Anlama süreci…
“Biraz” okumak, okunanı içselleştirmek…
Ve kültürel geleneklerimizden meydana gelen, o anlayıştan, yetiştiğimiz ortam ve çevremizin etkilerinden oluşan bir manzumedir.
Duyumsal gerçeklilik ile tanımsal gerçeklilik arasında belirgin farklar olabilir.

Felsefi açıdan bakıldığında…
Gerçekçilik, yani insani açıdan gerçekçilik yanılgıyı içerir…
İçermelidir…
Çünkü bir gerçek düzeltilebildiği oranda gerçektir. Yalın hale gelebilir…
Bu…
Somut ile soyut arasındaki belirgin farklardan biridir. Fantezi…
Yani düşsel olanda bile yanılma payımız vardır, kurgu…
Gerçek olabileceği gibi gerçekdışıda olabilir ve yine kurgulanan kurgunun yanlışlığı…
Yani kendimi inandırdığım kurgunun yanlışlığı özellikle psikolojik ve nörolojik olarak ispatlanabilir…
Bu açıdan bakıldığında…
Seraplar dahi gerçek(ler) içerebilir.

😊
Kafanızı karıştırdım ne yazdığımı ne anlatmak istediğimi anladınız mı?

Bilimsel gerçeklerin…
Hayatın “gerçeklerinin” çarpıtılması…
Bilinçli veya bilinçsiz olarak, yani kast olmadan yanlışlık ile, yanılgı sonucunda…
Veya kasten…
Bu insani değerlendirme gerçeği ile yaşamayı öğrenmeliyiz, bilinçli olarak öğrenmeliyiz…
İnsanız…
SADECE insan!


Önce beni sonra İzmirlimi oku, okumadıysan

Annem daha çocuk…
Türkçesini bilmiyorum, hep anlatır. Kışın kazan misali bir kabın içine konurmuş köz…
Çıkarılırmış odalara…
Sabaha kadar O közlerin sıcaklığı ile kışı geçirirlermiş.

Ne bir zehirlenme ne ölüm vakası…
Rahmetli dedem, köylü…
Kendi kömürünü kendileri yaparmış. KALITE…
İnsanda ve eşyada…
Nicelik değil kardeşim nitelik, bademlerin umurunda mi senin canin, zehirlenmişsin, ölmüşsün…
Örneğin en son imar barışı…
DEPREM KAPIDA!

Oku İzmirlimi ve anla, mankafa!

Can’ınız sağolsun değil mi!
20 Nisan 2019

“Bu bir kaza değil… Kazanın bilimsel tanımı, öngörülemez olmasıdır. Bu yüzden kaza deniyor. Öngörülebilir bir ölüm, öngörülebilir bir arıza, öngörülebilir bir kırılma, kaza olmaz. Çünkü öngörebiliyorsunuz. Kaza olması için beklenmedik olması lazım, tesadüfi olması lazım. Bu yüzden bu bir kaza değil.”

“Eski ve büyük bir maden burası, mülkiyeti hâlâ Türkiye Kömür İşletmeleri’nde, rödovans denilen bir yöntemle çalıştırılıyor. Özelleştirmeden, taşeronluktan biraz farklı, madenciliğe özel bir yöntem, mülkiyet Türkiye Kömür İşletmeleri’nde kalmaya devam ediyor, ‘buradan çıkardığın kömürü senden satın alacağım‘ deniyor.”

“Buradan çıkarılan kömür, kaliteli kömür değil, çoğunlukla termik santralde kullanılıyor. Buradan yılda 10 milyon ton kömür üretiliyor, 7.5 milyon tonunu devlet satın alıyor, termik santralde kullanılıyor, geriye kalan 2.5 milyon tonu, himmet projesi çerçevesinde ücretsiz dağıtılan kömür, yine devlet satın alıyor, ücretsiz dağıtıyor.”

“Rödovansın esas problemi şu… Ne kadar çok kömür çıkarırsan, o kadar çok para kazanıyorsun. Arz talep dengesi yok. Kapitalist bir yöntem değil, neoliberal bir yöntem… Kapitalist yöntemde kömürü arz et, talep yoksa satamazsın, para kazanamazsın, boşa çıkarmış olursun. Ama burada hazır müşterin devlet olduğu için, sen ne kadar çok çıkarırsan o kadar çok para alıyorsun.”

