Yasaklı kitaplar listesi

Eğer ben sorup öğrenmek istemediğim takdirde…
Hayatımda en nefret ettiğim şeylerin başında gelir; bana NE ve NASIL yapılacağının söylenmesi(!)

Delirtir beni…
Ve ben bildik bir deli olmadığım için sonuçları genelde karşımdaki için kötü olur…
En azından burnundan fitil fitil getiririm sözlerini. Hele yasaklar, zorlamalar iyice zıvanadan çıkarır beni.

“Yasaklı kitaplar listesi, farklı ülkelerde çeşitli zamanlarda iktidarda bulunanlar tarafından siyasi, toplumsal, dinî veya ahlaki dürtüler ile süresiz olarak ya da belirli bir süre için satışına, dağıtımına veya erişimine engel olunmuş, basılıp dağıtılmış olanlarının da toplatılmış olduğu kitapların yer aldığı liste. Birçok durumda yasaklanan bu kitapların yazarları da yargı önüne çıkartılmış ve cezalandırılmışlardır. Bu kitaplardan bir kısmı zaman içinde aklanmış ve yeni baskıları yapılmıştır.

Bir tür sansür uygulaması olan „kitap yasaklama“ farklı ülkelerde farklı biçimlerde uygulanmıştır. Bir ülkede baş tacı edilen bir eser, başka bir ülkede o ülke hükûmetinin normlarına uymadığı için yasaklanabilmiştir. Kendi ülkesinde yayımlanmasına bile fırsat verilmeyen bir kitap, politik çıkar elde etmek için karşı blokta yer alan ülkelerde hemen en çok satan kitaplar listesine girebilmekte, hatta ödüllere boğulabilmektedir. Örneğin Boris Pasternak’ın Rus Devrimi sırasında geçen romanı Doktor Jivago’nun, SSCB’nin resmi görüşüne uygun olmadığı için kendi ülkesinde yayımlanmasına izin verilmemişti.
Müsveddeleri 1957’de gizlice Avrupa’ya kaçırılan roman ilk kez İtalya’da hem Rusça hem de İtalyanca basılmıştı. Daha sonra tüm dünyada sayısız baskıları yapılmıştı. 1958’de ağırlıklı olarak bu kitabından ötürü Pasternak’a Nobel Edebiyat Ödülü verilmişti. Hatta İngiliz gazeteleri, Pasternak’ın bu ödülü almasında İngiliz ve Amerikan gizili servislerinin rolü olduğunu dahi ileri sürmüşlerdi.
Aynı ülke içinde bile farklı topluluklarda değişik uygulamalara rastlamaktadır. Örneğin Amerikalı yazar John Steinbeck’in konusu Büyük Ekonomik Buhran yıllarında geçen 1939 tarihli Pulitzer Ödüllü romanı Gazap Üzümleri (The Grapes of Wrath), ertesi yıl başarılı bir sinema uyarlaması da yapılmasına rağmen tarım şirketlerinin baskısıyla yazarın memleketi olan Salinas, Kaliforniya’da bile 1990 yılına kadar halk kütüphanesine girememiştir. Eserin sendika yanlısı duruşu ve ABD’deki fakirliğe ve eşitsizliğe vurgu yapması hem romanın yazarı John Steinbeck’in hem de uyarlama filmin yönetmeni John Ford’un Amerikalı senatör McCarthy tarafından komünizm yanlısı eğilimleri olduğu iddiasıyla Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nde soruşturmaya uğramalarına yol açarken, ironik bir şekilde romandan uyarlanan film Josef Stalin’in emri ile 1940 yılında Sovyetler Birliği’nde de yasaklanmıştı. Yasaklanma gerekçesi ise filmde en fakir Amerikalıların bile araba sahibi olabileceğinin gösteriliyor olmasıydı.
Dünya üzerinde hemen her ülke, tarihinin belli dönemlerinde kitaplar ve benzeri yayınlar üzerine az veya çok bir denetim getirmiş, zaman zaman farklı derecelerde sansür uygulamıştır. Sansürü uygulayan merci her zaman hükûmetler olmamıştır. Bazen de siyasi erk için hiçbir sakıncası olmayan bir kitap, dini otoriteler tarafından kendi cemaatlerine yönelik olarak yasaklanmıştır. Örneğin kilise yetkilileri ahlaki açıdan uygun görmedikleri müstehcen eserleri, hattâ açık saçık olmadıkları halde laiklik ve putperestlikle ilgili fikirleri içerdiklerini düşündükleri eserleri yasaklamışlardır. Bunun tersi olarak, aralarında İncil’in de bulunduğu birçok dini kitap da çeşitli ülkelerde hükûmetler tarafından sayısız kereler yasaklanmıştır.
Yasaklanan bir kitabın yeni basılmış ve iktidarın dikkatini yeni çekmiş olması da gerekmez. Bir kitap basıldıktan yüzyıllar sonra da sansüre uğrayabilmektedir. Örneğin Voltaire’in 1759’da yayımladığı Candide adlı romanına müstehcenlik gerekçe gösterilerek 1930’da ABD gümrüklerinde el konmuştu. Aynı şekilde Geoffrey Chaucer’ın 14. yüzyıl’da İngiltere’de yazdığı Canterbury Hikâyeleri ve Orta Çağ’da kaleme alınmış Orta Doğu kökenli anonim eser Binbir Gece Masalları da ABD’de yüzyıllar sonra aynı akıbete uğradılar. Keza Aristofanes’in MÖ 411’de yazdığı Lysistrata, savaş karşıtı mesajından dolayı 24 yüzyıl sonra, 1967 yılında Yunanistan’da askerî cunta tarafından yasaklandi.
Zaman içerisinde rejimlerin ve hükûmetlerin değişmesiyle birçok yasaklı kitaba ve yazarlarına itibarları iade edilmiş, kitapların yeni baskıları yapılabilmiştir. Buna rağmen 21. yüzyılda bile birçok kitap, birçok ülkede yasaklar listesinde yer almaya devam etmektedir. Bir zamanlar Almanya’da baş tacı edilmiş olan Adolf Hitler’in otobiyografik-politik kitabı Kavgam (Mein Kampf)’ın 31 Aralık 2015’e dek yeni baskılarının yapılmasına izin verilmemekteydi. Avusturya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde kitabın bulundurulması bile yasaktır.
„Amerikan Kütüphaneler Birliği“ 1982 yılından bu yana her yıl Eylül ayının son haftasını “Yasaklı Kitaplar Haftası” olarak ilân etmiştir

