Proaktif

Arnavutluk’u bilir misin, Arnavutluk’u?
Genç işsizliği %30 civarında, keza Sırbistan mesela…
Tayyipistanda…
Yüzde 26 civarı deniliyor ya INANMA, en az %30 ve bir ihtimali üzeri!

Delirtecekler beni, RESMEN depresyona girdim…
Allah’ım ne yapacağım?
Bu üzüntüler bitiriyor beni!

Doğmamış çocuğa don biçmektir bu AMA…
Ya durrr…
Daha belli değil ki, belli değil. Allah bu Allah…
O mu bilecek sen mi?
Ölmeden mezara soktular beni.

Gel de anlat, gel de teselli et…
Gel de önünü gör, 10:45…
Metha!

Resmen üzerimde baskı kuruyorlar, ya benim elimde mi?
Zor olacağını biliyordum ama böylesi…
Haksızlık, haksızlığın ta kendisi…
Resmen kendimi suçlu his ediyorum, İmamın bilmem nesi…
Aldı mazbatayı ya bu kadar erken vereceklerine inanmıyordum, yabancı basını izlersen eğer…
Var bunun altında bir hinoğlu, hin. Çıkar pek yakında kokusu…
Yazılı, görsel yabancı basın bile heyecan ile bekliyor kaç gün, kaç ay kalabilecek makamda…
İzliyor musun piyasaları, dikkat et altına, borsaya…
Tüm veriler düştü, dün geceden itibaren borsa, altın yukarıya!

İki kulakla…
Orospu ve pezevengi, çıktı yine ekranlara…
Neden İngiltere veriyor kardeşim ödülü, neden İngiltere?
Cümbür cemaat gittiler Amerika’ya, yangın biraz söndü ya, BEKLE, çıkacak yine…
Tesadüfün böylesi, HEMEN ardından yolcular İngiltere’ye(!)

Anlamaz ki kerevizin kendisi…
Kuramaz ki arada bağı, görsün gerçekleri…
Konuşuyor zili, ya utanmazlığın böylesi…
O böylede kocası olacak pezevenk farklı mi, kapıyorlar bir yerlerden bir kelime…
“Bilgi”
Satıyorlar sapkın düşüncelerini, sözde entel dantel…
AMAAA…
Gerçek entelektüel, diline hakim kendine hakim…
Sevdiklerine hakim…
Kanar, aldanır mi böylesine gösterişe?
Konuşmasında, teşekkür konuşmasında demez mi…
“Proaktif dışişlerimiz sayesinde…”
Yuhhhhhhh…
Ananın…
AMI, yuh kaltak zili yuh ulan yuh sana!

Orta yaşlardaydım…
Bilindiği üzere bir bilişimci…
Proaktif, proaktif girerdim sınavlara…
Tabii bir bilgisayarcının sınavı kâğıt üzeri olur mu?
Ekran başında kardeşim ekran başında.

Multiple Choice…
Bu proaktif sınav şekillerinden sadece biri…
Sorulan soruların, ki ORTALAMA en az 2000…
Tekrar iki bin muhtemel sorunun %70’ini doğru bileceksin ki sınavı geçesin…
Gerisi…
Yani %70 üstü notunu oluşturuyor…
Yapay zekâ, suni zekâ artık ne dermek, nasıl demek istersen…
NEDIR kardeşim?

Bir bilgi bankası, VERI…
Proaktif ki tanımını yapacağım sonra, TANIMINI…
Proaktif ve AN, ANLIK değerlendirme, bak ardında duran bilgi bankasına…
HATRILA…
Ne diyorum hep sana?
BATI ve A, B, en azından bir C planı…
D, E, F vesaire vesaire…
Öyle bir kahpelik olabilir ki proaktif eleme, en azından bilişimde öyle…
Soruya verdiğin cevaba göre, YANLIŞ bile olsa, bilgisayar, daha doğrusu ardında duran bilgi bankası…
SANKI…
Cevap doğruymuş gibi verdiğin yanlış cevaplar doğrultusunda, ANLIK…
Devam ediyor sorulara(!)

