{"id":204814,"date":"2025-05-03T02:15:49","date_gmt":"2025-05-03T02:15:49","guid":{"rendered":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/?p=204814"},"modified":"2025-05-03T02:17:44","modified_gmt":"2025-05-03T02:17:44","slug":"kuranda-akil-kavrami","status":"publish","type":"post","link":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/?p=204814","title":{"rendered":"Kur\u2019\u00e2n\u2019da Ak\u0131l Kavram\u0131"},"content":{"rendered":"<p>M\u00fcr\u00fcvvet \u00c7al\u0131\u015fkan<\/p>\n<p>&#8222;Kur&#8217;\u00e2n&#8217;da d\u00fc\u015f\u00fcncenin t\u00fcrevleri i\u00e7in; Tedebb\u00fcr, Tefekk\u00fcr, Tezekk\u00fcr, Taakkul, Tefakkuh kavramlar\u0131 ge\u00e7erken,<\/p>\n<p>Akl\u0131n t\u00fcrevleri i\u00e7in;  Lub, Nuha, Mirra, Hicr, Hilm Kavramlar\u0131 ge\u00e7mektedir.<\/p>\n<p>L-B-B<\/p>\n<p>Herhangi bir \u015f\u00e2ibeden ar\u0131nm\u0131\u015f olan ak\u0131l. Bu \u015fekilde ad olmas\u0131n\u0131n sebebi, insanda var olan anlamlar\u0131n \u00f6z\u00fc olmas\u0131ndand\u0131r. Bir \u015feyin i\u00e7 y\u00fcz\u00fc, \u00f6z\u00fc, cevheri, asl\u0131, en iyi k\u0131sm\u0131 demek olan l\u00fcb gibi. Kimilerince ise l\u00fcb ak\u0131ld\u0131r ama her ak\u0131l l\u00fcb de\u011fildir. Onun i\u00e7in y\u00fcce Allah, ancak ar\u0131 duru ak\u0131llar\u0131n kavrayabilece\u011fi hikmetini anlayanlar\u0131 l\u00fcb s\u00e2hibi olarak tan\u0131mlam\u0131\u015ft\u0131r. (Bakara\/269) Takv\u00e2da kusur etmemeye \u00e7al\u0131\u015fan ul\u00fbl-elb\u00e2b k\u0131ssalardan ibret almaya \u00e7al\u0131\u015f\u0131rlar, pis ve temiz olan \u015feylerin fark\u0131n\u0131 \u00e7ok iyi bilirler. All\u00e2h&#8217;\u0131n \u00e2yetlerini tedebb\u00fcr, tezekk\u00fcr ederler ve s\u00f6z\u00fcn en g\u00fczeline uyarlar.<\/p>\n<p>N-H-Y<\/p>\n<p>K\u00f6t\u00fc \u015feyleri yapmay\u0131 yasaklayan ak\u0131ld\u0131r.  (T\u00e2h\u00e2\/54) \u0130nsana temyiz g\u00fcc\u00fc verir. Nuh\u00e2 s\u00e2hibi ki\u015fi All\u00e2h&#8217;\u0131n emirlerine uyarak, iyili\u011fi emreder, k\u00f6t\u00fcl\u00fcklerden sak\u0131nd\u0131rmaya \u00e7al\u0131\u015f\u0131r. B\u00f6ylelikle kurtulu\u015fa ermi\u015f s\u00e2lih ki\u015filerden olurlar. (\u00c2l-i \u0130mran\/104, 114)  <\/p>\n<p>Ya da k\u00f6t\u00fcl\u00fc\u011f\u00fc emreden, iyili\u011fi engelleyen m\u00fcn\u00e2f\u0131k, f\u00e2s\u0131k kimseler olurlar. (Tevbe\/67)<\/p>\n<p>M-R-R <\/p>\n<p>Yol almak, bir \u015feyi ge\u00e7mek demektir. (Mirra i\u00e7in; pisliklerden, k\u00f6t\u00fcl\u00fcklerden ge\u00e7ip giden ak\u0131l diyebiliriz.)  \u201cY\u00e2ni m\u00fc\u2019minler, bo\u015f\/k\u00f6t\u00fc \u015feyler konu\u015fmak zorunda kal\u0131nca kin\u00e2ye kullan\u0131rlar, k\u00f6t\u00fc \u015fey i\u015fittiklerinde duymazl\u0131ktan gelir ve g\u00f6rd\u00fcklerinde ise ondan y\u00fcz \u00e7evirirler. Sa\u011flam muhakeme g\u00fcc\u00fcne kavu\u015fan ki\u015finin zek\u00e2s\u0131 da kuvvetli olur. Sabrederek All\u00e2h&#8217;a ve Res\u00fble uyan ki\u015filer k\u00f6t\u00fcl\u00fc\u011f\u00fc iyilikle savarlar. (Kasas\/51-55)<\/p>\n<p>H-C-R <\/p>\n<p>Ta\u015fta, bir \u015feyin i\u00e7inde yer alan koruyucu nitelik m\u00e2n\u00e2s\u0131 da d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcld\u00fc\u011f\u00fcnden buradan hareketle Akl\u2019a da hicrun denmi\u015ftir. \u00c7\u00fcnk\u00fc insan ak\u0131l s\u00e2yesinde nefsinin her istedi\u011fini yapmaktan kendisini koruma imk\u00e2n\u0131na kavu\u015fur. (Fecr\/5) <\/p>\n<p>H-L-M<\/p>\n<p>Nefsi ve tabiat\u0131, \u00f6fkenin heyec\u00e2n\u0131na kar\u015f\u0131 kontrol etmektir. T\u00fbr\/ 32. \u00e2yetin m\u00e2n\u00e2s\u0131nda hilm ak\u0131llard\u0131r. Hilm hak\u00eekatte ak\u0131l demektir. Akl\u0131n sebeplerinden biri oldu\u011fundan b\u00f6yle yorumlan\u0131r. Ayr\u0131ca hilm i\u00e7in hikmetin bir par\u00e7as\u0131d\u0131r denmektedir. <\/p>\n<p>Z\u0131dd\u0131 Sefih&#8217;tir. \u00c2demin iki o\u011flu aras\u0131ndaki fark hilm ve sefihliktir.<\/p>\n<p>Genele bakt\u0131\u011f\u0131m\u0131zda Akl\u0131n t\u00fcrevleri olan Lub, Nuh\u00e2, Hicr, Mirra ve Hilm;  iyi ve k\u00f6t\u00fc, g\u00fczel ve \u00e7irkin, pis ve temiz, faydal\u0131 ve zararl\u0131 t\u00fcm olgu ve olaylar\u0131 ay\u0131rt etmek i\u00e7in zihnin halleri y\u00e2ni  i\u015fleyi\u015f tarzlar\u0131, k\u0131saca i\u015flevleridir diyebiliriz. <\/p>\n<p>Ki\u015fide zihin  ve kalp dengesi kurulduktan sonra art\u0131k bir M\u00fc\u2019min i\u00e7in \u2018akl-\u0131 sel\u00eem s\u00e2hibidir\u2019 diyebiliriz. (\u015euar\u00e2\/88-89)<\/p>\n<p>Haziran 2019, sayfa no: 22-23&#8220;<\/p>\n<p>*<\/p>\n<p>&#8222;<strong>AKIL<\/strong><br \/>\nD\u00fc\u015f\u00fcnme, kavrama ve anlama yetisi.