Sana bir tanemmm

Her zaman…
Her yerde, hep içimde…
Taaa derinlerde kadın, taaa derinlerde…
O üç odandan, birinde…
Hemen ilk göz ağrımın yanında…
Diğer odalar, tüm kapılar…
Haytama girip çıkanlar, soldular…
Bu kalp seni unuttur mu?

Ve gecelerim…
O bitmek bilmeyen geceler…
Yalnız…
Sensiz gülüm sensiz!

Yüzde beş bilmem ne

Tahmin ediyorum, evet…
Belki biliyorum, his ediyorum diyebilirim, yazacaklarıma inanmayacaksınız!?

Bu bir örnektir, bir misal. Bu örnekten yola çıkarak bir ihtimal bazı sonuçlara varabilirsiniz…
Tabii ki karar sizin, tabii ki sizler benden daha deneyimli, bilgilisiniz…
Hani elçiye zeval olmaz derler ya, ben diyeceğimi diyeyim, iletmek istediğimi sizlere iletmiş olayım, sizler kendi kanaatinize, yargınıza varın.

Gerçekten yaşanmış bir olay…
Yaşandığı yer İngiltere…
Satıcı İngiliz, alıcı İngilizler VE Çinliler…
Biri yapar da diğeri görür yapmaz mı?
Sonradan Kanada’da satmaya başladı…
Satışa sunulan ürün…
Biraz Azot, biraz Argon, Karbondioksit’siz olmaz ve Oksijen…
Bildiğin hava…
Kafaya bak ya, sen doldur boş şişelere havayı (doldurmasına da gerek yok, kapağını kapat yeter) sat…
Tertemiz İngiliz, kır havası diye…
Özellikle Çinliler kapış kapış ediyormuş, bu yüzden sürmüşler birde şişede Kanada havası piyasaya…
Salak çok olduktan sonra…
Yüzde beş büyümeye benzettim biraz…
Dünya kerizinin ona buna sözde kafa tutmasına…
Türkiye’de, nasılsa enayiyi çokça!

Söz konusu haber
http://www.n-tv.de/mediathek/sendungen/auslandsreport/Britische-Familie-verdient-mit-scheinbar-leeren-Einmachglaesern-Geld-article17018276.html

Not: Hastane, doktor…
Ve sevdiklerim ve kalbimde olanlar ve ben koma…
NOKTA
Zorlama gülüsü zorlama, kafayı toparlayabilirsem en önemlisi güvenlik…
Hem sonra günler yaklaşıyor, biliyorsun bana neler oluyor günler yaklaştıkca!

Bak gülümmm, biricik papatyam

Yapma kadın, yapma dedim sana…
Üzerimde baskı oluşturma, senin yolun ayrı, benim yolum ayrı budan sonra…
Bir yudum su, su gibi muhtacım kraliçeme, kalbimin kraliçesi, bir taneme, son göz ağrıma…
Yapma kadın, yapma. Üzerimde baskı oluşturma…
Senin için neredeyse yapamayacağım yok gibiydi bu dünyada…
Yüreğime hapsettim hevesimi, gelip bulacağım seni öbür tarafta…
Üç çiçek açacak gönül bahçemde, nadide, kefareti yalnızlıktır bu aşkın bu diyarda…
Her birinizi ayrı ayrı koklayacağım cennet bahçelerinde, unutma, dedim ya sana gönül dediğin bin bir oda!

Ben

Recep Tayyip Erdoğan denilen yaratıktan daha aptalım, daha salak…
Bu kesin!

Arkadaş…
Beni önüne gelen herkes kandırıyor, aldatıyor…
Onu hiç olmazsa onun gibi bir it kandırdı, beni kalbimde taşıdıklarım…
Altımdan giriyorlar üstümden çıkıyorlar, katakulli falan Önder yamuldu…
Yelkenler indi, direnç eksi derecelere düştü(!)

Önümüz kış…
Çocuklar küçük, ne zamandan beri köpek için yalvarıyorlar…
Ulan ev zaten hayvanat bahçesi, tavşan, tavuk, kedi…
Köpek eksikti!

Hep Dayday’in suçu, onun hayvan sevgisi tüm evi deli etti…
İlginç olan her şey dönüyor dalaşıyor Önder başına patlıyor…
Evde yer yok Dayday bakar mısın? dükkânda, odanda yer var…
Ağabey izine gidiyoruz bakar mısın?
Hep Önder hep Önder…
Köpek şart, çocukları koruyacak bir şeyler lazım…
Hem eğlence hem mana ile spor…
Yok çaresiz gidip alacağım, anne – baba çocukları bastırıyor ama gizliden gizliye istediklerini biliyorum, alırsam seslerini çıkarmazlar. Ev tadilatından bir sürü ısı yalıtım malzemesi kalmış…
Bir havhav kulübesi yaparım yazın serin, kışın sıcak…
Kulübeyi biraz geniş tutarsam…
Dünyanın bin bir çeşit halleri ne olur ne olmaz…
Bendeniz…
Kucak yaparım havhava, sarılırım sımsıkı…
Gerekli hallerde sığınma başvurusu, mülteci müracaatı dahi yapabilirim…
Ulan ne hallere düştük, kurt kocamaya görsün itin, köpeğin maskarası olur.