Neologismus, Türkçesi…
İhtira…
😊 Yok, iftira değil kardeşim, ihtira…
Yani, yeni bir şey bulma, üretme, vücuda getirme gibi anlamlara gelir ve bir edebiyat terimidir…
Daha önce hiçbir şair veya yazarın kullanmadığı sözcüktür…
Proaktif…
Yine Latinceden türeyen bir kelimedir, İngilizce ProActivity olarak kullanılır…
Pro, Latincede için, yerine, göre gibi bir anlam taşır. Activus ise etkin, işleyen gibi anlamları içerir.

Siyasi yazarlığım sürecinde, birçok kelimeyi bir taraflarımdan uydurmuş ve yazmışımdır…
Birçok kelimeyi, benim uydurmam olan birçok kelimeyi bulabilirsiniz internette…
😊
Proaktif kelimesinin ASLINDA tek ve gerçek tanımı…
Öngörü…
Beklentiler, BEKLENTILER, çoğul bir kelime…
Çerçevesinde tepki vermektir!
NOKTA

Yani ihtimaller bir bir sıralanır ve her bir ihtimal için verilecek tepki ÖNCEDEN belirlenir!

SORUYORUM…
Bırak dışişlerini, bunların hangi “bir eylemi” planlı, programlı?

Not; sana bir not…
Biliyorsun yazmam gereksiz hiçbir şeyi, genç işsizliği…
BEKLE…
Sene ortası gibi, en geç bir daha sene…
Ben görebilir miyim bilmiyorum…
😊
İnan, zaten deliydim, iyice bozdular ruh sağlığımı…
O kaya…
Patır, patır dökülmeye başladı!

SORMA, gümrüksüz soğandan sonra patates. Ben sana daha ne diyeyim ki? Bilmiyorum, aslında düşmeliyim kendi derdime. Annem, sigara. Azalttım, sevgi insana neler yaptırmıyor ki. Kadının iki gözü iki çeşme, hanim keza. Vallahi billahi ya, bırakmıyorsunuz çeyreğin yakasını. Ben sizlerle ne yapacağım böyle, sanki kazık çaktım bu dünyaya!?

Teyzem anlatıyor…
TANE, TANE alıyormuş millet soğanı, tane, tane…
Soğan bu ya, alt tarafı soğan…
Soğana muhtaç ettiler, bak dövize…
>>> olağandışı görüşme Trump ile <<<
Allah biliyor ne tavizler verildi, Allah bilir…
Yerli ve milli(!)

Dikkatinizi çekerim…
SETA yayınları ve değerlendirmeleri…
“Uzman kişiler tarafından” yazıldığı iddia edilmektedir, “UZMAN”
Konularında uzman olabilirler AMA insan…
Ve karakterleri konusunda, dürtüleri hakkında pek çocukça bakmaktadırlar dünyaya!
NOKTA

Sadece sayfa 14’den başlamak üzere cinayetin Suudi Arabistan üzerindeki etkisi ve gelecek bir iki sayfayı okumanız sanırım bu oluşumun çalışma kalitesi hakkında bir değerlendirme yapabilmenize yeterli olacaktır!

Sadece bir örnek:
Almanya ve Suudilere silah satışı, sadece BIR…
YETER!

Bunlar bırak yurtiçi siyaseti…
Bunlar uluslararası hukuku, uluslararası ilişkileri ne sanıyorlar bilmiyorum ki!?

SONUNDA, mazbata

Allah korusun, aklıma gelen başıma gelmese bari…
İstanbul…
Kaybettiler mi bunlar BITTI, biliyorsun yazmıştım bunu çok çok öncesi, birçok yazar çizerden evvel…
INAN korkuyorum…
İnşallah aklıma gelen başımıza gelmez.

Yandaştır, yoldaştır. BILGI çeşitliliği

İkaz etmişimdir sizleri…
SETA yayinlari…
Yani(!)

Ama…
Tek düze beslenmek gibi, oku, oku…
Iç Türk kahvesi…
Fala baktır, baktır fala ancak inanma!

Sürprizdir gelecek, çıkacak meydana…
Önder değinmiyorsa piyasalara, bilirsiniz vardır bir sebebi…
Gözler fal taşı gibi açık, bakar maviş maviş cüzdana, fonlar kardeşim borsa, bekler kurdu, kuşu diyeceğim yanlış olur enayiyi…
Değinirim yine bir ara, Trump etkisi!

BEKLE…
Evet, sürprizim var sana!
😊

Devam edecek, bitsin hele şu download…
Dede…
Bir göz gezdirecekmiş, ondan sonra!