<\/p>\n<p>\u00d6mer T\u00dcRKER<br \/>\nS\u00f6zl\u00fckte &#8222;engellemek ve ba\u011flamak&#8220; anlam\u0131na gelen ak\u0131l kelimesi, d\u00fc\u015f\u00fcnce tarihinde birincisi cevher, ikincisi araz kategorisinde olacak \u015fekilde iki temel anlamda kullan\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r. Cevher anlam\u0131yla ak\u0131l, d\u0131\u015f d\u00fcnyada soyut olarak bulunan cevher anlam\u0131na gelir. Buna g\u00f6re bir nesne d\u0131\u015f d\u00fcnyada varsa ya duyularla alg\u0131lanabilir ya da duyularla alg\u0131lanmaya elveri\u015fli de\u011fildir. Duyularla alg\u0131lanmay\u0131, do\u011frudan be\u015f duyu organ\u0131n\u0131n alg\u0131s\u0131na konu olmaktan ibaret g\u00f6remeyiz. Zira son derece k\u00fc\u00e7\u00fck nesneler ve par\u00e7ac\u0131klar duyu alg\u0131lar\u0131na do\u011frudan konu olmazlar ve alg\u0131lanmalar\u0131 i\u00e7in elveri\u015fli bir arac\u0131n duyuya eklenmesine ihtiya\u00e7 duyarlar. Bu bak\u0131mdan duyularla alg\u0131lanabilmek anlam\u0131nda duyulur olmak, \u00fc\u00e7 boyuta sahip bir cisim veya cismin hali olmak anlam\u0131ndad\u0131r. Nitekim Efl\u00e2tun ve Aristo felsefelerinin damgas\u0131n\u0131 vurdu\u011fu Yunan felsefesi ve Helenistik felsefe ile bu gelenekleri tevar\u00fcs ederek kendisine \u00f6zg\u00fc soru ve duyarl\u0131l\u0131klarla geli\u015ftiren \u0130slam d\u00f6nemi felsefesinde bu anlam\u0131yla duyulur olmak, cismin temel birle\u015feni olan madde ve suretten olu\u015fan cisimlerle bunlar\u0131n hallerini kapsar. Burada madde, g\u00fc\u00e7 halinde bulunan bir cevheri; suret ise bu cevhere yerle\u015ferek onu bilfiil var k\u0131lan cisimlik suretini ifade eder. Cisimlik sureti b\u00fct\u00fcn cisimlerde var olan \u00fc\u00e7 boyutlulu\u011fa elveri\u015flilik anlam\u0131ndad\u0131r. \u0130\u015fte cevher anlam\u0131yla ak\u0131l, cisim veya cismin hali olmak anlam\u0131nda duyulur olan\u0131n kar\u015f\u0131t\u0131 olup maddeden ve maddi eklentilerden ar\u0131nm\u0131\u015f bir \u015fekilde var olan nesneleri ifade eder. Klasik felsefe geleneklerinin benimsedi\u011fi kozmolojide bu adland\u0131rman\u0131n kapsam\u0131na esas itibariyle insan nefsi (ruh), g\u00f6k cisimlerinin nefisleri, g\u00f6ksel k\u00fcrelerin hareketlerinin uzak ilkesi olan kozmik ak\u0131llar (muf\u00e2r\u0131k ak\u0131llar) ve Tanr\u0131 girer. Bu mevcutlar\u0131n hi\u00e7biri, d\u0131\u015fta cisim veya cismin hali olarak bulunmazlar. Cisim veya cismin hali olmamak ifadesi, s\u00f6z konusu mevcutlar\u0131n ne olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 dile getirerek ne olduklar\u0131n\u0131 tespit etmeyi ama\u00e7lar. Zira felsefe gelenekleri, bir nesnenin bilen bir \u00f6zne olabilmesi i\u00e7in t\u0131pk\u0131 bilgiye konu olan anlam\u0131n zihinde soyut olarak bulunmas\u0131 gibi d\u0131\u015fta d\u00fcnyada soyut olarak bulunmas\u0131 gerekti\u011fini iddia etmi\u015flerdir. Dolay\u0131s\u0131yla insan\u0131n nefsinin bir ak\u0131l, akl\u00ee cevher veya soyut bir nesne oldu\u011funu s\u00f6ylemek, onun kendisine ve ba\u015fka nesnelere ili\u015fkin fark\u0131ndal\u0131k sahibi bilen bir \u00f6zne oldu\u011funu ifade eder. Bu anlam\u0131yla ak\u0131l, soyut nesnenin akletme veya bilme \u00f6zelli\u011fine sahip olan zat\u0131n\u0131 bildirir. Dolay\u0131s\u0131yla bu zat, bilen anlam\u0131nda \u00e2k\u0131l veya akledendir. Bilen olmakla nitelenen zat \u00f6ncelikle kendini bilece\u011finden ayn\u0131 zamanda makuld\u00fcr. Klasik metafizik\u00e7ilerin &#8222;Tanr\u0131 ak\u0131l, \u00e2k\u0131l ve makuld\u00fcr&#8220;, &#8222;Ayr\u0131k ak\u0131llarda ak\u0131l, \u00e2k\u0131l ve makul birdir&#8220;, &#8222;G\u00f6k cisimleri ve insan bedenlerinin nefisleri kendi varl\u0131klar\u0131n\u0131 bildiklerinde ak\u0131l, \u00e2k\u0131l ve makul \u00f6zde\u015ftir&#8220; dediklerinde s\u00f6z\u00fc edilen anlamda ak\u0131l, \u00e2k\u0131l ve makul\u00fc kastederler. \u015eu halde cevher anlam\u0131nda kullan\u0131lan ak\u0131l, kendini ve ba\u015fka nesneleri bilme \u00f6zelli\u011fine sahip cevher demektir. Bu \u00f6zellik ise maddi olmaktan ar\u0131nm\u0131\u015f olmakla ger\u00e7ekle\u015fir. Bu anlam\u0131yla ak\u0131llar aras\u0131ndaki hiyerar\u015fi ise s\u00f6z konusu ar\u0131nm\u0131\u015fl\u0131\u011f\u0131n seviyelerine g\u00f6re belirlenir. Maddeden ve eklentilerinden ar\u0131nm\u0131\u015f olmak, ak\u0131l olman\u0131n asgari \u015fart\u0131n\u0131 olu\u015fturur. Bu \u015fart, insan nefislerine ve g\u00f6k cisimlerine ak\u0131l ad\u0131n\u0131n verilmesini sa\u011flar. Fakat bir nesne ak\u0131l olmas\u0131na ra\u011fmen h\u00e2l\u00e2 hal de\u011fi\u015fimine konu olabilir ve birle\u015fik bir yap\u0131ya sahip olabilir. \u015eayet bir nesne soyut olmakla birlikte maddi nesnelerde g\u00f6r\u00fclen de\u011fi\u015fime konu olmaktan da ar\u0131nm\u0131\u015fsa ak\u0131l olman\u0131n bir \u00fcst seviyesinde bulunur. Klasik kozmolojide ayr\u0131k ak\u0131llar bu \u00f6zelliktedir. Onlar hem madde ve eklentilerinden soyutturlar hem de tamam\u0131yla bilfiil olduklar\u0131ndan de\u011fi\u015fimden azadedirler. Fakat onlar da m\u00fcmk\u00fcn mevcutlar oldu\u011fundan varl\u0131klar\u0131n\u0131 bir ba\u015fkas\u0131ndan al\u0131rlar, dolay\u0131s\u0131yla da varl\u0131k-mahiyet ay\u0131r\u0131m\u0131na sahiptirler ve birle\u015fiklik (terkip) i\u00e7erirler. Ak\u0131l olman\u0131n en \u00fcst seviyesi, her t\u00fcrden birle\u015fiklikten azade olmay\u0131 gerektirir. Bu sebeple akl\u00ee mevcutlar\u0131n ve b\u00fct\u00fcn olarak mevcudat\u0131n \u00fczerinde ve \u00f6tesinde Tanr\u0131 bulunur. Tanr\u0131, varl\u0131k-mahiyet ay\u0131r\u0131m\u0131na da konu olmad\u0131\u011f\u0131ndan saf varl\u0131ktan (v\u00fccut) ibarettir. Bu ba\u011flamda cevher anlam\u0131yla akl\u0131n en saf anlam\u0131, bir nesnenin d\u0131\u015fta saf varl\u0131k olarak bulunmas\u0131 demektir ve bu anlam, varl\u0131\u011f\u0131n yeg\u00e2ne kayna\u011f\u0131 olan Tanr\u0131&#8217;ya \u00f6zg\u00fcd\u00fcr.