“Üç vardiya çalışıyorlar, bir vardiya üç bin 100 ton kömür çıkarıyor! 450 kişi, sekiz saatte üç bin 100 ton kömür… Bir büyük kamyonun 15 ton taşıdığını düşünürseniz, bir vardiyada çıkarılan kömürü gözünüzde canlandırabilirsiniz. Ve bunu hızla arttırıyorlar, yarış halindeler, her vardiyaya başka taşeron giriyor, taşeronlar vardiyalar birbiriyle yarışıyor, dehşet bir yarış oluyor.”

“Bu maden ocağının bir özelliği daha var. Bazı kömür madenlerinde metan sorunu olur, metan gazı birikir, grizu patlayan madenler böyledir, sürpriz değildir, neticede kömür madeni, metan birikir. Ne yaparsın? Düzgün biçimde metan gazını tahliye edersin, havalandırma bacalarını açarsın, metan ölçümü yaparsın, yüksek olduğu dönemlerde korunaklı çalışırsın, grizu patlamaz. Burası ise… Yanma özelliği olan bir maden, başından beri bu özelliği var. Galeriyi açıyorsunuz, kömür damarı havayla temas ediyor, galeriye oksijen giriyor, alevsiz bir yanma başlıyor, için için yanıyor, gözünüzle görebiliyorsunuz, alevsiz bir yanma oluyor. Ne yapacaksın? Belli yöntemleri var, soğutma yöntemleri, tahkimat denilen yöntemler var, oksijeni kesiyorsun. Açtın galeriyi, yanma başladı, galeriyi kapatacaksın, o gün çalışmayacaksın, kömür çıkarmayacaksın, sönecek. Mesela su tutamazsın, suyla sönen bir yangın değil bu, oksijeni kesmekten başka çare yok.”

“Bu adam burada öyle bir rekolteye vurmuş durumda ki, Türkiye Kömür İşletmeleri’nin 140 dolar maliyetle çıkardığı kömürü, 23.5 dolara çıkarıyor, beşte birine çıkarıyor. Ne kadar çok çıkartırsa, o kadar fazla kazanıyor. Dolayısıyla, kömürün soğutulması ve söndürülmesi işini hafife alıyor, daha çok üretime zorluyor, daha çok üretime zorluyor. Zorladıkça, daha çok galeri havayla temas ediyor, en sonunda kaçınılmaz olarak alevli yangına dönüşüyor.”

“Kapalı mekanda yangın ne demek arkadaşlar… Duman ve karbonmonoksit… Saf karbonmonoksit öyle bir şey ki, sadece bir kere koklayabilirsiniz, felç eder, ikinci nefeste beyin ölür zaten… Bu galerilere karbonmonoksit doldu. İlk gece, buradaki herkes öldü.”

“Yaralı çıkardık falan dedikleri, aslında yardım için girmiş ekiplerdi. Yardıma giriyorlar, olmuyor, yardıma girenler de yangından gazdan etkilenip kaçıyorlar, kapıda onları gösterip ‘kurtardık‘ diyorlar.”

“Burada suçlu aranıyorsa eğer… Elbette hukuki suçlular var, nedir onlar, denetimciler, vardiya amirleri, mühendisler, müfettişler, Türkiye Kömür İşletmeleri, mülki idare, enerji bakanlığı, hükümet… Ama gerçek sorumlu, işçi yaşamına hiç değer vermeyen, işçinin hiçbir hakkı olmadığına inanan, işçiyi insan yerine koymayan düzen!”

“İşçi ölümünü kömür maliyetiyle karşılayabileceğini düşünen, işçiyi maden maliyetine sayabilecek olan, ahlaksızca düzenin kar hırsı, daha fazla kömür çıkarma isteği… Burada bir kaza yok, gayet planlı, hesaplı, göze alınmış bir cinayet var.”

“Katliama dönüşmüş olmasının sebebinde, ihmaller var, iki vardiyanın üst üste binmiş olması var, bir vardiya çıkmadan öbür vardiyanın girmiş olması var. Ama bunların özünde bir kıymeti yok, çünkü, Türkiye’de bütün madenler böyle… İçerde 30 kişi olsaydı 30 kişi ölmüş olacaktı, burada bu kadar kişi vardı, bu kadar kişi öldü.”