CEMAL KAŞIKÇI CINAYETI VE ORTADOĞU SIYASETININ GELECEĞI

https://setav.org/assets/uploads/2018/10/259_Cemal_Kaşıkçı.pdf

Diplomatik Vahşet, Cemal Kaşıkçı cinayetinin karanlık sırları

Nasıl sevindim biliyor musun

😊
Oma…
Omacik, mezarını yapmışlar…
Çok korkmuştum kızdan, hiç gözüm tutmamıştı…
Dolandırıcı tipli…
Günahını aldım kızın, yanıldım, utandim…
Müşteri söyledi, gidip güzel bir çiçek alayım, akşama ziyaret eder dua ederim.

Bu ev…
Bu miras bize hiç iyi gelmedi…
Çok gözlüydü, çok fazla göz vardı bu malda…
TAM…
Bir kriminal romanı!

Yorumsuz

Kol saati… (2)

Atatürk’ün Ankara’ya girdiği yere kol saati koydular…
Dört sene oldu belki…
Meydanın bir köşesinde TBMM var, öbür köşelerde Genelkurmay Başkanlığı, bu yanda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı…
Sürdürdükleri “İtibarsızlaştırma” politikasına tam uygundu…
Ortada; kol saati…

Oradan her gün generaller geçer…
Genelkurmay Başkanları geçer…
Yüksek rütbeli subaylar geçer…
Meclis Başkanları geçer…
Milletvekilleri geçer…
Bir teki olsun “Bu kol saati ne anlama burada… Neyi ifade ediyor… Cumhuriyet Meclisi’nin önü, ordumuzun karargahlarının olduğu, ama en önemlisi Atatürk’ün Ankara’ya girdiği yer… Kol saati mi uygun gördünüz…” demedi…
Kimsenin sesi çıkmadı…
Başlarını eğip geçtiler…

Mansur Yavaş, henüz insanlar oy kullanırken bana söz verdi “İlk işlerimden birisi bu olacak… Oraya Atatürk’ün gelişine yakışır, onun kurduğu Meclis’in ve ordunun şanına uygun güzel bir proje yaptıracağım” dedi…
Birinci “Kol Saati” yazısında yazmıştım, belki dönüp okursunuz…

Ve önceki gece…
Kol Saati kaldırıldı…

Dün sabah, her gün olduğu gibi yine oradan geçtim…
Kol saati gitmişti…

O nokta, aslında Kurtuluş Savaşı’nın başladığı noktadır…
“Kol saati” konulacak nokta değil…
Atatürk’e ve onun devrimlerine sahip çıkan Ankaralılar, yüz yıl sonra da onun şehrine yakışan bir belediye başkanı seçmişler demek ki…
Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, milliyetçiler, yurtseverler, çağdaş Türkiye isteyenler adına…
Teşekkür Ederiz Mansur Yavaş…

Hiçbir güç Atatürk sevgisinden daha güçlü olamayacak…
Burası Ankara…
Cumhuriyetin kurulduğu şehir…
Seymenler oynasın…

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/bekir-coskun/kol-saati-2-2-4452636/

Berdar ile Murdar!