Türkiye’de yasakların kısmen kaldırılması
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “Üçüncü Yargı Paketi” kapsamında yeniden değerlendirilmesi için gönderdiği “Yasaklı Yayınlar Listesi”yle ilgili incelemeyi iki ayda tamamlayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na bağlı Basın Suçları Savcılığı, 453 kitapla ilgili yasağı tam 63 yıl sonra kaldırmış oldu. Söz konusu yayınlarla ilgili yasak ve toplatma kararıyla ilgili takipsizlik kararı veren savcılık yasağın 5 Ocak 2013’ten itibaren hükümsüz kalmasını kararlaştırmıştır. Yayıncılıkta düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili engellerin devam ettiğini söyleyen Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Kenan Kocatürk ise yasağının kaldırılmasının olumlu bir gelişme olduğunu ama yetersiz bulduklarını bildirmiştir.
Dünyada ve Türkiye’de yasaklanan kitapların sayısı onbinleri geçmektedir. Sadece Türkiye’de bugüne kadar toplamda 23 bin kitap yasaklar listesine girdi“

https://yadi.sk/i/azclCc81doksYg

https://yadi.sk/i/GIBEIF013QuLTg

https://tr.pdfdrive.com/download.pdf?id=117483136&h=b85702cf566c1f4af98d342461a837a3&u=cache

https://tr.pdfdrive.com/download.pdf?id=117505340&h=fdbb341c5884266750afa565c65dbdb6&u=cache

https://www.marxists.org/turkce/politzer/politzer.pdf

Konu ile ilgili…
Bilirsiniz beni, AKP ve O pezevenk AMA önce Allah, Allah var yukarıda…
Yani…
Doğruya doğru…
Aslında bugün kadını yazacaktım, KADINI…
Hani boşanmak isteyince öldürüyoruz ya ONU…
Yaparsa bir şeyler, ANLA…
Ben bile geri durmam çünkü ihanetin cezası ölümdür…
Hani kafa bozulunca dövüyoruz ya…
Ağız, burun bir tarafa…
Kadına, çocuğa el kaldırmasını sevmem ama…
Utancımdır…
Evet, övünmüyorum olanlar ile…
Yapmadım değil, köpekler gibi pişmanım mesela, şaka oldu kaka…
Rahmetli yedi tokadı benden kardeşlerinin yanında. Olmamalıydı…
Oldu…
Yani bende eleştirdiklerimden daha iyi değilim, bunu anlatmak için yazdım bunları…
Fark…
Belki tokat ile dayak arasında.

İnsanız…
Sadece insan bunu unutma…
AMAAA…
Biz insanken hükümetlerin yanlış yapma, yasaklama, baskı, şiddet uygulama gibi bir lüksü yoktur!
NOKTA

Siyasetçi olsa bile seçmenin aynası ve her toplum hak ettiği şekilde yönetilse bile…
YOK…
Siyasete soyunan, bir toplumu yönetenin en azından düşüncelere, görüşlere bu çağda gem vurma hakki!

http://magazin.spiegel.de/EpubDelivery/spiegel/pdf/9158996

Karşılıklı bir analiz yapacaktım…
Şeffaf toplum, şeffaf devlet hakkında.

Allah belanı versin KATIL Tayyip, Allah belanı versin! 2 şehit

10:31 / 09:31

Dolar 5,81
Euro 6,58
Çeyrek altın 409,11
Borsa 92435

Bir toplu katliam yapmayı düşünüyorum, hastaneye yatmadan başladığım ama bitiremediğim kimi önemli konulara nokta koyayım. Bir perde arkası “hikayesi” olacak…
EMINIM…
Bilmediğiniz birçok konuya değineceğim, bilmediğiniz…
VEYA…
Bu şekilde hiç düşünmediğiniz konulara. Mesela futbol…
Susurluk olayını hatırlıyor musunuz, onun benzeri…
“Devlet” ekonomisi…
DEVLET, devletse “kurmaz çete, suç örgütü”
AMA…
Mevcut olanı kullanır!

Devlet, devlet değilse zaten…
Kendisi bir suç örgütüdür!

Ağırlıklı olarak sözlerim gençlere yönelik olacak…
Değilsen…
Çarkın bir dişlisi, neredeyse hiçbir zaman düşünemeyeceğin VEYA bilmeyeceğin meselelere değineceğim kısmetse!?

Haaa, bu arada…
S-400 meselesi, bakma > it dalaşına <
Karga karganın gözünü oymaz, it itin götünü koklamaktan vaz geçmez…
Bu konuyu da unutmazsam sıkıştırırım araya, sağlam yerden geldi istihbarat…
BAK…
İran’a, düşün biraz en son tehditti…
VE ANLA!

İntikam, kötü bir danışman

İnsanız, sadece insan…
Bana ne insanın özelinden, yatak odasındaki uygulamalar, tercihlerinden…
Bunlar…
Ne benim üzerime bir görev ne bir meram.

Baş…
Yastığa değmesin, uyuyup kalıyor Önder hemen…
Özür dilerim, yeni uyandım, çok yorulmuşum…
İnsan bedeni, psikolojisi…
İlginç bir ikili, beyin efendisi…
Ya hayat veya insan eğitir insanı. Beyin…
Pes dediği anda ruh ve beden gevşiyor, teslim ediyor kendini.

Saat…
Üç suları, hazırladım valideye kahveyi, yaptım kendime bir Türk kahvesi…
Hanımı merak ediyorum, ne yaptı acaba?
İnsan ile uğraşmak, bir mücadele, başlı başına. Düşündüm…
Aklıma geldi sevdiklerim tek tek.

Bayram ertesiydi…
Bizim ergen…
Arkadaşları ile Wiesbaden’de buluşacakmış…
Aldım götürdüm üçünü.

Evlat…
Lise zamanlarıydı, Almancası “sokak Almancası”
Gündelik yani…
Aslında gayet temiz bir dil, lehçesiz…
BENIM HATAM, BENIM YANLIŞIM önem verdim evimin içinde Türkçeye(!)

