına!