Genelleme, beşerî ilişkiler. BAK doktorlar genelleme yapabilir kiii

Anlattım…
DNA…
O bile “şüpheli”
Evet hepimizin iki gözü, bir kalbi iki kulağı falan var…
Hastalıklar…
Doktorlar “genelleme” yapabilir AMA…
Bir psikolog, bir sosyolog BIR ÖGRETMEN mesela…
YAPAMAZ…
Her insan kendine göre bir EVREN…
Kendi > düzeninde < döner yörüngesinde!

Dedim…
Ta çocukluğumdan beri, anlattım kimi şeyi…
Kaos…
Kaosta bile vardır bir > düzen <
Çocukluğumdan beri, bir saniye sonrasını bilmeyen, BILEMEYEN ben!

Demiştin yok öyle bir şey…
Hüsnükuruntu…
VAR…
Canlı örneği karşında!

Ne yer ne gökyüzü ne cennet ne cehennem, gerçi cehenneme benzemiyor değil. Olduğum, bulunduğum yer. Kardeş diyor “ağabey, çok örümcek kafalısın!”

İnsan…
Bildiğini, o güne kadar gördüğünü, yaşadığını esas alır ya…
Allah Ona…
Sevdiklerime, kimseye…
Göstermesin, yaşatmasın, yaşatmamış olsun…
Varayım ben örümcek kafalı olayım.

Sabah…
Gayet “iyi” uyandım, saat altı gibi ki defalarca uyandım, uyudum yine öncesi…
Kalktım kahvemi yaptım, haberleri falan izliyorum…
Hanımın kalkmasını bekliyorum…
Yedi gibi…
Bir telefon, başladı elim ayağım zangır zangır titremeye…
Allah’ım nasıl korktum, kalbim çıkacak…
Gürbüz…
“Ağabey telefon et demiştin, arabayı götüreceğiz ya bugün!”
Başladım küfür, kafir söylenmeye…
Sanki bilmiyor beni…
Atlatamıyorum korkuyu, yeminle yok bir şeyim…
İçim pır, pır!

Allah…
Yüce Rabbim kuluna katlanamayacağından fazlasını göstermez…
Nasip etmezmiş derler…
Ben…
O sınırı çoktan aştım!

İyi bir şey, olumlu bir şey ne bekleyebiliyor…
Ne düşünebiliyorum artık…
Çünkü…
Geldi mi üst üste, öyle INSAFSIZ, vicdansız geliyor ki gelenler…
Gülüyorum bazen…
İnsanlar bana göre öyle ufak tefek şeyleri dert etti mi kendine.

Bizler geldik gidiyoruz…
Demiştim kendimi güncellemeliyim diye, acilen gerekli…
Sonrasında hazırlanmam lazım sınava…
3 ay kaldı…
Bu mankafa öğrenebilecek mi onca kanunu, kuralı…
EVET…
Kanunlar, silah ruhsatı…
Kurallar, yok öyle bedava, yok.

Son zamanlarda düşünemez oldum, çok doldum…
Çok fazla üst üste gelenler…
Ufak tefek şeyler değil, balyoz gibi habire kafama inenler…
Bak…
Bekliyorum, gelecek Türkiye’den…
Allah bilir ne bekleyecek beni?

Özledim bizimkileri…
Gidemiyorum, kıpırdayamıyorum bir yere…
Nefes alamıyorum nefes!

Bizler geldik gidiyoruz, Allah evlatlarımızı korusun…
DIKKAT DIKKAT DIKKAT
BILIM DIYOR, bilirkişiler…
Örneğin çevre sorunları, iklim değişikliği…
TEK ÇARE…
Ağaçlandırma, yanıyor her yer cayır cayır…
Kesiyorlar atın için, rant için…
Karda bile…
Mikroplastik, yazarım, anlatırım bilim buldu kimi çareyi…
HANI NEREDE, NEDEN UYGULANMAYA KONMUYOR?
Çünkü menfaat çünkü para hüküm sürüyor bu dünyaya!

Aman boş ver…
Anlatsam ne olur anlatmasan ne olur…
Karşındaki anlamak istemedikten sonra…
Ya öleceksin veya öldüreceksin…
NOKTA

Birisi, hadsiz, ikide birde had bildirir ona buna, sonradan göreme bir başkası alemin toprağını satın almak istediğini duyurur bağıra çağıra, yapacağı operasyonu birilerinin bağıra çağıra duyurduğu gibi

Beşerî ilişkilerde kimi şeyler vardır, sırdır…
Örneğin yatak odası…
Ticari…
Askeri sırlar gibi, bağıra çağıra duyurulmaz, söz edilmez böyle şeylerden.

Mahremdir, mahrem…
Cinsel tercihler gibi!

Danimarka satmayacağım deyince, satılık değildir Grönland…
Ulan zorla mı?
Kırılmış haspam, götümün kenarı…
İptal etti Danimarka gezisini!

Allah…
Yüce Mevla’m kimseyi sonradan görmüş yapmasın…
Ne oldum budalası…
Görgüsüz, bir Kasımpaşa ayısı…
Allah cümlemizi böyle bir kaderden korusun.

“Rejimin tacizi” seni bilirkişi diye televizyona çıkaranın beynini sikeyim

Dünyanın en ADI insani ben olayım, ülkeme elin askerleri girecek…
Yabancı postallar topraklarımı ben istemeden, iznim olmada çiğneyecek ve ben taşak kebabı yapacağım öyle mi?

Elimden geleni ardıma koymam, koymam ulan koymam…
Elimden gelen her şeyi yapar, her şeyi denerim!

Ne işi var Türk askerinin Suriye’de?
Hangi hakla müdahil oluyorsun elin işlerine?
Ülkende…
Senin derdin mi yok, çözüm bekleyen müzminleşmiş problemlerin…
İşsizlik örneğin, genç işsizliği…
Ülkede problem mi kalmadı pezevenk…
Çıkmış askeriyeden bir soytarı, göt yağlayıcısı…
“Sayın cumhurbaşkanımızın direktifleri doğrultusunda terörist bırakmadık”
Hadi bakalım göreceğiz, sözde temizlediğiniz yerler kaç gün sonra YINE dolacak!

Ya siktirin gidin be siktirin gidin!

Çok, çok, çokkk dikkatle okuyun

Belediyelere kayyuma gerek bile olmayacaktı ama…
20 Ağustos 2019

Hükümet, yalnız sınır içinde değil, sınır ötesinde de terörle mücadele ediyor. “Çözüm süreci” adı altında mücadele bırakılmıştı. Böylece terör örgütü ve yandaşları yörede güç kazandı, taban edindi, belediyeleri tam anlamıyla ele geçirdi. Bir çok belediyede seçilmiş başkanın yanı sıra, Kandil’in atadığı “eş başkan” uygulamasına geçildi. Asıl belediyeyi yöneten, her isteği yerine getirilen de eş başkan oldu.
Halka hizmet yerine, belediye olanaklarının terör örgütü lehine kullandığına ilişkin önemli iddialar sıkça dillendiriliyor. Özellikle bölücü örgütün bazı ilçeleri ele geçirip “kurtarılmış bölge” hesaplarını yaptığı dönemde, bu yardımların boyutu daha iyi görüldü. Asfalttan, parke taşından önce patlayıcıların yerleştirildiği, yer altı geçitlerinin oluşturulduğu ortaya çıkmıştı. Bunların belediye desteğiyle yapıldığı sıkça gündeme getirildi.
O YASA ÇIKARILMADI
Hükümet yetkilileri, HDP’li belediyeleri suçluyor ama olayların bu hale gelmesinde onların sorumluluğu yok mu? Belediye meclislerinin yasalara aykırı kararlarına idari yargıda itiraz etme yetkisi vardı. “Mülkî idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine idarî yargıya başvurabilir” kuralı, 4 Şubat 2010’da Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmişti. O iptal gerekçesi doğrultusunda, yasal bir düzenleme yapılmadı. Bu düzenleme yapılmış olsaydı, belediye faaliyetlerinden duyulan yakınmalar belli ölçüde giderebilecekti. O yüzden AKP’nin şikayete hakkı yok.
ÖRGÜTE KAYNAK ŞÖYLE GİDİYOR
Mali kaynakların terör örgütüne aktarıldığı, belediye araç ve gereçlerinin örgüt lehine kullanıldığı, personel giderleri üzerinden terör örgütüne kaynak aktarıldığı da sıkça gündeme getiriliyor. Belediyeler günümüzde kadrolu memur-işçi yerine taşeron işçi istihdamını tercih ediyor.
Üzerinde belediye ismi ve amblemi olsa bile, çöp toplama, yol yapımı, kanalizasyon vb. işlerde kullanılan taşıt, araç ve gereçleri, belediye üniforması taşıyor olsalar da itfaiye, zabıta, temizlik, fen işleri, büro görevlisi gibi personelin büyük bölümü, artık belediyelere değil taşeron firmalara ait. Personel giderlerinin noksansız/gerçekçi olarak belirlenebilmesi için işçi çalıştırılması esasına dayalı hizmet alım ihale giderlerinin de mutlaka hesaplamaya dahil edilmeli. Güneydoğu’daki belediye kadrolarının önemli bir bölümü boş. Örgüte kaynak, taşeron firmalar üzerinden gidiyor.
ŞİRKET KURMA YARIŞINDA
Günümüzde büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere, sermayesinin yarısından fazlası belediye ve belediyeye bağlı kuruluşlara ait, çok sayıda belediye şirketi var. Belediyelerin ihalelerine idare şirketlerinin de katılabilmesi, şirketlerin belediye yöneticilerine sağladığı kolaylıklar, birçok hizmetin hizmet satın alma yöntemiyle yapılır hale gelmesi belediye şirketi sayıları hızla artırdı.
Fen işleri/ulaştırma/imar/destek hizmet/kültür ve sosyal işler başkanlıkları gibi hizmet birim başkanlıklarının görev alanlarına paralel kurulmuş ve bu birim başkanlıklarından daha fazla personel araç ve gerece sahip belediye şirketleri bulunuyor. Belediyeler tarafından yapılan ihaleler büyük ölçüde belediye şirketlerince üstleniliyor.
Belediye şirketleri, özel hukuk tüzel kişisi statüsünde. Bu yüzden belediyelerdeki kamu kaynaklarının önemli bir bölümü; kamunun denetim alanı dışında kalan belediye şirketleri aracılığı ile özel hukuk hükümleri çerçevesinde kullanılıyor. Belediyelerin şirket kurmasıyla, mahalli ihtiyaçların kamu tüzel kişilikleri dışında gördürüldüğü, yerel yönetim ilkesiyle çelişir bir yapılanma modeli ortaya çıktı. Bu durum, yargı denetimi olanağını zayıflattı.
DENETİM DİYE BİR ŞEY YOK
İçişleri Bakanlığı’nın, belediyelerin mali denetimini yapma yetkisi, 2005 yılında AKP hükümeti tarafından kaldırıldı, dış denetim yetkisi Sayıştay’a bırakıldı. Belediyelerin mali işlemleri dışında kalan idari işlemlerin hukuka uygunluk ve idarenin bütünlü yönünden denetleme gibi kısıtlı bir yetkisi bırakıldı. Belediyeler üzerindeki Sayıştay denetimi de yetersiz. Kanuna rağmen, belediyelerde iç denetim diye de bir şey yok.
Hükümetin, HDP’li, DBP’li belediyelerden kaynaklanan yakınmalarının giderilmesi için “atanmış başkan” görevlendirilmesinden önce diğer yolları deneseydi, belki sorun daha kolay aşılırdı. Hani halkın oylarıyla seçilen yine halkın oylarıyla indirilebilirdi?
Bu köşenin okurlarına, kayyum atandığında bunun yanlışlığını 13 Eylül 2016 tarihinde yukarıdaki yazıyla duyurmuştum. Diyarbakır, Van, Mardin’in Büyükşehir Belediye Başkanları haklarında mahkeme kararı olmadan yine görevden alındı, yerlerine valiler kayyum atandı. Aslında. Türkiye’de seçilmiş başkanların da görevi sürdürmeleri için hiçbir garantileri yok… Yasalar tam uygulanmış olsa, etkili denetim yapılsa kayyuma gerek bile olmayacaktı.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/saygi-ozturk/belediyelere-kayyuma-gerek-bile-olmayacakti-ama-5289907/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger

### ! ###

Anadilin…
Bayrağın…
Toprağım dediğin, vatan…
Geçmişin, mutfağın, milli içeceğin, tarihin gibi…
Paran, para birimin…
Milli bir değerdir, seni sen eden…
Dünyada başka insanlardan ayıran, senden olan ile birleştiren…
Parana, para birimine sahip çık…
Sanala kanma…
Plastik paraya…
Sahip çık diline, geçmişine, toprağına…
Nakit parana!

Dijitalleşmeyi siktirmeyin bana…
HAYAL…
Seni kontrol altına, baskı altına almak için kurulan bir tuzak, bir düzen…
Sahip çık…
Seni sen edene…
Özünü…
Ret etme!

Kâğıtsız ofis (büro)
Onlarca senedir > gerçekleştiremedikleri < bir hayal…
Olmuyor kâğıtsız, olmuyor…
Illa kimi şeyler ekstradan olamalı kâğıt üzerinde!

😊
Kafam bozuk, yok hastalıktan değil yazım hataları…
Bu sefer kafa kıyak!

Her şey akıl işi mantık işi, biraz sorar – sorgularsan, çözersin bu orospu çocuğu, ADI pezevenkleri

Seçimle gelen nasıl gider!..

Sevgili okurlarım, televizyonu her açtığınızda geçmekte olan altyazı haberlerini mutlaka görüyorsunuz.
Rakamları kafadan atıyorum, özetle şöyle:
-Dün falanca yerde 11 PKK’lı etkisiz duruma getirildi.
-Filanca yerde üç terörist uçaklarımız tarafından vuruldu…
Bu açıklamaların, bu haberlerin sonu gelmiyor.
Altyazılar bitip de haber saati gelince, bu kez aynı haberleri sunucunun ağzından uzun uzun dinliyoruz.
Her gün ve her saat, istisnası olmayan bir biçimde bu terör haberlerini izlemek zorunda kalıyoruz.
Ertesi gün aynı haberler bu kez gazete sayfalarında yer alıyor.
“Etkisiz duruma getirilenlerin” sayısı fazla değilse, iç sayfalarda!
Tabii bu arada yürekler parçalayan şehit haberleri de ister istemez geliyor…
★★★
Ne oldu böyle, biz durup dururken terör ülkesine mi dönüştük?
Medyamızda terörden başka verecek haber mi kalmadı?
Sabah aç televizyonu, aynı haberler…
Öğlen aç, gece aç aynı şeyler.
Bıktık artık, kusura bakmasınlar.
★★★
Her devlet doğal olarak terör örgütleriyle mücadelesini sürdürür. Türkiye Cumhuriyeti de bunu yapmaktadır ve yapacaktır.
Ama vatandaşın kafasında bıkkınlık, yılgınlık yaratmadan…
Bütün dünyaya adeta “Biz bir terör ülkesiyiz” mesajı vermeden…
Türk ordusu sınır içinde ve sınır dışında özgürce hareket ediyor, nice teröristleri “Etkisiz duruma” getirmeyi başardığı açıklanıyor.
Ancak bu kez de kafalarda kuşku oluşuyor:
“Yaa kardeşim bu PKK’lılar Çin ordusu mudur ki, herifler bu kadar öldürmekle bitmiyor!..”
★★★
Şimdi gelelim dün hükümet tarafından görevden alınan HDP’li belediye başkanları olayına…
Biliyorsunuz, 31 Mart yerel seçimlerinde Doğu ve Güneydoğu’da çok sayıda belediyeyi HDP kazandı.
Yine sormak gerekiyor:
“Diyarbakır, Van ve Mardin’den sonra sıra acaba ötekilere mi, hatta CHP’li başkanlara mı gelecek, bu sadece bir başlangıç mı?”
Elimizde herhangi bir kesin veri olmamakla birlikte, bana sorarsanız “Olabilir” derim.
İkinci soru şu:
“Dün görevden alınan başkanlar madem teröre bulaşmıştır, hükümet bunların 31 Mart seçimlerinde aday olmasına, propaganda yapmasına nasıl ve neden göz yummuştur?”
Bu sorunun yanıtı gayet basit!
AKP, Doğu ve Güneydoğu’daki seçimlerden umutluydu.
Oralarda kazanma olasılığını (birkaç belediye dışında) çok yüksek görüyordu. Hatta seçim öncesinde arkadaşlarımıza konuşan parti yetkilileri “Bu kez durum değişik, oraları alacağız. Halkımız terörün ne olduğunu ve kendilerine nasıl zarar verdiğini
artık anladı. 31 Mart’ta onlara yüz vermeyecek” diyordu.
Ancak seçimle birlikte bu umutları suya düştü!
HDP sadece Diyarbakır, Van ve Mardin’i değil, il ve ilçeler düzeyinde epeyce sayıda önemli belediyeyi kazandı. (Türkiye genelinde Büyükşehirlerde aldığı oy oranı yüzde 10.34.)
Kars, Batman, Iğdır, Siirt, Hakkari gibi illerimiz de kazandıkları arasında idi…
AKP hüsrana uğramıştı.
★★★
Alın size bir soru daha:
Dün görevden alınanların gerekçesi sadece “Siyasi” mi, teröre destek vermek mi, Yoksa bu üç başkan hırsızlık, yolsuzluk falan yapmış mıydı?
Hırsızlık yolsuzluk konusunda kamuoyu ile paylaşılan herhangi bir belge ya da bilgi bugüne kadar ortaya çıkmadı.
Siyasi deyince akla ilk gelen özellikle şunlar:
-Belediyenin parasını örgüt için harcamak, örgüt elemanlarını belediyeden maaşa bağlamak, örgüt propagandası yapmak…
O halde bugüne kadar niçin hesap sorulmamış!
★★★
Ben hükümetin yerinde olsam, dünkü görevden almalar konusunda (eğer varsa) yolsuzluk olaylarını ön plana çıkarırdım. Ama o zaman AKP’li belediyelerde olup bitenler kamuoyuna nasıl açıklanacaktı!
HDP’li başkanların oralarda “Örgüt siyaseti” yapacağı önceden belliydi.
Sürecin bundan sonrasını merakla izlemeyi sürdüreceğiz!
Ancak hemen belirteyim, bu görevden almalar özellikle dış dünyada Türkiye’nin saygınlığını daha da azaltacaktır.
“Seçimle gelen seçimle gider” ilkesi bir kez daha yara almış, çiğnenmiştir.
Kayyum yolları şimdi yeniden açıldı, bu işin sonu nereye varır?..
Bir süre sonra CHP’li belediyelere de yansır mı, onu da görürüz bakalım!

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/emin-colasan/secimle-gelen-nasil-gider-5289882/