Çok çekti çocuk, çok…
Ha benim şansım, benim ben olmam…
Kardeş ne yaptı bu konuda bilmiyorum, hiç merak edip sormadım…
Tabii…
Onun hayat akışı, mesleki özel çok farklı benimkinden…
Siyasi ve birçok faklı > hayatın beni zorladığı < gidişatı(!)

Çocuğun karnesinde, Almanca yazılı, sözelde hep uyarı…
Yetersiz…
Yetersiz Almancası!

İnan, lütfen inan buna…
Kelime hazinesi olsun davranışlarının tümü, yer ve zamana göre kişiye…
Kuruma…
Bunların bilgisi nasıl davranacağını bilmek, ağzından çıkanın farkında olmak…
Çok önemli ve ben bu bilgiye iyi kötü vakıfım.

Ben olayım, ananay…
Annesi, babası hep uyardı, zorlamak istemedik, istemiyoruz…

05:06 / 04:06
Dolar 5,80
Euro 6,58
Çeyrek altın 406,90
Borsa 92826

Çocuk hayatında özellikle, kişiliğin belirginleştiği yıllarda…
Oturduğunda AMA VE FAKAT…
Sonraki yıllarda arkadaş çok önemli…
Maymunuz ya taklit ederiz birbirimizi!

Bırak şimdi kuramı, muramı bir tarafa…
INSAN…
Taklitçi, taklit ede ede, geliştire geliştire geldik bu günlere…
DaDa’nin kimi arkadaşları, hiçbirimizin gözü tutmadı…
Yabancı…
Ya biz neyiz kardeşim biz neyiz?
Herkes, neredeyse her yerde birer yabancı…

Onların yabancı olmasının hiç bir önemi yok, kişilikleri…
Sordum yolda nereye gidiyorsun?
“Arkadaşlarımla buluşup … alışverişe gideceğiz!”
Paran var mı?
“Var, 120 € aldım yanıma”
Bir kızdım, oğlum senin yaşın kaç?
Anlatmaya başladım bazı şeyleri, tehdit, zorlama, zorbalık, dayak…
Hırsızlık gibi. Kabul etti, ANLADI!

İki, üç gün sonra duyuyorum ki…
Çevirmiş bir ihtiyar yollarını…
INAN…
Dada, DayDay, ben, kardeş, evlat falan görsen Türk’ten başka her şeye benziyoruz…
Hele DaDa ayni ben, benim çocukluğumun biraz daha kumralı, ben sarı…
12…
Kendisi, muhtemelen arkadaşları. Kara – kuru tipler…
Küfür, kâfir…
TEHDIT…
Çocuklara, kızmış, kovalamış. Sözde bir şey yapmamışlar!?

Bilmiyorum, olabilir…
Haliyle çok kızdım AMA…
İnan, Allah Peygamber aşkı için inan sözlerime gir herhangi bir kent merkezine…
Almanya’da…
“Korkarsın” yollarda yürümeye, hadi bunlar çocuk…
Gör gençleri…
Izbandut gibi, SERSERI…
Çarşaflı mi istersin, türbanlı, başörtülü…
Herifler, ADILER…
Ya vallahi billahi, sarıklı, şalvarlı…
Yeşil cübbeli…
Söyle, elini vicdanına koy ve söyle…
İster, kabul eder misin böylelerini?

Peki…
Sen Suriyelilere neden karşısın o halde?
Kimsenin…
Kimseyi rahatsız etmeye hakkı yok bu dünyada, hiçbir yerde…
İnsan kendini bilmeli, BILMELI…
Birazcık uyum göstermeli!

Kin, nefret…
İntikam…
Anlayışsızlık her zaman kötü bir danışman!

NOT: Anlattım DaDa’ya evladı, ağabeysini…
Anlattım yaşadığı zorlukları…
Okumak demek, okumuş olmak demek salt bilgi sahibi olmak değildir…
Bir konuda uzman olmak, VAR, var çok böyleleri…
Fachidioten derler onlara buralarda…
Konu dışında bir soru sor, cevap veremezler sana ama konularında uzman her biri…
Dedim oğlum…
Anlattım ayrıntıları ile Alman arkadaş bile seçerken BAK AILELERINE…
Oku…
Oku eline geçen her şeyi, geliştir kelime dağarcığını, anla kelimelerin önemini.