“Burası yanan bir maden, biliniyor, daha önce de yanmış, Park Maden, Ciner burayı almış, bakmış ki çok yangınlı bir maden, tutmuş elinde, yıllarca kapalı tutmuş, sonra isteyene vermiş, devretmiş… Bunlar ‘yahu sen bu madeni niye kapattın‘ diye sormamışlar, girmişler madene, hızla üretimi arttırmışlar, çok büyük paralar kazanmışlar, en yüksek seviyeye geldiğinde de bu oldu.”

“Yarın savcılığa başvuruyoruz.”

“Bize göre bu, soykırım suçudur.”

“Soykırım suçunun tarifi çok açık, bir insan grubunu siyasal nedenlerle sistematik olarak katlediyorsan, buna soykırım denir.”

“Biz burada ölen insanları savunacağız.”

“Hükümetin ve sermayenin elinde inanılmaz yöntemler var, tazminat dağıtacaklar, ailenin geride kalan fertlerine iş verecekler, askerlikten muaf tutacaklar, vergiyi sigortayı erteleme, maaş bağlama filan, her türlü yöntemi kullanarak, hükümete yönelmiş, devlete yönelmiş, sermayeye yönelmiş suçlamayı, davaları düşürmeye çalışacaklar. Elimizdeki tarihsel örnekler gösteriyor ki, başarılı olurlar. Halk bir süre sonra ölümü kader kabul ediyor, kendisine öyle öğretilmiş.”

“Bu acı paylaşılacak.
Bu yaralar sarılacak.
Ama bu kırığın yapışmasına izin vermemek gerekiyor…
Ki, bu hesap sorulsun.”

Kime ait bu sözler?

Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı, avukat Selçuk Kozağaçlı’ya ait.

2014 yılında, 301 madencimizin katledildiği Soma’ya gitti.
Hayatını kaybeden madencilerimizin gönüllü avukatlığını üstlendi.
Okuduğunuz konuşmayı yaptı.
Tane tane anlattı.
Çağdaş Hukukçular Derneği’ndeki avukat arkadaşlarıyla birlikte beş yıldır mücadele ediyor.
Facia yaşandığında Soma’ya üşüşüp, medyaya şov yapan muhalefet partileri çoktan ortadan kayboldu, Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşları madenci ailelerinin hakkını savunmayı sürdürüyor.

Ve dün…
Madeni böyle vahşi şekilde işleten, gözünü para hırsı bürümüş şirketin yönetim kurulu başkanı Can Gürkan tahliye edildi.

İşçi başına sadece altı gün yattı.

301 defa 25 yıl hapsi istendi.
301 defa altı günle çıktı.

Peki, avukat Selçuk Kozağaçlı nerede biliyor musunuz?
Hapiste!

Terörist dediler.
Geçen yıl tutukladılar.
11 yıl hapis yapıştırdılar.
Yatıyor.

Ahlaksızca düzenin, planlı, hesaplı soykırımı devam ediyor.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/caniniz-sagolsun-degil-mi-4494769/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger

😊

İnşallah, inşallah. AMIN, Allah cümlemize hepsini görmeyi nasip etsin. Akciğerler, yeme – içme, sigara kimi şeyleri çok ciddi, radikal şekilde değiştirdim. Yok, birazda sevdiklerim. Dünyada en yakışıksız beslenen insanlardan her halde biriyim, DUR, gözlemleyeceğim biraz daha, etkilerini VE iyi gelirse, faydasını görürsem yayınlayacağım sonuçlarını. 😊 Öptüm

Dedim ya, başlarım… canim istediğinde devam eder… bir yerlerde koyarım noktayı!




İnsanı anlayabilmen için…
Önce tabiatı anlamalısın, hayvanlar âlemini, sonra insan doğasını…
Ruhunun karanlıklarına inebilmelisin, görmelisin çirkinlikleri…
Tabii güzellikleri de göz ardı etmeden…
Anlamaya başlamalısın neler, NELER yapabileceğini ve yine bileceksin…
İnsan beyni çalışma şeklini ne hayal ürünü nedir gerçek ve en beteri…
Pekiştirmeleri, yani zihnin > kendine göre < neleri bir araya getirip “bir gerçek” yaratabileceğini…
BILECEKSIN ki anlayasın insanı…
Bilinçaltı…
Yani insan kontrolünde olmadan dili ile, vücut bütünlüğü ile anlattıklarını…
Anlayabilecek halde gelebilirsin gözlemleme, tecrübe ve bilgi ile!