<\/p>\n<p>Cevher anlam\u0131yla ak\u0131l, klasik d\u00f6nemde m\u00fcnhas\u0131ran felsefe gelenekleri taraf\u0131ndan kabul edilir. Gazz\u00e2l\u00ee \u00f6ncesi d\u00f6nemde kelamc\u0131lar, hem bilen olmakla d\u0131\u015fta soyut olarak bulunmak aras\u0131nda zorunlu bir ili\u015fki bulunmad\u0131\u011f\u0131 gerek\u00e7esiyle insan nefsinin (ruh) soyut bir cevher oldu\u011funu hem b\u00fct\u00fcn\u00fcyle akl\u00ee bir cevherin yaratmaya konu olmas\u0131n\u0131n imk\u00e2ns\u0131z oldu\u011fu gerek\u00e7esiyle kadim kozmolojideki ayr\u0131k ak\u0131llar\u0131n varl\u0131\u011f\u0131n\u0131 hem de s\u0131fats\u0131z ve i\u015flevsiz bir tanr\u0131 anlay\u0131\u015f\u0131na yol a\u00e7aca\u011f\u0131 gerek\u00e7esiyle Tanr\u0131&#8217;n\u0131n saf varl\u0131ktan ibaret oldu\u011fu g\u00f6r\u00fc\u015f\u00fcn\u00fc reddetmi\u015flerdir. Gazz\u00e2l\u00ee \u00f6ncesinde genel olarak kelamc\u0131lar\u0131n tav\u0131rlar\u0131yla sufilerin tav\u0131rlar\u0131 aras\u0131nda bir paralellik g\u00f6r\u00fcl\u00fcr. Erken d\u00f6nemde sadece M\u00fbtezile kelamc\u0131lar\u0131ndan Muammer S\u00fclem\u00ee&#8217;nin (\u00f6. 830) insan ruhunun soyut bir anlam oldu\u011funu kabul etti\u011fi nakledilir. Fakat Muammer&#8217;in metinleri g\u00fcn\u00fcm\u00fcze ula\u015fmad\u0131\u011f\u0131ndan bu g\u00f6r\u00fc\u015f\u00fc ile di\u011fer g\u00f6r\u00fc\u015fleri aras\u0131nda nas\u0131l bir uyum sa\u011flad\u0131\u011f\u0131 a\u00e7\u0131k de\u011fildir. Sonraki y\u00fczy\u0131llarda kelam gelene\u011finde ilk k\u0131r\u0131lma R\u00e2g\u0131b \u0130sfah\u00e2n\u00ee&#8217;de (\u00f6. XI. y\u00fczy\u0131l\u0131n ilk \u00e7eyre\u011fi) g\u00f6r\u00fcl\u00fcr. \u0130sfah\u00e2n\u00ee, nefsin soyut bir mevcut oldu\u011funu kabul ederek felsef\u00ee ahlak a\u00e7\u0131klamas\u0131n\u0131 kendi ahlak d\u00fc\u015f\u00fcncesinin bir par\u00e7as\u0131 haline getirmi\u015ftir. Daha sonra Gazz\u00e2l\u00ee (\u00f6. 1111) felsef\u00ee nefis teorisini kabul ederek kelam ve tasavvuf geleneklerinde cevher anlam\u0131yla akl\u0131n benimsenmesinin \u00f6n\u00fcn\u00fc tamamen a\u00e7m\u0131\u015ft\u0131r. Bu bak\u0131mdan Fahreddin R\u00e2z\u00ee (\u00f6. 1210) ve Muhyiddin \u0130bn\u00fc&#8217;l-Arab\u00ee ile (\u00f6. 1240) birlikte kelam ve tasavvuf kitaplar\u0131nda felsef\u00ee ak\u0131l teorisinin yo\u011fun olarak i\u015flendi\u011fi ve pek \u00e7ok kelamc\u0131 ve sufi taraf\u0131ndan kabul edildi\u011fi g\u00f6r\u00fcl\u00fcr. Din\u00ee ilimler gelene\u011findeki bu s\u00fcre\u00e7ten \u0130sm\u00e2il\u00ee kelamc\u0131lar\u0131 hari\u00e7 tutmak gerekir. Zira F\u00e2r\u00e2b\u00ee&#8217;nin (\u00f6. 950) gen\u00e7 \u00e7a\u011fda\u015f\u0131 olan \u0130sm\u00e2il\u00ee kelamc\u0131lar, do\u011frudan terc\u00fcme edilen k\u00fclliyattan ya da F\u00e2r\u00e2b\u00ee&#8217;nin eserlerinden hareketle sudur d\u00fc\u015f\u00fcncesini tevar\u00fcs ederek \u0130sm\u00e2il\u00ee imamet \u00f6\u011fretisiyle uyumlu hale getirdiklerinden X. y\u00fczy\u0131ldan itibaren sudur teorisini, dolay\u0131s\u0131yla da ak\u0131llar \u00f6\u011fretisini kabul etmi\u015flerdir.<\/p>\n<p>Ak\u0131l kavram\u0131n\u0131n di\u011fer b\u00fct\u00fcn anlamlar\u0131, soyut cevher anlam\u0131yla akl\u0131n hallerine verilen isimlerden olu\u015fur. Bu anlam\u0131yla ak\u0131l, cevherden farkl\u0131 olarak arazd\u0131r. Felsefe gelene\u011fi dikkate al\u0131nd\u0131\u011f\u0131nda araz anlam\u0131yla ak\u0131l olabilmek i\u00e7in d\u0131\u015fta soyut cevher olarak bulunan bir mevcudun hal de\u011fi\u015fimine konu olmas\u0131 yani bir nefis olmas\u0131 gerekir. Klasik metafizikte g\u00f6ksel nefisler ezelde var edildiklerinden bilgisizlikten bilgilenmeye do\u011fru ilerleyen bir d\u00f6n\u00fc\u015f\u00fcm ge\u00e7irmezler. Dolay\u0131s\u0131yla onlar\u0131n halleri, daha ziyade Tanr\u0131&#8217;dan gelen daimi varl\u0131k feyzinin olan ve bozulan \u015feylerin tahayy\u00fcl\u00fcne d\u00f6n\u00fc\u015ft\u00fcr\u00fclmesi \u015feklindedir. Bu sebeple araz anlam\u0131yla akl\u0131n muhtelif kullan\u0131mlar\u0131n\u0131n tamam\u0131, ger\u00e7ek anlamda insan nefsinin muhtelif hallerini ifade eder. Buna g\u00f6re insan nefsi bedenin olu\u015fumuyla e\u015f zamanl\u0131 olarak var edildi\u011finde b\u00fct\u00fcn bilgilerden yoksundur. Nefsin bilgilerden yoksun oldu\u011fu bu haline heyulani ak\u0131l denir. Bu adland\u0131rmada nefis, b\u00fct\u00fcn cisim suretlerini kabul ederek farkl\u0131 suretlerle donanma \u00f6zelli\u011findeki heyulaya benzetildi\u011finden adland\u0131rma, nefsin kazanaca\u011f\u0131 bilgilerle bi\u00e7imlenece\u011fini ifade eder. Daha sonra be\u015f d\u0131\u015f duyu vas\u0131tas\u0131yla alg\u0131lanan verilerin hiss-i m\u00fc\u015fterek, hayal, vehim, haf\u0131za ve z\u00e2kireden ibaret be\u015f i\u00e7 g\u00fc\u00e7te i\u015flenmesi sayesinde nefiste &#8222;Bir \u015fey ya vard\u0131r ya yoktur&#8220;, &#8222;Bir \u015feye e\u015fit olan \u015feyler birbirlerine e\u015fittirler&#8220; ve &#8222;B\u00fct\u00fcn par\u00e7adan b\u00fcy\u00fckt\u00fcr&#8220; gibi ilk bilgiler (el-ul\u00fbm\u00fc&#8217;l-evvel\u00eeyye) olu\u015fur. B\u00f6ylece nefis, bu bilgilerle bir meleke kazan\u0131r ve bu sebeple nefsin ilk bilgilerle donanm\u0131\u015f haline &#8222;bilmeleke ak\u0131l&#8220; ad\u0131 verilir. \u0130lk bilgilerden sonra nefis, d\u0131\u015f ve i\u00e7 duyular yoluyla nesnelerin