Evlat…
Olacak siyasetçi, yolda anladım ki üniversite öğrencisi AMA…
Anlatmamışlar, VURGULAMAMIŞLAR veya benim oğlan anlamamış…
Siyaset ve hukukun karşılıklı etkileşimini…
Siyasette…
Hukukun önemini, kanunların ne demek olduğunu!

09:30 / 08:30

Dolar 5,81
Euro 6,60
Çeyrek altın 409,78
Borsa 92826

Hep derim, kimi konuda aşırı tutucuyumdur

Papaya…
Yüzde bin beş yüz katılıyorum!

Ve çağdaş insan…
Işı gücü bıraktı bacak arasıyla uğraşıyor, salt bizim zibidilerin konusu değil yani…
Gender Studies (Cinsiyet araştırmaları)
Papa diyor ki, aslında isyan ediyor…
“O…
Bizleri…
Erkek ve kadın olarak yaratı!”

oku

Vay efem…
Bedenim bana dar geliyor, ben aslında bir kadınım (veya erkek)
İsterim bebek…
Kurayım aile kiii…
Aile kavramı bana göre kutsaldır, kutsal bir kurum, bir nevi kuruluş…
Allah’ın izni, Peygamber Efendimizin kavliyle…
Lezbiyen misin nesin…
Siktir lan ibne!

Mitili, bu gençlere yazık değil mi?

Bİr, sözde bilmiyorum yani…
Adana deyimi…
Ilk defa duydum, yeni bir kelime öğrenmiş oldum…
Mitili*…
Zehirlediler…
Türk gençlerini, gençliği…
Türk…
İslam sentezi, s.kmisim beyninizi!

Haberlerde…
Gencecikler daha gencecik, kızlı erkekli…
Her biri yapıyor “Bozkurt işareti”

Çocuklar…
Yavrularımız, evlatlar…
Var mı, söyle var mı Atatürk’ten öte Türk milliyetçisi?

Sizler hatırlamazsınız, bekli bilmezsiniz…
Yıllarca kırdırdılar bizi…
Birbirimize…
Biri sağ köşede diğeri sol…
KANLI…
Bir “boks maçı”
KAYBEDEN…
Hep gençler, sağ olsun sol…
Neydi alıp veremedikleri?
Bu topraklar HEPIMIZIN değil mi?

Ve MHP, Milli Hezeyan Partisi…
Başında bir bunak…
Kalkamaz koltuğundan, yapışacak…
İnşallah İstanbul’a…
Tarihin tozlu raflarına!

* Mitili atmak deyimi Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre, bir yere yapışıp kalmak, kurulmak, kalkmamak gibi anlamlara gelmektedir.

Düşün düşün boktur işin. Ah önder ben senin ağzına yüzüne s.çayım

Bildiğin mesele, bir düzelme…
HAYATIMDA istemedim KIMSEDEN yârdim…
Belki…
Bir elin parmaklarından az 54 yılda…
Yxxx dedim böyle böyle, sakin bir anında ara beni belki yârdim edebilirsin…
ANINDA…
Döndü geri.

Aklıma ne geldi biliyor musun?
Kerhane rehberi…
Hatırladın mi, ya bizim bu millet…
Valla!

😊

Bu arada affedersin Tayyip isal oldu…
Gidiyor patır patır, dökülüyor ekonomi!

Bursaaa…
Pardon borsa 92899 Alamanya saati 15:51’de yani!

Ben yazsam inanmayacaktınız, oku İzmirlimi, OKU

Hayvan deyince hakaret sayıyorsunuz…
Pezevenk…
Pezevenk, hayvan ise hayvan…
Ve kalacak anlaşılan!

Terbiyesiz İzlanda
11 Haziran 2019

Milli takımımızı İzlanda’ya girerken havalimanında saatlerce beklettiler, mikrofon uzatıyormuş gibi tuvalet fırçası uzattılar.
Sayın hükümetimiz bu terbiyesizliği cevapsız bırakmadı, Oslo büyükelçiliğimiz aracılığıyla İzlanda’ya nota verildi.