İkisi de Farsça kökenli kelimeler. Dilimize girmişler. Şarkılarda, şiirlerde, fıkralarda, metinlerde, atışmalarda kullanıyoruz.
Berdar:
İdam etmek.
İpe çekmek.
Murdar:
Pis etmek.
Kirletmek.
Ekrem İmamoğlu’nun “berdar” edilebilmesi için İstanbul seçimlerinin “murdar” edilmesi gerekiyordu. 14 gün bekledikten sonra Binali Yıldırım, halkın önüne çıktı ve “Organize kötülük yapıldı. İstanbul seçimleri murdar edildi” dedi.
Aklı olan sorar:
Kim murdar etti?
Organizeyi kimler yaptı?
İktidar sizdeydi ve bütün güç elinizdeydi. “Seçimleri murdar edebilme gücünün” ancak ve ancak iktidarların elinde olduğunu dünya seçim tarihindeki örnekler bize söylüyor. Sandığa, oylara ve seçime siz sahip çıkacaktınız.
Vicdan ayağa kalkıyor.
Ve soruyor:
Murdarlık nasıl başladı?
Siz neredeydiniz?
★★★
Mantık da ayağa kalkıyor.
O da soruyor:
Seçim gecesi Anadolu Ajansı’nın “veri akışını dondurmasından” hemen önce (saat 22.30’da) TV ekranında göründünüz ve “3 bin 870 oy fazlasıyla İstanbul Belediye Başkanlığını ben kazandım” diye ilan ettiniz. Ertesi günün şafağında henüz gün ışımamışken İstanbul kentinin binlerce duvarına, direğine, tabelasına, ekranına Cumhurbaşkanı’nın fotoğrafı ile kendi fotoğrafınızı birlikte asıp “Gönül Belediyeciliği kazandı. Teşekkürler İstanbul” diye boydan boya ilanlar astırdınız. Siz kazandığınızı ilan ettiğinizde “ter temiz- lekesiz-ak ve pak olan” seçimler, Ekrem İmamoğlu’nun öne geçtiği ortaya çıkınca neden “murdar olmuş” sayılıyor?
Halk size niçin inansın?
★★★
Seçim günleriydi.
Halk sizi de izledi.
Berbere gittiniz.
Taksi duraklarına.
Emekli kahvelerine.
Cami avlularına.
“İstanbul bizim işimiz” diyerek insanların size “güvenmesini” istediniz. Meclis’i yönetiyordunuz. Türkiye’yi temsil eden 81 kentten seçilmiş milletvekillerinin başkanı sizdiniz. Halka söz vermiştiniz. Meclis (yasama gücü) bağımsız olacak, Saray’daki Başkanın ağzına bakmayacak. Meclis, sadece yasalar yapacak. Saray’ın haksız yaptırımı olursa Meclis dik duracak. Başkan yanlış yaparsa dur diyecek. Böylelikle erkler (yasama-yürütme-yargı) ileri demokrasilerde olduğu gibi Türkiye’de de birbirinden bağımsız çalışacaktı.
Sözünüzde durmadınız.
Meclis’i bıraktınız.
Halka hizmet içinse Meclis zaten hizmet içindi. Siz “belediyeci olmaya” indiniz.
Neden?
İnandırıcı cevap veremediniz.
Siz “güveni” murdar ettiniz.
★★★
Murdarlık arıyorsanız!
Cumhurbaşkanlığı gücünü ve tüm bakanların ve devletin gücünü, borazan olmuş medya gücünü tek elde toplayıp muhalefetin karşısında “eşitsiz-adaletsiz- hukuksuz- oligarşik” adaylığınızla başladı!
KALEMİN GÖR DEDİĞİ
Yılın düğünü! Bizim Süleyman’ın verilmiş sadakası!
Çırağan Sarayı’nda “yılın düğünü” yapılıyordu. Hürriyet Gazetesi’nin sahibi ailenin kızı ile Sabah Gazetesi sahibi ailenin oğlu evleniyordu. Nikah şahidi Cumhurbaşkanıydı. Beşiktaş’tan Ortaköy’e bütün yollar çevik kuvvet polisi, panzerler, korumalar, ışıldaklı Mercedesler, limuzinler, 10 metrede bir silahlı polislerce “koruma amaçlı” olarak tutulmuştu. Sıradan insanlara trafik durmuş, hayat felç edilmişti. İnsanlar otobüslerden inmiş yürüyorlardı. Gırgır Dergisi’nin eski çalışanı yazar-çizer takımından Süleyman Yıldız da otobüsten inmiş yürüyenlerden biriydi ve çevik kuvvet polisine “İki zengin çocuğu evlenecek diye halka bu eziyet yapılır mı?” dedi. Süleyman’ın verilmiş sadakası varmış! Çünkü Avukat Sertuğ Serenoğlu, polislere “Trafiği niçin durduruyorsunuz?” diye sorunca zırhlı araca çekildi, “cumhurbaşkanına hakaret ettin” denilerek ters kelepçe vuruldu, sille, tokat, yumruk dövüldü, avukat vatandaşın kaşı patladı, gözü morartılmış olarak hakim karşısına çıkartıldı, ev hapsi verildi, yurt dışına çıkış yasağı kondu. Anlıyor musunuz “İstanbul niçin İmamoğlu” dedi.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/necati-dogru/berdar-ile-murdar-4452699/