kendilerine ve hallerine dair bilgiler edinerek kuvveden fiile intikal s\u00fcrecini ilerletir. B\u00f6ylece insan\u0131n hayat\u0131n\u0131 idame ettirmesini m\u00fcmk\u00fcn k\u0131lan ikincil bilgiler olu\u015fur. Filozoflar nefsin kendisine ve \u00e7evresine dair bilgilere sahip oldu\u011fu bu durumuna bilfiil ak\u0131l ad\u0131n\u0131 verirler. \u015eayet nefis, bilgilenme s\u00fcrecini ilerletme imk\u00e2n\u0131 bularak klasik metafizi\u011fin idealine uygun \u015fekilde var olanlar\u0131n tamam\u0131n\u0131n suret veya hakikatleriyle donanma seviyesine ve b\u00fct\u00fcn \u00e2leme paralel bir akl\u00ee idrake ula\u015f\u0131rsa nefsin bu haline &#8222;m\u00fcstefad ak\u0131l&#8220; denir. &#8222;Al\u0131nm\u0131\u015f&#8220; anlam\u0131na gelen m\u00fcstefad kelimesi, nefiste olu\u015fan b\u00fct\u00fcn bilgilerin, klasik \u0130slam filozoflar\u0131n\u0131n kozmolojisinde bilhassa F\u00e2r\u00e2b\u00ee&#8217;den itibaren hem bu d\u00fcnyadaki b\u00fct\u00fcn nesnelerin t\u00fcrsel suretlerini hem de insan nefsinde meydana gelen bilgileri veren faal ak\u0131ldan al\u0131nm\u0131\u015f oldu\u011funu bildirir. Klasik felsefe geleneklerinde bilginin kayna\u011f\u0131 metafizik bir ilke olan faal ak\u0131l oldu\u011fundan araz anlam\u0131yla akl\u0131n kayna\u011f\u0131 da faal ak\u0131ld\u0131r. Faal ak\u0131l, zaten soyut bir cevher olan nefsin haz\u0131rl\u0131\u011f\u0131 ertesinde ona feyizde bulunur ve bu feyiz, nefiste onun haz\u0131rl\u0131\u011f\u0131na g\u00f6re nesnelerin suretlerine d\u00f6n\u00fc\u015f\u00fcr. Bu demektir ki hem nefsin akl\u00ee ve soyut bir cevher olmas\u0131 hem de bilginin kayna\u011f\u0131n\u0131n faal ak\u0131l olmas\u0131 sebebiyle araz anlam\u0131yla ak\u0131l, dolay\u0131s\u0131yla da insan idraki, fizik d\u00fcnyayla ili\u015fkili olmakla birlikte \u00f6z\u00fc gere\u011fi metafiziktir. \u0130slam d\u00f6nemi filozoflar\u0131, peygamberlik olgusunu izah etmek i\u00e7in araz anlam\u0131ndaki akla bir seviye daha eklemi\u015ftir: Mukaddes veya kuts\u00ee ak\u0131l. \u0130lk defa Eb\u00fc&#8217;l-Hasan \u00c2mir\u00ee (\u00f6. 992) bir peygamberin di\u011fer insanlardan farkl\u0131 olarak bilgileri \u00e7aba sarfetmeden kazanmas\u0131 ve k\u00fcll\u00ee bir idrake sahip olmas\u0131na mukaddes ak\u0131l ad\u0131n\u0131 vermi\u015ftir. Daha sonra \u0130bn S\u00een\u00e2 peygamberin hakikatleri \u00e7aba sarfetmeden sezgi (hads) yoluyla kavramas\u0131n\u0131 kuts\u00ee ak\u0131l olarak adland\u0131rm\u0131\u015ft\u0131r. Mukaddes veya kuts\u00ee ak\u0131l ifadeleri, insan nefsinin m\u00fcstefad ak\u0131ldan sonra ula\u015ft\u0131\u011f\u0131 yeni bir seviyeyi de\u011fil, peygamberin mizac\u0131 ile nefsi aras\u0131ndaki ili\u015fkinin, hakikatleri \u00e7abas\u0131z bir \u015fekilde kavramas\u0131na imk\u00e2n verecek \u015fekilde kusursuzlu\u011funu ifade eder. Kind\u00ee, \u0130hv\u00e2n-\u0131 Saf\u00e2 gibi baz\u0131 filozoflarda s\u00f6z konusu seviyelere mesela bey\u00e2n\u00ee ak\u0131l gibi farkl\u0131 isimler verildi\u011fi g\u00f6r\u00fclse de hem felsefe gelene\u011finin karar k\u0131lm\u0131\u015f a\u00e7\u0131klamas\u0131n\u0131n hem de \u0130slam d\u00fc\u015f\u00fcnce gelene\u011finin \u00f6zellikle Fahreddin R\u00e2z\u00ee sonras\u0131na damgas\u0131n\u0131 vuran ak\u0131l a\u00e7\u0131klamas\u0131n\u0131n s\u00f6z\u00fc edilen be\u015fli taksim oldu\u011fu s\u00f6ylenebilir.<\/p>\n<p>Kelam gelene\u011finin ak\u0131l kavray\u0131\u015f\u0131 ba\u015flang\u0131\u00e7ta farkl\u0131 duyarl\u0131l\u0131klarla geli\u015fmi\u015ftir. Gazz\u00e2l\u00ee \u00f6ncesinde kelamc\u0131lar nefsin soyut bir cevher oldu\u011funu kabul etmediklerinden hem insan b\u00fcnyesinin hem de bu b\u00fcnyede bulunan yahut onunla irtibatl\u0131 oldu\u011fu s\u00f6ylenebilecek olan ruhun atomlardan olu\u015ftu\u011funu iddia etmi\u015flerdir. Eb\u00fc&#8217;l-Hasan E\u015f&#8217;ar\u00ee (\u00f6. 935-36) gibi b\u00fct\u00fcn bilgilerin duyulardan geldi\u011fini iddia eden birka\u00e7 kelamc\u0131 m\u00fcstesna M\u00fbtezile ve Ehl-i s\u00fcnnet ekollerine mensup b\u00fct\u00fcn kelamc\u0131lar, insan\u0131n b\u00fcnyesi meydana getirildi\u011finde Allah&#8217;\u0131n bu b\u00fcnyede m\u00fcpteda bilgileri (el-ul\u00fbmu&#8217;l-m\u00fcbtede) yaratt\u0131\u011f\u0131n\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcr. &#8222;Ba\u015flang\u0131\u00e7&#8220; anlam\u0131na gelen ibtid\u00e2 k\u00f6k\u00fcnden t\u00fcreyen m\u00fcbted\u00e2 kelimesi, hem s\u00f6z konusu bilgilerin ilk bilgiler oldu\u011funu hem de do\u011frudan Allah taraf\u0131ndan yarat\u0131ld\u0131\u011f\u0131n\u0131 ifade eder. Bu bilgiler, filozoflar\u0131n taksimindeki evvel\u00ee bilgilere kar\u015f\u0131l\u0131k gelir. Kelamc\u0131lar ak\u0131l derken i\u015fte bu m\u00fcpteda bilgileri kastederler. H\u00e2ris Muh\u00e2sib\u00ee (\u00f6. 