İnsan…
Öyle bir varlık ki…
Ya…
Küfür etsem yeridir, riya…
Gerçeği arar durur, gerçeği sever, değer verir ama bir yalan dünyada yaşar…
Ve yalanı…
Kendi “gerçeği yapar”

Hayal âlemimi???
Yok, daha farklı, hayal kurar, hayallerini gerçekleştirmeye çalışır ama…
Az insan vardır hayallerini gerçekleştirip yaşayan, daha farklı, anlatması oldukça güç…
Gerçeklerin hayalini, hayallerin gerçeğini desem belki anlarsın beni(!)

Perspektif…
Yani bakış açısı…
FELSEFE, derin düşünce…
Ve insan “müdahale” etmese gerçeklere, anlayamaz tersi, yüzü…
Hatırla…
Yazmıştım SANA, insan acı çektikçe anlar yaşadığını…
O halde, acı yaşamaksa, gerçekse…
Sevinç dolu o anlar ne?

DIKKAT
Aşk ve şarap…
İkisinden de sadece yudumlamalı…
YOKSA…
Yapar çok ciddi baş ağrısı!


😊
the street philosoph

Demedim mi demekten iğrendim

11:25 / 10:25

Dolar 5,84
Euro 6,57
Çeyrek altın 392
Borsa 96147

Taze yeşil…
Rengi bir bambaşkadır taze yeşilin…
Çok severim, içimi acar…
Ben karamsar…
Tabiat uyanıyor nihayet, hava çok güzel…
Güneşlik, dün, evvelsi 20 derece ve üzeri canım çıkmaya başladı yine, dayanamıyorum sıcağa…
Ne sıcağa ne soğuğa…
17 derece, benim ısım, kaç gündür Omaya gitmedim…
Eğil kalk, değil benim işim. Bir yamuldum pir yamuldum…
Sinir sıkışması herhalde, tarifsiz, kısa ama çok can yakıcı acılar…
Frankfurt’daydım, gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm…
Çok oluyor, hele yeni arabayla hiç yapmadım…
Tatil ya yollar müsait, 220 ve üzeri…
Allah ne verdiyse bastım gaza…
İyi geldi adrenalin!

Valide…
Yine iki gözü iki çeşme, kadının yüzüne bakmaya, yanına yaklaşmaya gelmiyor…
Gördü mü beni başlıyor zırlamaya…
Ne yapacağım bilmiyorum valla.

Zar zor yolladım, yemin billah…
Bilse…
İmkânsız, milim kıpırdatamam…
Sevmem gizli saklıyı, Allah’ın bildiği kuldan saklanır mı?
Gerçi…
Al işte bak yukarıdaki rakamlara, anlatsan, söylesen, dil döksen…
Yalvarsan ne fark eder ki?

En nihayetinde yine olacak, yazılı olan!!!

“…İstenmeyen bazı olaylar meydana gelmiştir…”

Günaydın…
Böyle diyor Bay Pezevengin, Savunma Bakanı…
ISTENMEYEN…
B.k istenmeyen, gel sen bunu nineme anlat…
Yok, O adiyi savunmam, savunamam. Hiçbirini ne iktidarı ne muhalefeti…
Zaten en > büyük endişem < bana FETÖ yakıştırması yapabilecekleri…
Allah…
FETÖ’nün de AKTÖ’nün de belasını versin sabah sabah…
Sabah, sabah dedik de…
Dolar 5,83 altın 393 bandında hareket ediyor, Tayyipistan saati yedi suları…
Seçim süreci boyunca bu pezevenk Y-CHP’yi HDP ile ilişkilendirmedi mi?
Sonunda…
Üç – beş serserinin tepki vermesi normal değil mi?

Dikkat etmeli, toplumu germemeli…
Ağızdan laf değil söz çıkmalı…
Sonuçları…
Bir ucundan diğer ucuna kadar düşünülmüş, tartılmış sözler çıkmalı!
NOKTA

Bana mı diyorsun? 😊 Acı bir tebessümdür bu, acı

Bilirsin, kadın için derler…
Her kuşun etti yenmez diye…
Her kuş kafese girmez, girse bile uzun süre orada yaşayamaz…
“Bir ışıltı saçarlar etraflarına”
Tüyleri ile, sesiyle belki…
Farklı kuşlardır onlar diğerlerinden çok farklı…
Gittiklerinde…
Genelde ebediyete, arkalarında derin bir boşluk bırakırlar!