İyi de…
Niye direkt olarak İzlanda büyükelçiliğimiz aracılığıyla nota verilmedi de, tee Norveç büyükelçiliğimiz aracılığıyla nota verildi?

Sene 1627…
12’si kadırga 15 parçalık filosuyla Manş Denizi’ni kateden Murat Reis, Danimarka ve Norveç kıyılarını talan ettikten sonra, kutuplara doğru yelken açtı, karşısına yemyeşil bir ada çıktı, İzlanda, derhal demirledi.

Murat Reis, aslında korsandı.
Aslında Türk değildi, Hollandalı’ydı.
Asıl ismi Jan Janszoon van Haarlem’di.
O zamanlar resmi izinle korsanlık yapılıyordu, mesela İngiltere devletinden ferman çıkartırsan, İngiliz gemilerine dokunmamak şartıyla, sadece İngiltere’nin düşmanlarına saldırmak koşuluyla korsanlık yapmana izin veriliyordu.
İngiltere ve Hollanda devletleri bu resmi korsanlık faaliyetlerini yasaklayınca, Hollandalı Jan Janszoon şak diye müslüman oldu, Cezayir beylerbeyinin himayesine girdi, Osmanlı denizcisi oldu.
Murat Reis olmadan önce Jan Jansz, John Barber, captain John, little John, Caid Morato isimlerini kullanmıştı.

İzlanda’nın altından girdi, üstünden çıktı.
26 gün orada kaldı.
400 civarında esir aldı, bazılarını fidye karşılığında İzlanda’ya iade etti, bazılarını köle olarak Akdeniz limanlarında sattı.
Sarışın kızları ganimet aldı, hareme mareme hediye etti.

İzlanda bizimle böyle tanıştı!

İzlanda’nın bizimle böyle tanıştığını nereden biliyoruz… Esir alınan ve fidyeyle serbest bırakılanlar arasında Olaf Eigilssson isimli bir papaz vardı, yaşananları kitap haline getirdi, oradan biliyoruz.

Murat Reis’ten sonra Ali Biçin Reis daldı İzlanda’ya.
800 civarında esir aldı, sattı.
Ali Biçin Reis de aslında Türk değildi, Venedikli’ydi.
Asıl ismi Piccinnino’ydu.

İzlandalılar bizi öylesine sevdiler ki (!) aradan dört asır geçmesine rağmen “Tyrkjaranid” diye bir kavram var hâlâ İzlanda’da…
“İnsan çalan Türk” anlamına geliyor!

Ve, bu travmatik hadiseden hemen sonra “bize özel” bir kanun hazırladılar.
İzlanda topraklarında Türk öldürmeyi suç olmaktan çıkardılar!

Evet, Türk öldürmeyi serbest bıraktılar.

Taa ki 1970’e kadar…
1970 yılında bu kanunu iptal ettiler.

Ama…
Türkiye’yle asla direkt diplomatik ilişki kurmadılar!

Türkiye İzlanda’ya bir şey söyleyecekse, Oslo büyükelçimiz aracılığıyla söylüyor.
İzlanda Türkiye’ye bir şey söyleyecekse, Kopenhag büyükelçisi aracılığıyla söylüyor.

Yani anca, Danimarka ve Norveç üzerinden konuşabiliyoruz!

İzlanda’da büyükelçimiz olmadığı için, soykırım rezaletlerinde olduğu gibi “büyükelçimizi geri çektik” falan diyemiyoruz!

E hal böyleyken, vay efendim tuvalet fırçası uzatılmış filan…
Kardeşim, daha düne kadar İzlanda’da bizi öldürmeleri bile suç değildi, tuvalet fırçasından mı rencide oldun?

Üstelik…
Matahmış gibi, Sierra Leone’ye büyükelçilik açtık diye övünürken, Ekvator Ginesi’ne büyükelçilik açtık diye gurur duyarken, Angola’ya büyükelçilik açtık diye onur duyarken… İzlanda’ya neden Oslo üzerinden nota verdiğimizi merak etmene gerek var mı?