857) ve Fahreddin R\u00e2z\u00ee gibi baz\u0131 kelamc\u0131lar, akl\u0131n bu bilgilerin ad\u0131 olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131, bu bilgileri kazanmay\u0131 m\u00fcmk\u00fcn k\u0131lan bir kuvvenin ad\u0131 oldu\u011funu d\u00fc\u015f\u00fcnm\u00fc\u015flerdir. Bu d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcrlere g\u00f6re ak\u0131l, ilk bilgiler toplam\u0131 de\u011fil, do\u011fu\u015ftan insana verilen g\u00fc\u00e7 anlam\u0131nda bir gar\u00eezedir. Kelamc\u0131lar\u0131n her iki kullan\u0131m\u0131nda da ak\u0131l, insan\u0131n Allah kar\u015f\u0131s\u0131nda sorumlulu\u011funun (teklif) dayana\u011f\u0131n\u0131 olu\u015fturur, hi\u00e7bir insan bu akl\u0131 bir ba\u015fkas\u0131ndan \u00f6\u011frenmez ve do\u011frudan Allah taraf\u0131ndan bah\u015fedilir. M\u00fcpteda bilgilerden sonra kazan\u0131lan bilgilere kelamc\u0131lar genel olarak kazan\u0131lm\u0131\u015f bilgiler anlam\u0131nda m\u00fcktesep veya tecr\u00fcb\u00ee ak\u0131l ad\u0131n\u0131 verirler.<\/p>\n<p>Ak\u0131l kelimesinin s\u00f6z\u00fc edilen anlamlardan ba\u015fka bilhassa \u015fer&#8217;\u00ee bilimler gelene\u011findeki &#8222;ak\u0131l-nakil ili\u015fkisi&#8220; tart\u0131\u015fmalar\u0131nda esnek bir kullan\u0131m\u0131 vard\u0131r. Konuyla ilgili tart\u0131\u015fmalar b\u00fct\u00fcnc\u00fcl olarak incelendi\u011finde ak\u0131l kullan\u0131m\u0131n\u0131n temelde \u00fc\u00e7 anlamla s\u0131n\u0131rl\u0131 oldu\u011fu s\u00f6ylenebilir. Birincisi, yukar\u0131da a\u00e7\u0131klanan evvel\u00ee ve m\u00fcpteda bilgiler anlam\u0131nda kullan\u0131lmas\u0131d\u0131r. Bu kullan\u0131m daha ziyade bir rivayetin akl\u0131n temel kurallar\u0131yla \u00e7eli\u015fiyor kan\u0131s\u0131n\u0131 uyand\u0131rd\u0131\u011f\u0131 durumlarda g\u00f6r\u00fcl\u00fcr. Mesela bir \u015feyin ayn\u0131 anda iki mek\u00e2nda bulundu\u011funu ifade eden bir rivayetin ak\u0131lla \u00e7eli\u015fti\u011fi s\u00f6yledi\u011finde ak\u0131l bu anlamda kullan\u0131l\u0131r. \u0130kincisi, filozoflar\u0131n bilfiil ak\u0131l, kelamc\u0131lar\u0131n m\u00fcktesep ak\u0131l ad\u0131n\u0131 verdi\u011fi ak\u0131l kapsam\u0131na dahil edilebilecek kullan\u0131md\u0131r. Fakat hem bilfiil ak\u0131l hem de m\u00fcktesep ak\u0131l kavram\u0131 neredeyse b\u00fct\u00fcn insan\u00ee idrakleri i\u00e7erecek \u015fekilde kullan\u0131labilecek bir esnekli\u011fe sahiptir. Ak\u0131l-nakil \u00e7at\u0131\u015fmas\u0131ndaki kullan\u0131m, s\u00f6z konusu geni\u015f \u00e7er\u00e7eve i\u00e7inde daha ziyade sa\u011f duyuya dayal\u0131 idrakler yani g\u00fcndelik tecr\u00fcbeyi olu\u015fturan bilgiler anlam\u0131na gelir. Mesela bir k\u0131s\u0131m mucizelerin ak\u0131lla \u00e7eli\u015fti\u011fi s\u00f6ylendi\u011finde kastedilen budur. \u00d6zellikle baz\u0131 mucizeler sa\u011f duyuya dayal\u0131 idraklerle \u00e7eli\u015fmesi ba\u011flam\u0131nda ele al\u0131nm\u0131\u015ft\u0131r. \u00dc\u00e7\u00fcnc\u00fcs\u00fc ve tart\u0131\u015fmalar\u0131n nirengi noktas\u0131n\u0131 olu\u015fturan kullan\u0131m ise belirli bir d\u00f6nemde bir d\u00fc\u015f\u00fcnce gelene\u011fi taraf\u0131ndan kabul edilen bilimsel bilgiler b\u00fct\u00fcn\u00fcd\u00fcr. D\u00fcnyan\u0131n dakikle\u015ftirilmi\u015f idrakini ifade eden bilimsel bilgiler b\u00fct\u00fcn\u00fc anlam\u0131nda ak\u0131l da esas itibariyle bilfiil veya m\u00fcktesep ak\u0131l kapsam\u0131na girmekle birlikte onun daha dar bir b\u00f6l\u00fcm\u00fcn\u00fc ifade eder. Bu sebeple hem sa\u011f duyuya dayal\u0131 idrak hem de bilimsel idrak anlam\u0131ndaki ak\u0131l bilhassa din\u00ee d\u00fc\u015f\u00fcnce gelene\u011fine mensup yazarlar\u0131n metinlerinde, bazan rey (rey-nas ili\u015fkisi), bazan k\u0131yas (k\u0131yas-rivayet ili\u015fkisi), bazan da felsefe (din-felsefe ili\u015fkisi) kelimesiyle ifade edilir.<\/p>\n<p>\u0130slam d\u00fc\u015f\u00fcnce gelene\u011finde sufilerin ak\u0131l ele\u015ftirisi yapt\u0131\u011f\u0131 metinlerde ak\u0131l kavram\u0131 ise insan nefsinin bir y\u00f6n\u00fc olan fikir g\u00fcc\u00fc anlam\u0131na gelir. Nefsin d\u0131\u015f d\u00fcnyadan al\u0131nan idraklerden istidlal yaparak hakikati bilme \u00e7abas\u0131n\u0131n yetersiz oldu\u011funu ve metafizik alanda kesinlik veremeyece\u011fini iddia eden sufiler, fikir g\u00fcc\u00fcn\u00fcn k\u0131s\u0131tl\u0131 oldu\u011funu ve &#8222;lat\u00eefe-yi ins\u00e2niye&#8220; ad\u0131 verilen soyut nefsin b\u00fct\u00fcn kabiliyetlerini ifade etmeyece\u011fini d\u00fc\u015f\u00fcnm\u00fc\u015flerdir.<\/p>\n<p>Bat\u0131 D\u00fc\u015f\u00fcncesinde Ak\u0131l: Ak\u0131l kavram\u0131n\u0131n Bat\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcnce tarihindeki ser\u00fcveni de Ayd\u0131nlanma \u00f6ncesi d\u00f6neme kadar baz\u0131 a\u00e7\u0131lardan \u0130slam d\u00fc\u015f\u00fcnce tarihindeki ser\u00fcvenine benzer. Zira \u0130slam&#8217;da felsefe ekol\u00fcn\u00fcn kaynaklar\u0131 ile Bat\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcncesinin kaynaklar\u0131 ayn\u0131 oldu\u011fu gibi modern Bat\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcncesinin hem kurulu\u015f hem de Ayd\u0131nlanma d\u00f6nemine kadar geli\u015fim evresinde \u0130slam filozoflar\u0131n\u0131n metinleri etkili olmu\u015ftur. Descartes (\u00f6. 