Biliyorsun derdimi, yok değil kendimle ilgili…
Diğeri…
Ne yapacağım, nasıl yardımcı olacağım bilmiyorum ki!

İçimde bir hüzün…
Melankoli desem değil, ağırlık, küp gibi…
Yüreğime oturdu bir kaya…
Ne kalbim atabiliyor ne nefes alabiliyorum sanki.
x

Ha Camii, ha kilise veya sinagog…
IBADET eden insanlar…
IBADET…
Dikkat, mezarlığa bile saldiriyorlar…
45 ile başladı 190’a çıktı ölü sayısı…
K nokta K noktaya yapılan saldırı, bekle daha neler neler olacak!

Ümmet-i Müslimin; Eyyy Ümmet-i İcâbet*

Sözüm sana > kardeşim < İster AKP’li, MHP’li, Y-CHP’li, Arap…
Ya ne olursan ol, Türk, Türkiyeli…
Hristiyan, Musevi…
Neye itikat (inanç) edersen et, bir oku sana diyeceklerimi…
Güç sahibi bir insanın…
Bir devletin başına geçmiş bir insan olabileceği gibi, bir şirket yöneticisi…
Bir ana, bir babada olabilir mesela…
Ne yaptığı değil ki öyle şeyler yaptı ki O adi…
Yenilir, yutulur cinsten değildir…
AMA…
Bir insanın muktedir (güçlü, iktidar sahibi) olmasına rağmen
> neler yapmadığı daha önemlidir! <

INAN…
Yürektendir sözlerim, canı gönülden…
Allah…
Herkese nasip etsin gidip oraları görmeyi…
Kudüs’ü…
Gitmedim, inşallah Allah bunu da nasip eder Mekke ve Medine’yi…
YOK…
Benden ne hacı olur ne dini anlamda bir hoca, bir öğretmen belki ama hacı – hoca olamam ben!

Ben kendimi biliyorum ya, BIIYORUM…
Yeri gelir yine bir – iki kadeh içerim, tepem atarsa ana – avrat düz giderim…
Gerçi geçti o günler ama biliyorum yapamam, imkânsız…
Güzelse, canım çekerse…
Kadında, helal – haram ayrımı yapamam…
Uyarım şeytana!

Halbuki…
Tüm Hak dinleri bizleri tamda bundan men etmez mi?

Bana göre Hacıya giden bir insan artık dünyeviden mümkün mertebe kendini arındırarak kendini Allah yolunda, Allah uğrunda bir yaşama hazırlamalı…
AMA…
Her birimiz sadece birer insanız!

Ancak…
En büyük sorunda tam burada yatmakta, insan oluşumuzda…
Birer kibir abidesi…
Hele çağımızda “her birimiz” birer Internet bilmişi…
Internet…
Gerçek ve güzel bilgilerle dolu olduğu kadar, özellikle karakteri oturmamış kişiler için çok tehlikeleri bir mekân.

Bu yazım geçenlerde televizyonda yayınlanan görüntüler üzerine yazılıyor…
Düşüncelerim, görüşlerim…
Ama doğru ama yanlış, paylaşırsınız, paylaşmazsınız orasını bilemem…
Burada, Avrupa’da Paskalya tatilindeyiz, Hristiyanların…
Aslında hepimiz için kutsal sayılamsı gereken bir gün…
Çünkü Allah bir AMA Rabbin birçok elçisi var ve bunlardan biri Hz. Isa…
Kutsal Kabir Kilisesi (Grabeskirche)…
Hz. Isa’nın buradan göğe çıktığı varsayılıyor…
Mescid-i Aksa gibi, ALLAH hepinize gidip görmeyi nasip eder inşallah…

Allah BIR…
Ve birçok peygamberleri var. Allah ve elçileri…
Ama insan ve kibri, çok bilmişliği…
“Ben doğruyum, sen yanlışsın kabulü”

Yıllardan 1757…
Padişah III. Osman o kadar bıkmış ki bu tartışmalardan, çekişmelerden…
Duyuruyor bir ferman…
DIKKAT…
Hristiyanlığın üç ana akımı, mezhepler yani…
Yiyor birbirini…
Çağımızda bu ferman “Status Quo” olarak bilinir…
Yok, girmeyeceğim ayrıntısına çok uzayacak, başka bir şeye dikkatinizi çekerek gelmek istiyorum Müslümanlığa!