Ayrıca…

Türkiye-Yunanistan milli maçında, Paris’teki terör katliamında hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşu yapılırken, saygı duruşunu ıslıklayan, yuhalayan, ya Allah bismillah Allahuekber diye bağıran kimdi?

Rakip futbolcuyla tartışırken, işaret parmağını boğazına sürterek, senin gırtlağını keserim manasında hareket yapan, senin milli takımının kaptanı Emre Belözoğlu değil mi?

Gece kulübünde elalemin evli kadınına sarkıntılık yapan, kadının kocasına kafa atan, burnunu kıran, bilahare beline tabanca takıp, hastane basan, kafama sık filan diyen, senin milli takımının kaptanı değil mi?

Kafasına ampul şapkası takılarak miting kürsüsüne çıkarılan, milletvekili yapılan, stadyumlara ismi verilen, bilahare, terörist bu diye fellik fellik aranan, senin milli takımının kaptanı değil mi?

Alaçatı’da köfteci basan, tekme tokat kavga eden senin milli takımının teknik direktörü değil mi?

Ortadoğu alev alev yanarken, sporun kardeşliğini ön plana çıkarmak varken, yangına körükle giden, futbol sahasının ortasına Filistin bayrağı diken, senin milli takım oyuncun değil mi?

Türk vatandaşlığına geçip Atakan ismini alan Balili’nin kafasına şişe atılmadı mı? İsrail’e kaçmak zorunda kalmadı mı?

Türkiye’nin gururu Çarşı, senin ülkende, senin yandaş medyan tarafından terörist ilan edilmedi mi?

Gezi direnişçilerine “eyleminizi si.eyim, Ermenilere bıraktınız meydanı, Allah belanızı versin, vatan hainleri” diye ırkçı tweetler atan güreşçiye, milli takım kafilesinin bayrağı taşıtılmadı mı?

Ermeni açılımını futbol üzerinden yapmaya kalkıp, Türkiye’deki milli maça Azerbaycan bayrağıyla girmeyi yasaklayanlar kimdi?

Sporu siyasete alet etmek için, özellikle futbolu yandaşlaştırmak için, tribünleri politize etmek için, ne gerekiyorsa fazlası yapılmadı mı?

Gençlerimiz spor yapsın, zeki, çevik, ahlaklı olsunlar, maganda olmasınlar, ruh ve zihin sağlıkları yerinde olsun, sağlıklı düşünsünler, sporla eğlensinler diye… Dünyada, gençlerine spor bayramı armağan eden tek lider varken… Bursa’dan Rize’ye, Kayseri’den Antalya’ya, stadyumlardaki “Atatürk” ismi silinmedi mi?

“Kindar nesil” yetiştirmek isteyenler, 19 Mayıs’ı, Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı yasaklamadı mı?

2000 olimpiyatına, 2004 olimpiyatına, 2008 olimpiyatına, 2012 olimpiyatına, 2016 olimpiyatına, 2020 olimpiyatına aday olup, alamayan kim? Neden vermediler sizce?

Euro 2008’e, Euro 2012’ye, Euro 2016’ya, Euro 2020’ye, Euro 2024’e aday olup, alamayan kim? Niye vermiyorlar sizce?

Daha üç gün önce…
Konya’da, Fransa milli marşını ıslıklayanlar kimdi?

Dört yıl önce, gene Konya’da, gene İzlanda milli maçımız öncesinde…
Ankara’daki terör saldırısında hayatını kaybeden 109 insanımız için saygı duruşu yapılırken, kendi insanlarımız için yapılan saygı duruşu bile ıslıklanmadı mı?
Yandaş medya terör saldırısında ölen insanlarımızı “terör örgütüne yakın” ilan ettiği için, kendi insanlarımızın cenazesi, milli maçta yuhalanmadı mı?

Şimdi deniyor ki, İzlanda’da bize terbiyesizlik yapıldı falan…

Sportmenlikten nasibini almamış, kendi tarihinden haberi olmayan, kendisine bile saygısı olmayan bir millet, başkasından saygı bekleyebilir mi?

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/terbiyesiz-izlanda-5099489/

Bak pezevenge…
Ibnenin ekonomisine:

14:26 / 13:26

Dolar 5,80
Euro 6,57
Çeyrek altın 404,83
Borsa 93324