😊

Ne büyük başım varmış

Meyve veren ağaç taşlanırmış!???

Belki bilir, tanırsınız bu duyguyu…
Hani insan başka bir işe yaramasa bile varlığı ile, aldığı nefes ile başkasına güç – kuvvet, güven veriyor ya, Hani iyi ki varsın diyoruz bazen…
Her halde ona benzer bir şeyler olmalıyım ne benimle ne bensiz…
Bir bilseniz…
Ah ne isimler veriyorlar ne lakaplar takıyorlar bana AMA…
Bensizde olmuyor, gücüme gidiyor, kendimi işe yaramaz his ediyorum…
Evlat geldi, bilgisayarı…
Yarım saate komaya soktu beni!

Küfrün bini bir para…
Ama…
Tek salak babasının oğlu olsa da benim evladim değil…
Neredeyse tüm bilgisayar kullanıcıları ayni hatayı yapıyor…
Özellikle etkili home officlerde…
Allah ne verdiyse Desktopta, yani masa üstünde…
Oğlanda 25GB…
Profil kardeşim profil, yok FaceBOK profili değil, kullanıcı profili, Windows’da…
Baba, bilgisayarım çok yavaş…
Ehhh…
Haliyle yavaşlayacak, her bilgisayarı açtığında 25GB desktop profilin diğer bilgiler yanında okunuyor…
Kapatırken…
Her seferinde kayıt ediliyor!!!

Registry gittikçe büyüyor(!)
Iman temizlikten gelir, masanı topla, kendini derle bak bakalım bilgisayarına ne oluyor, sana!

Moğollardan beter ve perde arkası

Tarih 1243 yılını yazıyor…
Moğollar bir kısrak başı gibi Akdeniz’e uzanan Türk yurduna giriş yapıyorlar…
Tahribat çok büyük, Vandallar misali bulduklarını yakıyor, yıkıyor, çalıp çırpıyorlardı…
Türk’ün biriciği, eşi, yoldaşı, çocuklarının anasına tecavüz sıradanlaşırken edilmedik zulüm, baskı, yapılmadık işkence kalmıyordu.

Zaman O zamanlar böyleydi…
O günlerden bugünlere çok bir şey değişmedi, güçlü güçsüzü ezer, büyük balık küçük balığı yer…
Üste kalan, alta kalanın canı çıksın der.

Bir rivayete göre Osmanlı, Türk’ün kadınına edilenden ders çıkarmış…
Bundan böyle Türk kadınına, helalisinden başka el değmesin diye ecnebi avratları karı yapmaya karar kılmışlar(!???)

Ba, ba, ba…
Bak şu işe, ulan altına aldığın kadının Türk’ü, ecnebisi mi var?
O da senin, “namusun”, bu da SENIN, “namusun” kendine karı ettiğin, belki yüreğine hapsettiğin…
İkisinden birinin saçının teline gelen zararda herhangi bir fark mı var?
Bende bir erkek, pardon bir çeyrek olarak bilmez miyim ağız tadımı?
Ecnebi avaraların avantajlarını…
Boysa, boy. Endamsa, endam, fiziki öncellik ve inceliklerini…
Laf işte, bahane(!)
Ulan kereviz…
Sen padişahsın diye ayrıcalığın mı var, köydeki, mahalle arasında ki garip Türk’ün günahı ne?

Rabbena hep bana…
Sana şapır şupur, yarabbi şükür…
O gariplerinde arada bir de olsa, canları değişiklik, bir muhallebi istemez mi?
Şöyle bir yumulsunlar bir iyicene, gönüllerince!

Zaman O zamanlar böyleydi…
O günlerden bugünlere çok bir şey değişmedi, güçlü güçsüzü ezer, büyük balık küçük balığı yer…
Üste kalan, alta kalanın canı çıksın der…

Yıl 1901…
Çin…
Boxer ayaklanması…
Baba ölmüş, genç oğul tahta geçmiş…
Yani kayser var ama daha genç, toy…
Ülkeyi >>> perde arkasından <<< ki kelimenin gerçek anlamıyla öyleydi…
Cixi yönetiyordu, Cixi…
Kayser’in annesi!

😊

Merak ettim doğrusu…
Üstü kapalı anlattım, dedim diyeceğimi…
Bir nevi şifreli…
Ne anlatmaya çalıştığımı anlayanınız var mı?