O videoda dikkatimi çekene!


Birinci resimde Hz. Isa’nın göğe çıktı mağaranın üstüne inşaa edilen kiliseyi görmektesiniz…
DIKKAT…
Dedim ya yazının konusu bu değil, içinde bir bina daha var…
Mağarayı örtüyor…
>>> Yıkılma, yerle bir olma tehlikesiyle karşı karşıya <<<
Sözde inançlı insanlar değil mi?
Üç mezhep tadilat hususunda anlaşamıyor…
Ya…
Böyle saygısızlık, böyle terbiyesizlik mi olur???
O merdiven…
En azından orada 200 seneden beri durduğu rivayet edilir…
EN AZINDAN…
Tadilat için gelen bir ustanın oraya bıraktığı söylenir, O merdiven…
Kaldırılsın mi kaldırılmasın mi diye hala tartışıyorlar!

NEDEN anlatım bunları size?

Bak güzel kardeşim…
Eyyy Arap, biliyorum ta oralardan da beni okuyan var…
Ümmet-i Müslimin; Eyyy Ümmet-i İcâbet…
Yazık değil mi çocuklarımıza, yazık değil mi kadınlarımıza…
YAZIK DEGIL MI BIZE, HEPIMIZE YA HEPIMIZE?
Yazık değil mi???

Dediğim gibi Paskalya bir nedendir…
İkincisi…
ANLA, sadece Müslüman değil birbirini yiyen…
YAMYAM!

„Bak güzel kardeşim…
AKP’lisi, MHP’lisi, Y-CHP’lisi…
Hiç fark etmez kim olursan ol Mevlâna Hazretlerinin dediği gibi:

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi,
İster puta tapan ol yine gel, ,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya sevgiden başka bir tohum ekmeyiz biz…
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Mademki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik…
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.

Benim gözlerimle göremesin bu dünyayı, az insan vardır böyle eğitilen…
Ayrıntıya dikkat ederken bütünü göz önünde bulunduran…
Ve yine her gözün görmesi mümkün olmayan…
Bilgilere erişen…
Bu bilgilerin iyi kötü değerlendirmesini, nispi doğru yapan!



Dünya kaynıyor…
YOKKK…
Senin hiçbir zaman görüp giremeyeceğin AMA benim kulağıma gelen kapalı kapılar ardında yapılan planlar…
Bilsen var ya kafayı yersin, korkudan tir tir titrersin…
Öyle korkunç, öylemesine acımasız…
İnsan, bebeler ya bebeler…
“Bir avuç et yığını” yüreğimizi ısıtan, sevgi dolduran…
Sanki sinek…
Sanki haşere…
Karar kılıyorlar gıyabımızda, ölümümüze, açlığa!



Aklını başına topla…



BEN…
Ayırmam başörtülü, başörtüsüz…
Anlatım sana sevdiklerimi, ailemin kadınlarını…
Var içlerinde başörtülü, başörtüsüz…
AMA…
Her biri bilir yerine göre davranmayı…
Bir Camii bir mezarlık ziyareti, bir mevlit mesela…
Örtünmeyi, baş açmayı…
AYIRIRIM…
Türbanlı orospuyu, en yüce duyguyu…
Allah’a olan sevgiyi…
Dünyeviye satanı!

Ben sana düşman değilim arkadaş…
AMA SEN…
Ayırmasını bil dostu, düşmanı!


…“

Kendi kendimden yaptığım bir alıntı, 29.01.2019 günü yazmışım!

Gamlı Baykuş’tan havadisler

Sağ olsun var olsun sevdiceğim hatırlattı bana…
Evet…
Allah diye diye gitti oturdu bin bir odalı saraya, vardı gücü…
VARDI…
İnandırıcılığı, ALLAH…
MEVLA’M…
Yardımcımız ola, O, O ADI yapmadı çünkü onun niyeti farklıydı…
Soygun, talan…
Yakın tarihin en büyük soyguncusu, aklıma gelir:

Merhum Şeyh Edebâli’nin merhum Osman Gazi’ye yapmış oldukları bu nasihatlerinden biri şöyledir:
„Oğul!
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler.