1650) klasiklerin nefis ve beden ay\u0131r\u0131m\u0131n\u0131 tevar\u00fcs ederek nefsin (ruh) kayna\u011f\u0131 ilah\u00ee mertebe olan manevi bir cevher oldu\u011funu, do\u011fu\u015ftan birtak\u0131m bilgilerle donand\u0131\u011f\u0131n\u0131 ve ak\u0131l denilen \u015feyin de nefsin do\u011fruyu yanl\u0131\u015ftan ay\u0131rt etme ve iyi h\u00fck\u00fcm verme kabiliyeti oldu\u011funu d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcr. Ona g\u00f6re duyular yan\u0131lt\u0131c\u0131d\u0131r ve hakiki bilgi akl\u0131n kavrad\u0131\u011f\u0131 hakikatlerdir. Ak\u0131l ile duyular aras\u0131nda keskin bir ay\u0131r\u0131ma yol a\u00e7an ve g\u00fcn\u00fcm\u00fcze kadar etkisini bir \u015fekilde s\u00fcrd\u00fcren bu tav\u0131r, Descartes sonras\u0131nda akl\u0131n bilgide merkez\u00eeli\u011fini savunan, duyular\u0131n yan\u0131lt\u0131c\u0131 oldu\u011funu iddia eden yeni bir ak\u0131lc\u0131 ak\u0131m\u0131n (rasyonalizm) do\u011fmas\u0131na yol a\u00e7m\u0131\u015ft\u0131r. Descartes&#8217;\u0131n klasiklerden temelde iki fark\u0131 oldu\u011fu g\u00f6r\u00fcl\u00fcr. Birincisi: \u00d6ncekilerin m\u00fcktesep veya bilfiil ak\u0131l ad\u0131n\u0131 verdi\u011fi bilgilerin kayna\u011f\u0131 insan\u0131n kendisini a\u015fk\u0131n, metafizik bir ilke iken Descartes ilah\u00ee ilhamlara mazhar oldu\u011funu s\u00f6ylemesine ra\u011fmen akl\u0131, kilise taraf\u0131ndan temsil edilen vahiy kar\u015f\u0131s\u0131nda \u00f6zerk hale getirmi\u015ftir. \u0130kincisi, fiziksel nesnenin hakikatinin matematiksel oldu\u011funu s\u00f6ylemesi ve geometriye cebri uygulamas\u0131d\u0131r (analitik geometri). Ku\u015fkusuz bu, ak\u0131l kavram\u0131ndan ziyade m\u00fcktesep akl\u0131n muhtevas\u0131nda bir devrimdir. Bu \u00e7aba s\u00fcre\u00e7 i\u00e7inde fiziksel nesnenin matematiksel incelemesiyle muhtevas\u0131 zenginle\u015fen ve kendisine yeterli olan bir ak\u0131l kavray\u0131\u015f\u0131na do\u011fru ilerleyecektir.<\/p>\n<p>Descartes sonras\u0131nda K\u0131ta Avrupas\u0131&#8217;nda Leibniz ve Spinoza esas itibariyle Descartes\u00e7\u0131 rasyonalist \u00e7izgiyi devam ettirmi\u015ftir. \u00d6zellikle Spinoza b\u00fct\u00fcn varl\u0131\u011f\u0131 kavrayabilme, ezel\u00ee ve ebed\u00ee olan\u0131 idrak edebilme kabiliyetine sahip bir ak\u0131l tasavvuruyla mutlak bir rasyonalisttir. Fakat Spinoza&#8217;n\u0131n mutlak akl\u0131, klasik metafizik gelene\u011fin iddialar\u0131yla uyumlu \u015fekilde her \u015feyi kavrayabilen bir ak\u0131ld\u0131r ve bu y\u00f6n\u00fcyle \u0130bn S\u00een\u00e2&#8217;n\u0131n Kit\u00e2b\u00fc&#8217;\u015f-\u015eif\u00e2: Metafizik&#8217;inde en yetkin ifadesini bulan mevcutlar\u0131n b\u00fct\u00fcn\u00fcn\u00fc anlama kabiliyetini ta\u015f\u0131yan bir cevher olarak g\u00f6r\u00fcn\u00fcr. I. Kant (\u00f6. 1804) \u00f6ncesi K\u0131ta Avrupas\u0131 filozoflar\u0131n\u0131n ak\u0131l tasavvuru esas itibariyle klasik metafizik gelene\u011fin temel kabulleriyle uyumlu olmakla birlikte aralar\u0131nda dikkate de\u011fer bir fark oldu\u011fu s\u00f6ylenebilir: O fark geli\u015fen bilimler kar\u015f\u0131s\u0131nda saf akla dayal\u0131 bir metafizi\u011fin temellendirilmesi i\u00e7in ak\u0131l ve duyular aras\u0131ndaki fark\u0131n keskinle\u015ftirilmesidir. Bu y\u00f6n\u00fcyle Me\u015f\u015f\u00e2\u00eelik ve Yeni Efl\u00e2tunculuk&#8217;tan ayr\u0131l\u0131r ve Efl\u00e2tun&#8217;un fizik d\u00fcnyay\u0131 matemati\u011fe, akl\u00ee \u00e2lemi metafizi\u011fe b\u0131rakan tavr\u0131n\u0131n yeni bir yorumu olarak de\u011ferlendirilebilir. Dolay\u0131s\u0131yla bu filozoflar\u0131n ak\u0131l teorisinde eskilerden farklar\u0131, akl\u0131n i\u015flevlerinden ziyade muhtevas\u0131ndad\u0131r.  Hatta Leibniz ve Spinoza, akl\u0131n metafizikteki i\u015flevleri bak\u0131m\u0131ndan Fahreddin R\u00e2z\u00ee ve takip\u00e7ilerini hat\u0131rlat\u0131rlar.<\/p>\n<p>J. Locke (\u00f6. 1704) ve D. Hume (\u00f6. 1776) gibi Ada filozoflar\u0131 ise Descartes&#8217;\u0131n ak\u0131l ve duyular ay\u0131r\u0131m\u0131ndan duyular taraf\u0131n\u0131 tercih ederek empirist bir gelenek olu\u015fturmu\u015flard\u0131r. Bu filozoflar, rasyonalistlerden farkl\u0131 olarak akl\u0131n cevher oldu\u011funu de\u011fil, istidlal kuvvesi oldu\u011funu d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcrler. S\u00f6z konusu g\u00fc\u00e7 tamamen duyu verileri \u00fczerinde \u00e7al\u0131\u015farak bilinenden bilinmeyene gitmeyi m\u00fcmk\u00fcn k\u0131lan kavramlar ve \u00f6nermeler dizisi olu\u015fturur. Esas\u0131nda ak\u0131l hakk\u0131nda bu tav\u0131r da yeni de\u011fildir ve bilhassa \u0130slam d\u00fc\u015f\u00fcnce gelene\u011finde \u0130mam E\u015f&#8217;ar\u00ee ve Eb\u00fb Bekir \u0130bn\u00fc&#8217;l-Arab\u00ee (\u00f6. 1148) gibi d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcrlerce savunulmu\u015ftur. Fakat bu kavray\u0131\u015f\u0131n gerek H\u0131ristiyanl\u0131k gerekse \u0130slam d\u00f6neminden esasl\u0131 bir fark\u0131 vard\u0131r: \u0130stidlal melekesi anlam\u0131yla ak\u0131l, ilah\u00ee vahyi ve din\u00ee tecr\u00fcbeyi veri olarak kabul etmedi\u011fi takdirde salt duyumculu\u011fa d\u00f6n\u00fc\u015fmekte ve geli\u015fen matematiksel fizikle uyumlu \u015fekilde muhtevas\u0131n\u0131 tamamen insan\u0131n fiziksel d\u00fcnyaya dair tecr\u00fcbelerinden almaktad\u0131r. Bu sebeple Locke ve Hume&#8217;un ak\u0131l kavray\u0131\u015f\u0131, -Locke&#8217;un Tanr\u0131&#8217;y\u0131 ve dini kabul etmesine ra\u011fmen- klasik metafizi\u011fin ve din\u00ee kabullerin hem ele\u015ftirisini ihtiva etmektedir hem de etkisi giderek artan bir ele\u015ftirel tavr\u0131 ba\u015flatm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n<p>Bat\u0131 felsefesi tarihinde ak\u0131l kavram\u0131 hakk\u0131ndaki b\u00fcy\u00fck d\u00f6n\u00fc\u015f\u00fcm Kant&#8217;ta g\u00f6r\u00fcl\u00fcr. Kant, \u00f6nceki Ada filozoflar\u0131na benzer \u015fekilde insan zihninin duyu verileriyle