Üç kişiye acı:
• Cahiller arasında âlime.
• Zenginken fakir düşene.
• Hayırlı iken itibarını kaybedene.
Unutma ki, yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir.



Coğrafyamızda hüküm süren savaşlar, Iran, Irak ve Suriye…
Bak dün yapıldı halk oylaması Mısır’da, ne oldu bilmiyorum. Bakmadım…
Bugün Ukrayna galiba…
Bak, kaldır başını bir zamanlar Türkiye Cumhuriyeti olan yerden bak dünyaya…
HERKES…
Devletler, toplumlar BIR olmaya çalışıyor, bir bizler…
Sözde Müslümanlar, mezhepçiliğimiz, kin ve nefretimizle…
Birbirimizi yiyoruz(!)

Eğitiyorlar milisleri…
Allah diye diye, şehitlik mertebesi…
CAHIL KÖPEK…
Diyor sadece bizde var, Devletin baş pezevengi gibi…
Bok yemişsin sen bok…
Bir bilsen, ah bir gidip görsen Israil’i…
YA haham, haham…
Ortodoks, o insan ile yaptığım sohbeti…
>>> Gözleri parladı benimle konuşurken, Gözleri! <<<
Allah belamı versin yalanlım varsa, anlıyor musun Allah bin bir türlü belamı versin!

Nasıl sahip çıkıyor Israil oğlu mirasımıza, ah bir bilsen, gidip görsen nasıl sahip çıktıklarını. Sözde din kardeşin ise yıktı kaleyi, hatırla!

Uzun lafın kısası kardeşim…
Sözde değil, ÖZDE…
Bize birlik lazım, içimizde VE en önemlisi…
Iran, Irak, Suriye ve Türkiye…
Mümkün olsa Mısır…
VE…
Israil oğulları bir araya gelip bölgesel bir birlik oluşturmalı…
Nasıl ki en büyük hayalim, BILIYORUM, EMINIM getirecek gerçek REFAH…
Ülkemizi bir baştan diğer başa süsleyecek bir su yolu…
ÖYLE…
Getirecektir bu en azından beş ülkenin, Mısır’ı dahil et altı ülkenin birleşmesi…
Ortak bir pazar ve savunma hattı coğrafyamıza barış, bet ve bereket!

Not: Belki bir gün daha ayrıntılı anlatırım anlatılması gerekenleri…
Bu sadece izlencenin bir yorumuydu…
“Wenn zwei sich streiten freut sich der dritte”
Der bir Alman atasözü!

Biliyorum var bu sözde „birlik“, var ama sözde, kâğıt üzerinde…
Var mı bir yaptırım gücü, ekonomik siyasi…
Var mı?
Benim tasarladığım gibi değil ama bir şeyler var.
O pezevenk, adam olsaydı belki başarabilirdi insanları bir araya getirmeyi…
Kendi ülkesinde ayırdı milleti birbirinden, ayrıştırdı…
Nerede…
Söyle nerede böyle yüce bir ülküyü hayta geçire?

Şimdi birlikten söz ediyor…
Ya siktir git ulan gavat, siktir git!

Yoruldum gülüm, biliyorum Sırbistan, Arnavutluk, Türkiye falan AMA INAN yoruldum.
*İcâbet etmiş, îmânla şereflenmiş olan ümmet


Izledin mi bebeleri?
😊

Die geheime Welt der Babys

Mutlaka izle mutlaka. Arven, ailenin en küçüğü, bir yaşına girdi girmedi. Güzel bir bebek değil ama çok sevimli, bir vidosunu izledim. Uyuyan babasının taklidini yapıyor, “çirkin oluyor, çirkin” hani bebeler yüzlerini buruşturuyor ya, o burunları alıyor bir garip hal, öldüm gülmekten.
PEZEVENK, evlenmedi ki alayım kucağıma bir, iki!

Yeminle kadın, yeminle…
Olsa sağlık, yaş on beş, yirmi daha genç…
Kendim yapacağım iki, üç tane. Öylesine bebek özlemi çekiyorum. MUTLAKA izle…
Hani hep Allah koruyor diyoruz ya, INAN…
Akil almayacak şeyler.

izle