i\u00e7erik kazand\u0131\u011f\u0131n\u0131 s\u00f6ylemi\u015ftir. Di\u011fer yandan duyulardan ba\u011f\u0131ms\u0131z olarak meydana gelen apriori bilgiler oldu\u011funu kabul ederek rasyonalistlerle de uyu\u015fur. Fakat o, bilginin zihin i\u00e7inde kuruldu\u011funu ve insan zihninin kendinde \u015feye hi\u00e7bir zaman ula\u015famayaca\u011f\u0131n\u0131 s\u00f6yleyerek empiristlerden; cevher anlam\u0131yla akl\u0131 reddederek rasyonalistlerden ayr\u0131l\u0131r. Ona g\u00f6re ak\u0131l ve anlama g\u00fcc\u00fc farkl\u0131 \u015feylerdir. Duyu verileri kendinde birlik, t\u00fcml\u00fck gibi kategorik \u00f6zelliklerden yoksundur. Duyu (ihsas), \u00f6nce bu verileri zaman ve mek\u00e2n formlar\u0131na sokar. Ard\u0131ndan anlama g\u00fcc\u00fc duyu verilerini do\u011fu\u015ftan sahip oldu\u011fu kategorilere dahil ederek yap\u0131land\u0131r\u0131r. Anlama g\u00fcc\u00fcn\u00fcn duyu verilerinden ba\u015fka bir malzemesi yoktur ve asl\u00ee g\u00f6revi tasdikler olu\u015fturmakt\u0131r. Bu sebeple duyu verileri olmadan anlama g\u00fcc\u00fcn\u00fcn kategorileri tamamen bo\u015ftur. \u00d6te yandan anlama g\u00fcc\u00fcn\u00fcn yap\u0131land\u0131rmas\u0131 olmaks\u0131z\u0131n duyu verileri k\u00f6r ve anlams\u0131zd\u0131r. Anlam g\u00fcc\u00fc ile duyu aras\u0131ndaki ba\u011flant\u0131y\u0131 tahayy\u00fcl g\u00fcc\u00fc kurarak kategorileri \u015femala\u015ft\u0131r\u0131r. Ak\u0131l ise anlama g\u00fcc\u00fcnden farkl\u0131 olarak bilginin s\u0131n\u0131rlar\u0131n\u0131n \u00f6tesine uzanan bir kuvve yahut faaliyettir. Anlama g\u00fcc\u00fcn\u00fcn yap\u0131s\u0131nda bulunan apriori kavramlardan ve kategorilerden farkl\u0131 olarak ak\u0131l, apriori idelere sahiptir. Bu ideler Tanr\u0131, \u00e2lem ve ruh (nefis) olarak s\u0131ralan\u0131r. Fakat bu ideler, Kant&#8217;a g\u00f6re bilginin s\u0131n\u0131rlar\u0131n\u0131n d\u0131\u015f\u0131ndad\u0131r ve ak\u0131l tam da bilginin s\u0131n\u0131rlar\u0131n\u0131 a\u015farak varl\u0131\u011fa dair ku\u015fat\u0131c\u0131 bir idrake varmaya \u00e7al\u0131\u015f\u0131r. B\u00f6ylece Kant, bilinebilir olan ile d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fclebilir olan\u0131 ayr\u0131\u015ft\u0131rarak akl\u0131n bilme imk\u00e2n\u0131 bulunmayan \u015feyleri d\u00fc\u015f\u00fcnebildi\u011fini iddia etmi\u015ftir. Yine de Kant, ahlak\u0131 saf akl\u0131n Tanr\u0131 ve ruh idelerine dayand\u0131rarak bu ideleri pratik akl\u0131n temeline yerle\u015ftirir ve klasik d\u00f6nemden intikal eden pratik ak\u0131l kavram\u0131n\u0131 da d\u00f6n\u00fc\u015ft\u00fcr\u00fcr.<\/p>\n<p>Bat\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcncesinin metafizi\u011fi bilimleri d\u0131\u015f\u0131na \u00e7\u0131karma ve d\u0131\u015f d\u00fcnyan\u0131n bilgisinin matematiksel fiziksel kurma te\u015febb\u00fcs\u00fcn\u00fcn akl\u0131 kelimenin hakiki anlam\u0131yla Kant taraf\u0131ndan in\u015fa edilmi\u015ftir. Fakat Kant felsefesi, insan idrakini kendi s\u0131n\u0131rlar\u0131na hapsetme neticesini do\u011furdu\u011fundan Kant sonras\u0131 Alman romantikleri bu sorunu a\u015fma te\u015febb\u00fcs\u00fcne giri\u015fmi\u015flerdir. Romantiklerin \u00e7abas\u0131n\u0131n Hegel&#8217;in (\u00f6. 1831) mutlak ak\u0131l kavram\u0131nda zirveye ta\u015f\u0131nd\u0131\u011f\u0131 s\u00f6ylenebilir. Hegel, cevher olarak ak\u0131l kavram\u0131na yeniden d\u00f6nm\u00fc\u015f ve panteist bir ak\u0131l anlay\u0131\u015f\u0131 in\u015fa etmi\u015ftir. Hegel&#8217;in mutlak akl\u0131 daha ziyade Muhyiddin \u0130bn\u00fc&#8217;l-Arab\u00ee&#8217;nin vahdet-i v\u00fccudundaki &#8222;mutlak varl\u0131k&#8220;\u0131 hat\u0131rlatacak \u015fekilde ezelden ebede varl\u0131\u011f\u0131n\u0131 s\u00fcrd\u00fcren, b\u00fct\u00fcn mevcutlar\u0131n niha\u00ee tahlilde kendisinin hali veya zuhuru oldu\u011fu yeg\u00e2ne k\u00fcll\u00ee cevher olarak g\u00f6r\u00fcn\u00fcr. Kant felsefesinin yol a\u00e7t\u0131\u011f\u0131 krize \u00e7\u00f6z\u00fcm\u00fc, mutlak akl\u0131n tarih boyunca devam eden zuhurunun insan akl\u0131nda ve bu akl\u0131n en geli\u015fmi\u015f kurumsal \u00fcretimi olan modern devlette zirveye ula\u015ft\u0131\u011f\u0131, dolay\u0131s\u0131yla da insan akl\u0131n\u0131n s\u0131n\u0131rlar\u0131n\u0131n bir \u00f6tesi bulunmad\u0131\u011f\u0131d\u0131r ve ak\u0131l, bilmenin en y\u00fcksek formunu olu\u015fturur. Bu bak\u0131mdan Hegel&#8217;in ak\u0131l teorisi, sek\u00fcler ak\u0131l kavray\u0131\u015f\u0131n\u0131n etkili bir ele\u015ftirisi olarak de\u011ferlendirilmeye elveri\u015flidir.<\/p>\n<p>Her ne kadar sonraki d\u00f6nemlerde Husserl, Bergson gibi filozoflar akl\u0131n metafizik idrakini yeniden g\u00fc\u00e7lendirmeye \u00e7al\u0131\u015fsa da Bat\u0131 felsefesinde ilah\u00ee k\u00f6klerinden kopar\u0131lm\u0131\u015f ak\u0131l anlay\u0131\u015f\u0131 XIX. y\u00fczy\u0131l\u0131n ikinci yar\u0131s\u0131 ve XX. y\u00fczy\u0131lda daha da g\u00fc\u00e7lenmi\u015ftir. Bu ba\u011flamda Kant felsefesinin bir d\u00f6n\u00fcm noktas\u0131 oldu\u011funu, onun duyu, hayal, anlama g\u00fcc\u00fc ve ak\u0131l hakk\u0131ndaki ele\u015ftirel tahlillerinin olduk\u00e7a farkl\u0131 sonu\u00e7lara yol a\u00e7t\u0131\u011f\u0131n\u0131 belirtmek gerekir. Kant ele\u015ftirel tahlillerine ve bunlar\u0131n sonucu olarak kendinde \u015feyin (numen) bilinemeyece\u011fi kanaatine varsa da insan akl\u0131n\u0131n kendi kendisine \u015feffaf oldu\u011funu d\u00fc\u015f\u00fcnmeye devam etmi\u015fti. Kant sonras\u0131nda bilincin mahiyetine dair soru\u015fturmalar, insan tan\u0131m\u0131nda akl\u0131n de\u011fil, simgele\u015ftirmenin, \u015fehvet g\u00fcc\u00fcn\u00fcn, fark\u0131nda olunmayan yap\u0131lar\u0131n egemen oldu\u011fu, zira bilincin kendi kendisine a\u00e7\u0131k olmad\u0131\u011f\u0131 iddias\u0131 g\u00fc\u00e7lenmi\u015ftir. Bu bak\u0131mdan istidlal\u00ee ak\u0131l ara\u00e7salla\u015fm\u0131\u015f, bu akl\u0131n muhtevas\u0131n\u0131n bireyin fark\u0131nda olmad\u0131\u011f\u0131 bilin\u00e7 d\u0131\u015f\u0131 unsurlar taraf\u0131ndan y\u00f6netildi\u011fi yahut dil ve gelenek gibi yap\u0131lar taraf\u0131ndan in\u015fa edildi\u011fi ileri s\u00fcr\u00fclm\u00fc\u015ft\u00fcr.<\/p>\n<p>Akl\u0131n modern d\u00f6nemdeki yayg\u0131n kullan\u0131m\u0131 kendi i\u00e7inde \u00e7eli\u015fkiler bar\u0131nd\u0131r\u0131r. Bir yandan bilimsel bilginin ideolojisi, t\u0131pk\u0131 klasik d\u00f6nemde oldu\u011fu gibi do\u011fan\u0131n bilgisiyle geni\u015fleyen evrensel bir ak\u0131l oldu\u011fu kabul\u00fcne dayan\u0131r. Bilimsel bilginin psikolojik hakimiyeti, tamamen b\u00f6yle bir ak\u0131l tasavvuru \u00fczerine kuruludur. Di\u011fer yandan insan zihninin kendinde \u015feyi bilmekten ve kendi geli\u015fim s\u00fcre\u00e7lerini anlamaktan niha\u00ee kertede aciz oldu\u011fu s\u00f6ylenerek akl\u0131n muhtevas\u0131 izafile\u015ftirilir. Ku\u015fkusuz bu durumda ak\u0131l yerelle\u015fecektir fakat belirli bir akl\u0131n di\u011ferlerine hakimiyeti, ele\u015ftiri s\u00fczgecinden ge\u00e7ip \u015feffafl\u0131k derecesinin daha y\u00fcksek oldu\u011funun kabul edilmesinin yan\u0131 s\u0131ra elveri\u015fli siyas\u00ee, iktisad\u00ee ve asker\u00ee \u015fartlar sayesinde sa\u011flanacakt\u0131r.<\/p>\n<p>Kaynak\u00e7a<br \/>\nAlt\u0131n\u00f6rs, Atakan. \u201cAkl\u0131n Bat\u0131 Felsefesindeki Ser\u00fcvenine Dair Bir Panaroma\u201d. Sabah \u00dclkesi. sy. 55 (2018), s. 11-18.<\/p>\n<p>Cevizci, Ahmet. Paradigma Felsefe S\u00f6zl\u00fc\u011f\u00fc. \u0130stanbul 1999, s. 28-29.<\/p>\n<p>C\u00fcrc\u00e2n\u00ee, Seyyid \u015eer\u00eef. \u015eerhu\u2019l-Mev\u00e2k\u0131f. \u00e7ev. \u00d6. T\u00fcrker. \u0130stanbul 2015, II, 430-437.<\/p>\n<p>\u00c7elik, Sara. Modern Felsefe II. Eski\u015fehir 2011, s. 6-36.<\/p>\n<p>F\u00e2r\u00e2b\u00ee. Eb\u00fb Nasr Muhammed. Ris\u00e2le fi\u2019l-Akl. n\u015fr. M. Bouyges. Beyrut 1983, s. 1-36.<\/p>\n<p>Muh\u00e2sib\u00ee, Eb\u00fb Abdullah el-H\u00e2ris. M\u00e2iyyet\u00fc\u2019l-Akl ve Ma\u2018n\u00e2h\u00fc ve \u0130htil\u00e2f\u00fc\u2019n-N\u00e2s F\u00eeh (el-Akl ve Fehm\u00fc\u2019l-Kur\u2019\u00e2n i\u00e7inde). n\u015fr. H. el-Kuvvetl\u00ee. Beyrut 1982, s. 205.<\/p>\n<p>G\u00f6r\u00fc\u015f, \u00f6neri ve yorumlar\u0131n\u0131z i\u00e7in t\u0131klay\u0131n\u0131z.&#8220;<\/p>\n<p>https:\/\/turkmaarifansiklopedisi.org.tr\/akil<\/p>\n","protected":false},"excerpt":{"rendered":"<p>M\u00fcr\u00fcvvet \u00c7al\u0131\u015fkan &#8222;Kur&#8217;\u00e2n&#8217;da d\u00fc\u015f\u00fcncenin t\u00fcrevleri i\u00e7in; Tedebb\u00fcr, Tefekk\u00fcr, Tezekk\u00fcr, Taakkul, Tefakkuh kavramlar\u0131 ge\u00e7erken, Akl\u0131n t\u00fcrevleri i\u00e7in; Lub, Nuha, Mirra, Hicr, Hilm Kavramlar\u0131 ge\u00e7mektedir. L-B-B Herhangi bir \u015f\u00e2ibeden ar\u0131nm\u0131\u015f olan ak\u0131l. Bu \u015fekilde ad olmas\u0131n\u0131n sebebi, insanda var olan anlamlar\u0131n \u00f6z\u00fc olmas\u0131ndand\u0131r. Bir \u015feyin i\u00e7 y\u00fcz\u00fc, \u00f6z\u00fc, cevheri, asl\u0131, en iyi k\u0131sm\u0131 demek olan l\u00fcb gibi. &hellip; <\/p>\n<p class=\"link-more\"><a href=\"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/?p=204814\" class=\"more-link\"><span class=\"screen-reader-text\">\u201eKur\u2019\u00e2n\u2019da Ak\u0131l Kavram\u0131\u201c<\/span> weiterlesen<\/a><\/p>\n","protected":false},"author":1,"featured_media":0,"comment_status":"open","ping_status":"open","sticky":false,"template":"","format":"standard","meta":[],"categories":[1],"tags":[],"_links":{"self":[{"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=\/wp\/v2\/posts\/204814"}],"collection":[{"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=\/wp\/v2\/posts"}],"about":[{"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=\/wp\/v2\/types\/post"}],"author":[{"embeddable":true,"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=\/wp\/v2\/users\/1"}],"replies":[{"embeddable":true,"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=%2Fwp%2Fv2%2Fcomments&post=204814"}],"version-history":[{"count":2,"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=\/wp\/v2\/posts\/204814\/revisions"}],"predecessor-version":[{"id":204816,"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=\/wp\/v2\/posts\/204814\/revisions\/204816"}],"wp:attachment":[{"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=%2Fwp%2Fv2%2Fmedia&parent=204814"}],"wp:term":[{"taxonomy":"category","embeddable":true,"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=%2Fwp%2Fv2%2Fcategories&post=204814"},{"taxonomy":"post_tag","embeddable":true,"href":"http:\/\/wordpress.gurbuz.net\/index.php?rest_route=%2Fwp%2Fv2%2Ftags&post=204814"}],"curies":[{"name":"wp","href":"https:\/\/api.w.org\/{rel}","templated":true}]}}